- Aslında şu an Ortadoğu sahasında iki farklı stratejiyi temsil eden iki entegrasyon projesi gündemdedir. İlki; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum” programına dayalı geliştirdiği “Demokratik Entegrasyon Süreci”, diğeri ise Tom Barrack eliyle geliştirilmek istenen ve “Tek Ordu-Tek Hükümet-Tek Devlet” sloganıyla somutlaşan entegrasyon projesi.
HÎWA HEMRÎNÎ
Ortadoğu'da Sykes-Picot sistemi çökerken ve 20. yüzyıl başında yapılandırılan Irak, Türkiye, Suriye ve İran sistemleri aşılırken Kürdistan ve Kürt halkının konumu her zamankinden daha önemli hale geliyor. Net olan iki temel husus var. İlki; Ortadoğu’da 1916 Sykes-Picot anlaşmasıyla kurulan ulus-devlet mimarisi, kapitalist sistemin küresel hegemonya krizine paralel olarak miadını doldurmaktadır. Bu mimarinin merkez alanları olan Türkiye, Suriye, İran ve Irak rejimleri de bunun yansıması olarak çözülüyor. İkincisi; Kürdistan’ın Ortadoğu’daki merkezi konumu ve jeo-stratejik pozisyonu daha da güçlenmiştir ve tüm bölgesel ve küresel güçler Kürdistan’ın yeni dönemin değişim merkezi olacağını bilerek bunun üzerine yeni hesaplar yapmaktadır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tüm bu hesapları hesaplayarak Kürt-Kürdistan olgularını yeniden değerlendirmekte ve yeni bir Kürdistan programı geliştirmektedir.
'Savaş tufanı'ndan çıkış
Mevcut tablo, geleneksel hegemonik dengelerin (bölgesel ve küresel) tasfiye olduğu ve toplumsal dokuların tarihin en şiddetli sarsıntılarından geçerek atomize edildiği bir "savaş tufanı" olarak tezahür etmektedir. Şimdi bölgedeki her güç bu tufandan nasıl çıkacağını hesaplamakta, çoğunlukla da eski paradigma ve stratejilere sarılmaktadır. Oysa bu tarihsel tufandan çıkış, eski ulus-devlet kalıplarını onarmakla (sonradan değerlendireceğimiz Tom Barrack eliyle uygulanmaya çalışılan entegrasyon projeleri gibi) mümkün değildir. Eğer Ortadoğu’da yaşananları bir savaş ve yıkım tufanı olarak görürsek, halkları bu tufandan kurtaracak stratejinin merkeziyetçi, inkarcı ve tekçi sistem paradigmalarından kopuş temelinde gelişeceğini görmek gerekiyor. Kuşkusuz Kürt-Kürdistan olgusunun durumunu ve geleceğini de böyle bir paradigmasal bakış ve stratejik analiz cevaplayacaktır.
20. yüzyılın araçları Kürt sorununu çözemez
Kesin olan şudur, 20. yüzyılın ne kapitalist modernite ve ulus-devlet modelleri ne de reel sosyalizmin dogmatik devletçi ve merkeziyetçi kalıpları, Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesine kalıcı bir çözüm sunabilmektedir. Yüzyıllık mücadele deneyimi, bu iki modernite krizinin ürettiği araçların (klasik gerilla savaşlarından ayrı devlet kurma hayallerine kadar) artık miadını doldurduğunu kesin olarak kanıtlamıştır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum” hamlesini ve “Demokratik Entegrasyon” perspektifini bu temelde, yeni bir Kürdistan mücadele stratejisi olarak değerlendirmek aydınlatıcı olacaktır. Yoksa ne Kuzey Kürdistan’daki çözüm sürecini, ne Rojava’daki entegrasyon sürecini, ne Güney Kürdistan’ın karşı karşıya olduğu dönüşüm sürecini ne de Rojhilat’da kadın devrimi temelinde bir toplumsal devrimin nasıl gelişebileceğini anlamlı kılamayız.
İki farklı entegrasyon
Aslında şu an Ortadoğu sahasında iki farklı stratejiyi temsil eden iki entegrasyon projesi gündemdedir. İlki; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum” programına dayalı geliştirdiği “Demokratik Entegrasyon Süreci”, diğeri ise Tom Barrack eliyle geliştirilmek istenen ve “Tek Ordu-Tek Hükümet-Tek Devlet” sloganıyla somutlaşan entegrasyon projesi. Her iki proje, iki farklı paradigmayı temsil ettiği için hangisinin başarılı olacağı, Ortadoğu'nun geleceğini de temelden etkileyecektir. Bu öneminden dolayı her iki entegrasyon projesinin niteliklerine kısaca bakmak faydalı olacaktır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın teorize ettiği ve özellikle Kürt özgürlük hareketinin pratikleştirmeye çalıştığı stratejik program, ulus-devlet sınırlarını aşmayı hedefleyen bir dönüşüm önerir. Çözülen merkeziyetçi yapıları onarmak yerine, demokratik toplum inşasına dayalı halkların eşit-özgür ortak yaşamını (Demokratik Ulus) esas alır. Yani çokça çarpıtılmaya çalışıldığı gibi bu stratejik program Kürdistan'ı parçalayan ve sömürgeleştiren ulus-devlet merkezlerini (Ankara, Şam, Tahran ve Bağdat) güçlendirmez ve ona teslim olmaz, tam tersine demokratik toplumu özsavunma ve özyönetim kapasitesini koruyarak inşa ederek özgür Kürt varlığını hedefler.
Barrack’ın projesi!
Tom Barrack eliyle sahada uygulanmaya çalışılan entegrasyon projesi ise çözülen eski Sykes-Picot mimarisini ve ulus-devlet formunu kurtarmaya yönelik, "Tek Ordu, Tek Hükümet, Tek Devlet" formülüyle özetlenir. Küresel kapitalizmin merkezi çıkarlarını ve bölgedeki güvenlikçi statükoyu korumak adına, otoriter ve merkeziyetçi yapıları makyajlayarak tahkim etmeyi ve ayakta tutmayı hedefler. Barrack’ın entegrasyon projesi, çökmüş veya çözülmekte olan ulus-devlet coğrafyasında (örneğin Suriye ve Irak hattında) yerel dinamiklerin ve halkların kendi özerk alanlarını kurmasını engelleme amacını taşır.
Sayın Öcalan: Tarih şimdidir
Tom Barrack eliyle sahaya sürülen tekçi ve merkezi projeler, tarihin geriye sarılamayacağı gerçeğini gözardı eder. Irak, Suriye, İran ve Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu genelinde derinleşen kriz, mevcut ulus-devlet aklının iflasından kaynaklanmaktadır, aynı akıl ile yapılacak her türlü restorasyon ise yalnızca krizi derinleştirecek ve kaosu uzatacaktır. Zaten temel amaçları da budur. “Tarih şimdidir” diyen Sayın Öcalan ise somut güncel durumun Sykes-Picot sonrasına çok benzediğini, küresel güçlerin esas olarak bölge ulus devletlerini ayakta tutarak başta Kürt sorunu olmak üzere kriz düzeyindeki bölge sorunlarını denetimde tutmaya çalıştıklarına işaret eder. Kürt ve Kürdistan bağlamında ise bu tespit şu anlama gelir: Kürtlerin 100 yıllık ulusal mücadelesi, özelde de PKK öncülüğündeki 50 yıllık mücadele Kürtlere uygulanan soykırım politikasını büyük oranda kırsa da, Kürtleri yok sayma ve giderek eritmeye dayalı olan bu strateji halen tam olarak terk edilmiş değildir. Dolayısıyla varlıklarını büyük oranda kanıtlayan Kürtlerin bunu özgürlükle tamamlayacakları bir stratejik programı geliştirmeleri en acil görev olmaktadır.
Denge dağıldı!
Sayın Öcalan’ın çizdiği Kürdistan ve Ortadoğu’daki temel resim şöyledir: Sykes-Picot ile yapılandırılan bölge mimarisi çözülmekte ve çökmektedir. Arap ülkelerindeki Baas rejimleri çöktü ve tasfiye oldu. Humeyni Devrimi ile Şah rejiminin yerini alan İran İslam Cumhuriyeti bir idam ve kırım rejimi olarak varlığını sürdürmeye çalışsa da artık bu rejimin aşılacağı görülüyor. Türkiye’de cumhuriyetin kurucu gücü olan laik-milliyetçilik aşılmış, yerine İslamcı-milliyetçi hegemonya yerleşmiştir. Sayın Öcalan bu tabloyu derinlikli olarak analiz edip şu çarpıcı tespiti yapıyor: “1923’ten sonra Türkiye’de ‘Lozan Dengesi’ denilen veya Arap ülkelerinde ‘Baas Dengesi’, İran’da ‘Humeyni öncesi ve Humeyni Dengesi’ denilen durum bir geçiş sürecinin stratejik dengesini ifade ediyordu. 7 Ekim 2023 ile birlikte bu denge dağıldı.”
Bu çarpıcı tespitin akla getirdiği ilk soru şu olmaktadır: Çözülen ve dağılan bu rejimlerin yerine ne ikame edilecektir? Ulus devlet sistemiyle yüzyıl boyunca soykırım kapanında tutulan Kürtler bu yeni sistem inşasına yön verebilecekler midir? Sayın Öcalan’ın demokratik entegrasyon programı, Kürtler şahsında merkez-çevre ilişkisini, yani Kürtlerin Ankara, Bağdat, Şam ve Tahran ilişkilerini nasıl dönüştürmeyi hedefliyor?
Özgürlük programı
Sayın Öcalan'ın geliştirdiği "Barış ve Demokratik Toplum Hamlesi" ile "Demokratik Entegrasyon" perspektifi ve bu çerçevede PKK'nin örgütsel yapısını feshederek silahlı mücadele dönemini kapatması, Ortadoğu ve Kürdistan’da yeniden devrede olan "eritme ve sisteme yeniden entegre etme" tuzaklarını da boşa çıkaran stratejik bir hamledir. Bu hamle, eski sistemin krizinden beslenen tasfiye planlarına karşı, toplumsal özgücü esas alan yeni bir politik aklın devreye sokulması anlamına gelmektedir. Bu yeni stratejik program, PKK'yi dönüştürme temelinde yeni bir Kürdistan stratejisi de içeriyor. “Bağımsız, birleşik ve özgür Kürdistan” sloganıyla 20. yüzyıla damgasını vuran Kürt umudunu-hayalini, gerçek bir özgürlük programı ile ikame ediyor.
20. yüzyıl boyunca Kürt siyasal ve toplumsal hafızasının merkezinde yer alan "bağımsız, birleşik ve özgür Kürdistan" formülü, klasik ulus-devlet paradigmasının bir türeviydi. Sayın Öcalan’ın geliştirdiği yeni paradigma, bu klasik ulus-devlet hayalini aşarak onun yerine yeni bir varlık ve özgürlük programı koymaktadır. Yeni strateji, 20. yüzyılın sınırlarını askeri ya da coğrafi olarak ortadan kaldırmayı değil, sınırları aşındıran kültürel, ekonomik ve siyasal bir "Demokratik Entegrasyon" ağı öngörür. Dört parça üzerindeki Kürt toplumunun ve diğer halkların kendi yerel meclislerinde, komünlerinde özgürce örgütlenmesi ve bu birimlerin coğrafi sınırlara takılmadan konfederal bir ortaklaşmaya gitmesi hedeflenir. Klasik ulus-devlet modelinin yeni ulusal azınlık devletçikleri (yeni Gazzeler) üretmekten başka bir işe yaramayacağı tespiti, bu programın temelini oluşturur.
Varlık sorunu örgütlenerek aşılır
Bu yeni program, Kürtlerin varlık ve statü sorununun komşu halklarla (Türkler, Araplar, Farslar) çatışarak değil, onların da demokratikleşmesini tetikleyen ortak bir sistem içi dönüşümle mümkün olabileceğini savunur. Ortadoğu’nun iflas etmiş Sykes-Picot sınırlarını kanla değiştirmek yerine, halkların ortak vatan ve demokratik cumhuriyet zemininde bir araya gelmesinin imkanı yaratılmaktadır. Bu bağlamda Sayın Öcalan’ın hamlesi, sadece PKK'nin örgütsel formunu tasfiye eden taktiksel bir adım değil, Kürt özgürlük mücadelesini ulus-devlet sarmalından kurtarıp evrensel bir demokratik toplumsal dönüşüm programına dönüştüren yeni bir Kürdistan hamlesidir.
Demokratik birlik
Sayın Öcalan’ın ulus-devlet sistemini demokratize (Türkiye, Irak, Suriye ve İran) ederek Kürdistan sınırlarını esnetme, tüm Kürdistan parçaları arasında demokratik birlik ilişkileri kurma temelinde özgür birleşik Kürdistan tahayyülünün sürdüğünü görmek çok zor değil. Yani ülke, halk ve özgürlük mefhumları kesinlikle kendini yeni biçim ve içeriklerle sürdürmektedir. Kürdistan’ın özgürlük ve birlik tahayyülünden vazgeçilmemekte, aksine bu tahayyülün içi ve araçları radikal bir biçimde dönüştürülmektedir. Zaten bunun için Demokratik Ortadoğu Konfederalizminin merkezine Özgür Kürdistan konulmaktadır. Bugün Ortadoğu’da küresel güçlerin bu denli rahat hareket edebilmesinin ve yerel-bölgesel aktörlerin kolaylıkla kullanılmasının arkasında Kürtlerin parçalı ve sömürge olma hali yatmaktadır. İngiltere eski başbakanlarının da açıkça itiraf ettiği gibi: Ortadoğu’yu yönetmek için Kürtlerin yaralı bırakılması gerekir.
Sınırları anlamsızlaştıran birlik
Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasına çekilmiş Sykes-Picot ve Lozan-Musul anlaşmalarından kaynaklı sınırlar askeri güçle ortadan kaldırılamasa da, dört parçadaki Kürt halkının yerel meclisleri (kent meclislerinden ulusal kongreye kadar), komünleri ve ekonomik-kültürel ağları üzerinden bu sınırları işlevsiz kılan bir Kürt demokratik birliği örülmektedir. Devlet yıkarak devlet kurma stratejisi yerine, Kürdistan’ı dört parçaya bölen ulus-devlet sistemini içeriden ve dışarıdan sıkıştıran bir demokratik dönüşüm stratejisi izleniyor. Bu stratejide ulusal birlik bir ulus-devlet kurma zorunluluğuna dayanmaz, bu stratejik program demokratik ulusal birliği gerçekleştirme temelinde Kürdistan’ı tüm halkların özgürleştiği ortak bir ülkeye dönüştürme tahayyülüdür.
Kürdistan’ın Jeopolitik ekseni
Ortadoğu’daki merkezi rejimlerin (Irak, Suriye, İran, Türkiye) çözülüş hatlarının tam kesişme noktasında yer alan Kürdistan, bugün sadece bir "sorun alanı" değil, bölgenin gelecekteki sistemik formunu belirleyecek temel bir eksendir. Hegemonik güçlerin bölgeyi yeniden dizayn etme girişimleri de, halkların özgürlük arayışları da bu coğrafya üzerinden sınanmaktadır. Küresel sistemin merkezî akılları (veya Tom Barrack gibi restorasyoncular) eski emperyalist ve sömürgeci hatları korumak için bu ekseni kontrol etmeye çalışırken; demokratik modernite paradigması da tam bu merkezden bütün Ortadoğu'ya yayılan bir çekim alanı yaratmaktadır. Devletler küçüldükçe veya çöktükçe, yerini alan demokratik yapılar tüm bölge için alternatif bir yönetim modeli olarak parlamakta; bu da Kürdistan’ı dar bir millî parantezden çıkarıp, tüm Ortadoğu’nun demokratikleşme kilidini açan stratejik bir anahtara dönüştürmektedir. İşte Kürtlerin ve Kürdistani siyasi güçlerin kavraması ve strateji geliştirmesi gereken temel nokta bu olmaktadır.
YARIN: Kürdistan Bölgesi için çözüm; Demokratik Birlik Hükümeti…