Şırnak'tan Mexmûr'a uzanan Özgün Ailesi, göçü, eziyeti, onuru, bitmeyen yası ve Kürt gerçeğinin hikayesini anlattı.
- Mexmûr'da bu hikayelerden birine konuk oldum... Özgün Ailesi'nin misafiri oldum; Kürt gerçeğinin göç yolculuğunu, fedakarlığı, eziyeti, her şeye rağmen onuru, kayıp gidenlerin heyulasını ve daha pek çok şeyi gördüm...
- Ali Özgün'ün Şırnak'tan Mexmûr'a uzanan hikayesi son yarım asrın Kürt gerçeği... Özgün, hem kardeşinin hem de evladının cenazesine ulaşamadı. Biri KDP'nin elinde kayıp, biri de devletin... Bu arafta kalma hali süresiz bir yas...
GÜLCAN DERELİ
Her insan bir hikayedir... Federe Kürdistan'a yaptığım yolculukta sayısız hikaye ile karşılaştım. Bazıları günlerce benimle kaldı, bazıları da hiç gitmedi, bende kaldı... En çok ne etkiledi derseniz; boğazınıza takılan yumru ile onuru aynı anda taşıyan hikayeler derim... Hani içinize, kalbinize oturan, boğazınıza takılı kalan ama aynı anda sizi gururlandıran, ümitvar kılan hikayeler... Nedense hakikatin de hep burada olduğunu düşünürüm... Bir yanı bahar bahçe, bir yanı yaprak döker... Bu biraz da yarım asrın Kürt gerçeğidir... Kürt sorununu herkes kendince tarif eder elbette ama ben bu gerçeğin insan hikayelerinde gizli olduğunu düşünürüm. Sıradan insanların hikayelerinde, gündelik hayatta, yaşanmışlıklarda, kemiğe ulaşan, bedeni sarsan hikayelerde... İşte Mexmûr'da bu hikayelerden birine konuk oldum... Özgün Ailesi'nin misafiri oldum; Kürt gerçeğinin göç yolculuğunu, fedakarlığı, eziyeti, her şeye rağmen onurun erdemini, kayıp gidenlerin heyulasını ve daha pek çok şeyi gördüm. Bizi ve ülkeyi bu hikayeleri anlamak iyileştirir... Kulak verelim...
Koruculuk dayatması
Devletin koruculuk dayatmasını kabul etmediği için köyünden zorla çıkartılan Ali Özgün ve ailesinin, kamp kamp sürecek Mexmûr'a uzanan göç yolculuğu, 1993 yılında başlar. Savaşın çetin yılları köylerinin kıyılarına vurur. Tekin olmayan zamanlardır. Gündüzün farklı, gecenin farklı olduğu iki ayrı gezegen gibidir... Ali Özgün ve ailesi Şırnak'ın Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Ziravik (İnceler) köyünde yaşamaktadır. Koruculuk dayatması ve ardından gelen ağır baskılar, binlerce Kürt köylüsünün göçüne yol açar; işte Özgün Ailesi onlardan biridir. 6 çocuk ve eşiyle birlikte göç yollarına düşen Ali Özgün, hayatta kalma mücadelesini ve daha pek çok şeyi anlatıyor...
Göç yolculuğu
Ekim 1993 yılında devletin zoruyla evini barkını, bağını, bahçesini geride bırakıp yola koyulan Ali Özgün, o günleri şöyle anlatıyor: "Önce Zaxo tarafına geçtik. Orada da kalacak herhangi bir yerimiz yoktu. Biz de birçok köylümüz ve akrabalarımız gibi güneyli bazı hayırsever ve yoksul ailelere sığındık. Kendi evlerinde bize küçük bir odayı kiraya verdiler. 6 çocuk ve eşimle birlikte küçücük bir odada yaşadık. Burada 1994’e kadar kaldık. Tabii devlet sadece bizim köyü boşaltmadı. Koruculuğu reddeden yurtseverleri Şırnak’tan, Siirt'ten, Hakkari'den ve daha birçok bölgeden boşalttı. Köyleri yaktı, yıktı. Bunlar Zaxo’ya yakın ve tam sınırda Bihêrê, Şeraniş ve Perex denen kırsal bir alana yerleştiler. Biz de 1994’te Zaxo’dan çıkıp onların yanına gittik. BM denetimindeki ilk kampımız Bihêrê’ydi. Çok ciddi saldırılar başladı. Saldırıların durdurulması, mültecilik statüsünün tanınması ve BM denetimine girmesi için biz ilk defa orada açlık grevine girdik. Kendi imkanlarımızla (yürüyerek) geçici olarak Bêrsivê'ye (O da Zaxo’ya bağlı) yerleştik. Birkaç ay sonra orayı da terk etmek zorunda kaldık ve Geliyê Qiyametê'ye (Yukarı Etruş) yerleştik. Saldırılar burada da devam etti."
Geliyê Qiyametê!
Göç yolculuğundaki duraklarından biri olan Geliyê Qiyametê'ye yerleştiklerinde ambargo ve saldırılar devam ederken Ali Özgün'ün kardeşi Levent Özgün 1995 yılında şehit düşer. Ali Özgün, o günleri şöyle anlatıyor: "KDP ve Türk devletinin ortak konseptiyle bize saldırı başlatılınca, kamp sakinleri de meşru savunma temelinde kendini savunmak zorunda kaldı. O zaman 12 Eylül 1995 yılında kardeşim Levent, kampa yakın bir tepede -oraya Tepeyê Aslan diyorlardı- beş arkadaşıyla birlikte şehit düştü. Onlardan biri Yakup Kaçan'dır o da bizim köylü. Abdullah Şirnexî, Abdullah Mijînî, Kemal, Musa Nêrwehî hepsi orada şehit düştüler. Onların şehadetinden sonra ambargo uyguladılar. Ambargodan kaynaklı cenazelere ulaşamadık. Yine ertesi gün tekrardan kampa saldırı oldu. Ayın 13’ünde de iki milisimiz Osman ile Yunus şehit düştüler."
95 gün ambargo
Bu süreçte kampa giriş-çıkışlar yasaktır. 95 gün boyunca ambargo sürer. İhtiyaçların dahi karşılanmasına izin verilmez. Gizlice topladıkları palamut ve alıçla çocuklarının karnını doyurmaya çalışan kamp halkı, böyle hayatta kalmaya çalışır. Nazi kamplarındaki muameleyi hatırlatır... Ne hazin verici...
12 Eylül 1995 yılında Tepeyê Aslan'dan dönenler olur ancak içlerinde Levent ve arkadaşları yoktur. O günü abi Ali Özgün, şöyle anlatıyor: "Bazı arkadaşları döndü fakat kardeşim ve arkadaşlarından haber alamadıklarını söylediler. Kamp kuşatmada olduğu için ne onun ne de arkadaşlarının cenazelerine ulaşamadık ve şu ana kadar akıbetini tam olarak bilmiyoruz. "
Levent'i herkes severdi
Levent Özgün, 1962 yılında Ziravik köyünde ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha 7 yaşındayken babasını kaybeder ve çok yoksul bir ailede büyür. Yoksulluktan dolayı ilkokuldan sonra okula devam edemez ve daha çocuk yaşta bağ bahçe işlerinde çalışmak zorunda kalır. Kardeşlerine kendisinin baktığını söyleyen Ali Özgün, kardeşi Levent'i şu sözlerle anlatıyor: "Mücadeleci bir karaktere sahipti. Çocuklar arasında hep kavgacılığıyla tanınırdı. Ulusal duyguları güçlüydü. Tarlasını satıp kendine silah almıştı. Fakat 12 Eylül Darbesi olduğunda onun silahını da aldılar. Belli bir ağırlığı vardı. Özgüveni de yüksekti. Tanınan, sayılan ve sevilen biriydi. Sosyal ilişkileri güçlüydü, misafirperverdi."
Köye döndü, işkence gördü
Ali Özgün o günleri şöyle anlatıyor: "Köy boşaltmaları, saldırılar başlayınca, bize de koruculuk dayatıldı. Biz de bunu reddettik ve direndik. Tanklarla, havan toplarıyla köyümüze saldırdılar, kadın ve çocukları katlettiler. Tüm bunlardan dolayı Levent de ailesiyle bizimle Zaxo’ya göç etmek zorunda kaldı. Sonrasında Levent ailesini alıp köye geri döndü. Oğlum Berxwedan, amcası Levent ile birlikte köye dönmüştü. Levent gözaltına alındı ve 15 gün boyunca her türlü işkenceye maruz kaldı. Köyü terk etmeleri için 24 saat süre verdiler. Onlar da tekrardan Zaxo’ya geldiler. Oradan da Bihêrê kampına geldiler."
'KDP'ye sormak istiyoruz'
Ali Özgün, hâlâ kardeşinin akıbetini bilmiyor: "Onu çok aradık ve aslında cenazesine ulaşamadığımız için, onun yaşama ihtimalini ve ümidini uzun süre yaşadım. Onun için sürekli peşine düştük ve KDP’nin eline esir veya yaralı olarak düştüğünü düşünüyorduk. Akrê Cezaevi'nden çıkan bazı tutsaklar, onun orada olabileceğini söyledi. Bu da biraz ümitlendirdi. Ancak şu ana kadar hiçbir bilgi alamadık. Eğer KDP ile ilişkilerde bir iyileşme olursa onların akıbetini sormak istiyoruz. En azından onların cenazelerini bulmak istiyoruz."
Berxwedan'ın aklı dağda
Kardeşini yitiren Ali Özgün'ün kaybı bununla bitmez. Çok sevdiği oğlu da bu yola koyulur. Ali Özgün'ün oğlu Muzaffer Özgün (Berxwedan), gerillaya katılır. Berxwedan'ın kimseyi incitmeyen bir çocuk olduğunu anlatan baba Ali Özgün, bir anısını şöyle paylaşıyor: "9 yaşında vardı. Muzaffer iki arkadaşıyla birlikte gerillaya katılmak istiyor. Tabii bunu bizden habersiz yapıyorlar. Önce bizim yaylalara gidiyorlar ve oradan da başka yere geçiyorlar. Akşam dönmeyince biz de merak ettik. Aramaya çıktık onları bulduk. Bize, 'gerillaya katılmak istiyorduk ama onları bulamadık' dediler. Yaşına rağmen çok olgundu ve akıllı."
Okulda Kürtçe şarkı söylerdi
Daha küçük yaşta Kürtlük bilinci olan Berxwedan, okul yıllarında da asidir. Köylerinde ortaokul olmadığı için yakın belde olan Şêxana'da okula giden Berxwedan, okulda çocukları örgütler. Baba Ali Özgün, şöyle anlatıyor: "İlkokulda hep çocuklar arasında isyanı örgütler, asimilasyona karşı dururdu. Onun bu duruşu tüm çocukları cesaretlendirirdi. Şarkı söylemeyi bilmemesine rağmen Kürtçe şarkılar öğrenir ve okulda söylerdi. Onun üzerine öğretmenler de ceza verirdi. Okulda isyankar ama aynı zamanda çalışkan ve zekiydi. Arkadaşları tarafından sevilip sayılan biriydi. Ama devlete karşı, Türkleştirmeye karşı o küçük yaşına rağmen büyük bir öfkesi vardı ve bunun için bir an önce büyüyüp gerillaya katılmak istiyordu. Bir gün sınıfta bir korucunun oğlu kalkıp kendini ve işbirlikçiliği övüyor, gerillaya hakaret ediyor. Berxwedan da ondan sonra söz alıp hem ona hem öğretmenine karşı çıkıyor. Cesurdu ve sözünü sakınmazdı."
Baba Özgün'ün anlattıkları, bir çocuğun hangi koşullar nedeniyle dağa gitmeyi istediğinin delillerini veriyor.
Çok cesur ve girişkendi
Berxwedan’ın cesur yanı kişiliğin en belirgin özelliğidir. Çocuğuyla bir anısını şöyle anlatıyor baba Ali Özgün: "Bir kere ben gözaltına alındım ve Uludere Karakol Merkezi'nde tutuldum. Berxwedan o küçük yaşına rağmen bulunduğumuz yeri öğrenmişti, çok küçük ve yüksekte bulunan bir pencere vardı, oraya tırmandı ve bize sigara attı. Askerler de onu yanımıza getirdi, bu kimin çocuğu dedi, benim oğlumdur dedim. Bana dedi bu çok yaramaz dikkat etmezseniz başına bela alır. Ben de kendi içimden dedim umarın sizin başınıza bela olur. Çok cesur ve girişkendi."
Berxwedan'ın hazinesi
Bir fotoğraf Berxwedan için bir hazine gibidir. O hikayeyi baba Ali Özgün, şöyle anlatıyor: "Önder Apo’ya hayrandı. O zaman Önder Apo’nun fotoğrafını bir yerde görseler müebbetlikti. O da bir yerde bulmuştu, bizden bile saklıyordu. Evimize yakın eski bir köprünün altında saklamıştı. Bir gün kardeşini oraya götürüyor ve bu sırrını kardeşine söylüyor. Kız kardeşi de ona söz veriyor, kimseye söylemeyecek diye. Fotoğrafı çıkarıyor kız kardeşine gösteriyor ve ondan fotoğrafı öpmesini istiyor. Kardeşine diyor iyicene bak, kaldıracağım sonra anlatırım. İlk defa kardeşi de o zaman Önderliği tanıyor. Fakat onu anlatırken büyük bir hayranlık ve aşkla anlatırdı. Çok duyarlıydı. Mücadeleye katılan kardeşi de onun sırdaşı ve yoldaşıydı. Onu çok seviyordu ve mücadeleye katılmasını istiyordu."
Gerillaya törenle uğurladık
Berxwedan'ın hayaline kavuştuğunu anlatan Ali Özgün, düğüne gider gibi dağlara yol alındığı zamanları anlatıyor: "Berxwedan amcasıyla Geliyê Qiyametê'ye geldiğinde bana, 'Baba ben partiye katılmak istiyorum' dedi. Bizden kopmuştu, tüm dünyası ve hayali gerilla saflarına katılmaktı. Kürdistan için mücadele etmekti. Ben de engel olmadım. Gönderince mutlu ve moralli gitmesi için çantasını, tüm ihtiyaçlarını hazırladık. O gizlice değil törenle gitmeyi hak ediyordu. O yüzden tüm akrabalarla, tanıdıklarla ve hatta mahallemizde ev ev gezerek vedalaştı. Halk bundan çok etkilendi. Biz de onunla gurur duyduk... Ondan sonra bu bir kültür oldu burada."
Kardeşini de götürmek istiyordu
Gerillaya katıldıktan sonra uzun süre evladından haber alamadığını söyleyen Ali Özgün, "Berxwedan katılmadan önce küçük kardeşine, 'Aslında küçük olmasaydın seni de kendimle götürmek isterdim fakat yaşın tutmuyor. Bir de aile çok üzülecek, biraz daha büyü sonra katıl' diyor. Ve ondan katılım sözünü alıyor. Söz veren kardeşi de büyüdükten sonra mücadelede yerini alıyor. 2000’lerden sonra onunla aynı alanda kalan gazi bir arkadaş bizi ziyarete geldi ve Berxwedan’ı tanıdığını söyledi" diye anlatıyor.
Teslim olmamıştı
Ali Özgün, sözlerine şöyle devam ediyor: "Sonrasında şehadetini açıkladılar. Serhildan arkadaşın verdiği bilgilere göre, Berxwedan Qeşûran’da kalıyordu. Normalde göreve gitmesi gerekiyormuş, fakat yorgun olduğu için arkadaşlar onu o gün göreve göndermiyorlar, tepeye gönderiyor. Birkaç arkadaşıyla alan güvenliğini sağlamak amaçlı tepeye çıkınca korucuların tuzağına giriyorlar. Orada bir kadın arkadaş yaralı olarak kurtuluyor, 4 arkadaş şehit düşüyor ve Berxwedan da yaralı olarak ele geçiyor. Düşman Berxwedan’ın arkadaşların yerini göstermesi için zorluyor ve ona ihaneti dayatıyorlar, reddedip direnince şehit düşürüyorlar. Saldırıda rol oynayanlar da korucular oluyor. Bir milisin bize anlattığına göre cenazesi Qeşûran'a bağlı (kuzey-güney sınır hattı) bir köyde köylüler tarafından defnedilmiş. Fakat biz halen de onun cenazesine ulaşamadık. Çünkü yaralı olarak köye kadar getiriyorlar ve orada şehit düşürüyorlar. Onun mezarının yerini bilen yurtsever de şehit düşünce, şimdi hiçbir şey bilmiyoruz."
Cenazelerine ulaşamadı
Ali Özgün, hem kardeşinin hem de evladının cenazesine ulaşamadı. Biri KDP'nin elinde kayıp, biri de devletin... Bugünlerde açıklanan yüzlerce Kürt evladının isimlerine, simalarına şahit oluyoruz... Bazıları evlatlarının akıbetini öğrenebildi, bazıları hâlâ cenazelerine ulaşamadı... Tıpkı Ali Özgün gibi hem evladına hem de kardeşinin naaşına ulaşamadı... Bu arafta kalma hali süresiz bir yas demek. Acı kapanmayan bir yara olarak durur; her ondan bahsediş, her hatıra, uğurlanamayan bir gibi yara gibi vücudunuzda iz bırakır durur... Ta ki buluncaya dek, o yara kapanmaz...
'Önderliğimize güveniyoruz'
1983 yılından bu yana Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin içinde olduklarını söyleyen Ali Özgün, sözlerini şöyle noktalıyor: "Kaç kere tutuklandım, ağır işkencelerden geçtim. Ne köyde ne de mülteci olduktan sonra bir gün bile durdum. Bedel ödemekten asla geri durmadım ve kardeşimi, oğlumu bu uğurda şehit verdik. Ailemden mücadeleye katılanlar oldu. Hastalık ve hiçbir şeyi bahane etmeden tek bir eylemden geri durmadım. Bunu şehitlere verdiğimiz söze bağlılık gereği ve onların hayalini gerçekleştirmek için yaptım. Ailece de bunu yapmaya çalışıyoruz. Onların mücadelesine bağlı kaldık ve bundan sonra da bağlı kalmaya devam edeceğiz. Mültecilik koşulları zordur ve çok zor süreçlerden geçtik. Fakat hep Önderliğimize bağlıydık ve öyle de devam edeceğiz. Hem örgütümüze hem de Önderliğimize sonsuz güvenimiz var. Kendilerini bizim geleceğimiz ve onurumuz için feda etmişler. O yüzden bu saatten sonra da Önderliğin talimatı neyse o bizim için esastır ve tartışmasızdır. Biz Önderliğin yanındayız. Tabii ki bu yeni başlayan süreçte devlete güvenmiyoruz, fakat Önderliğimize güvendiğimiz için destekliyoruz. Önderlik bizim için bir ışık yani umut görüyor ki böylesi bir süreci başlatmış. Biz Önder Apo’nun vereceği her talimata hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Bize ne derse o olacak."