‘Kürt halkının Rojava’da geliştirdiği sistem, şimdi Suriye halkları için de bir örnektir” diyen Tevgera Kurdên Demokrat (TEV-DEM) Üyesi Hüseyin Çavuş ile 19 Temmuz Rojava devriminin birinci yıl dönümü üzerine konuştuk.


Rojava’da 19 Temmuz Devrimi’nin birinci yıldönümü kutlamaları söz konusudur. 19 Temmuz devrimi hangi koşullarda gelişti ve şimdi nasıl bir düzeydedir?

Öncelikli olarak 19 Temmuz vesilesiyle tüm Kürdistan şehitlerini, Şehit Xebat ve Şehit İsa Gılo şahsında anıyor, mücadelelerinin takipçisi olacağımızın sözünü yineliyoruz. Bilindiği üzere Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, yaptığı görüşmelerin birinde ‘Halkların Baharı’ kavramını kullandı ve “Bahar, halkların baharıdır ve bunun merkezinde de Kürdistan var” dedi. Dünyada ‘Arap Baharı’ olarak tanımlanmıştı. Ancak, Kürt Halk Önderi “bu söylem yanlıştır” dedi ve onun yerine ‘Halkların Baharı’ kavramını kullandı. Yani bu tüm Ortadoğu halklarının baharıydı ve bunun çıkışı da Kürdistan topraklarıydı. Kuşkusuz, 19 Temmuz’un birinci yıl dönümünde Kürt Halk Önderi’nin bunu neden söylediğine daha iyi anlam veriyor.
Bilindiği üzere halkların baharı temelinde Suriye’de de bir isyan başladı. Bu isyan Mart ayının ortalarında başladı, adım adım tüm Suriye’ye yayıldı. Demokratik ve barışçı güçlerde bu sürecin içinde yer alma çabasında oldu. Ancak olumlu başlayan süreç öyle devam etmedi. Bu isyanın üzerinden birkaç ay geçtikten sonra, varolan serhildan kendini hiçbir şekilde Suriye halklarının çıkarlarını savunmayan dış güçlerin desteklediği çete gruplara bıraktı. Bunun üzerine Suriye’de yeni bir dönem başladı. Bunun üzerine kısa bir zamanda, Suriye’nin birçok yerinde Baas rejimi varolan gücünü yitirdi. Kürdistan’da durum daha farklıydı. Süreç içinde rejimin var olan askeri ve istihbari gücü kırıldı, bununla bağlantılı halkta yaratılmış olan korku da kırıldı. Halk da yavaş yavaş kurumlarını oluşturmaya başladı. Kendini kendi öz gücüyle yönetmek için komün ve meclislerini oluşturdu. Kuşkusuz, Kürt halkı açığa çıkan bu boşluğu kendi öz gücü ve özgünlüğüyle doldurmak istedi. Bizler de, Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) olarak, bu gerçekliği görüp doğru okuduk. Birçok güç bu gerçekliği okuyamadı. Birçok güç kendisini dış güçlere bağımlı hale getirdi. Kendilerini Türkiye’ye Katar vb ülkelere bağladılar. Biz ise ‘biz üçüncü bir gücüz’ dedik. Üçüncü güç, yani toplumsallığı ve toplumun demokratikleşmesini kendisine esas alan güçtür. Suriye’de yürütülen savaşın bir iktidar savaşı olduğunu anladık ve ayrı bir yol izledik.
Bunun üzerine, biz de Demokratik Özerklik’i ilan ettik ve meclislerin geliştirilmesine ağırlık verdik. Yerel meclislerden tutalım da, sivil toplum örgütlenmelerine kadar bir oluşum süreci başlattık. Bununla toplumumuzu güçlendirme çabasına girdik. Suriye’de ise birçok güç birbiriyle çatışıyordu. Barışçı ve demokratik serhildanlar zamanla yerini çete gruplara bıraktı. Hatta bu çete grupları kendilerini Özgür Suriye Ordusu olarak tanımladılar. Bu çatışmalar ve saldırılar altında Kürt halkının kendisini koruması için, halkın kendi istemiyle, savunma eksenli askeri bir yapılanmaya ihtiyaç duyuldu. İlk önce YXG (Halkın Özsavunma Birlikleri), sonra YPG (Halk Savunma Birlikleri) olarak kendisini örgütledi. Ondan sonra Asayiş güçleri de örgütlendi. Bunun yanı sıra, 19 Temmuz tarihinde, hareket olarak Kobani şehrinden başlayıp Rojava’nın tüm alanlarını da içine alan bir özgürlüğünü ve bağımsızlığını sağlama hareketi başladı. İktidar eksenli açığa çıkan boşluğu halkın kendisi doldurdu. Bu temelde, Kürt halkı demokratik bir siyaset yürüttü.
Şunu çok rahat bir şekilde belirtebiliriz ki, Rojava Devrimi bölge açısında örnek, demokratik ulus sistemi için model oldu. Halkın kendisini demokratik, eşit, ahlaki ve politik bir şekilde içinde yer aldığı ve özgürce yaşadığı bir örnektir. Özgür Kürt toplumu temelinde, Kürdistan’ın diğer parçaları açısından coşku kaynağı ve mücadele gerekçesidir.

 Rojava’nın Kürdistan mücadelesindeki yeri nedir?

Her ne kadar Rojava Kürdistan’ı coğrafik olarak küçük, nüfus olarak da az olsa da, örnek olması ve rolünden dolayı önemli bir yere sahipti. Bundan dolayı halkların baharında birinci sırada yer alıyor. Örgütlülük ve sistem oluşturma sayıyla ve nüfusla olacak bir durum değildir. Bunda nüfustan ziyade, öz ve çaba önemlidir. Kürdistan’ın diğer parçaları ve Ortadoğu halkları için örnek modelinde olup bu coşku kaynağıdır. Bu da göstermektedir ki, Kürtler Ortadoğu topraklarında öncülük misyonunu yerine getirebilir. Bu toplum nasıl ki M.Ö 612’de ve doğal toplumda insanlığa öncülük ettiyse, bugün de aynı düzeyde Ortadoğu halklarına ve tüm dünyaya öncülük ediyor.

Rojava Devrimini neden Suriye içinde kendisini üçüncü bir çizgi olarak tanımlıyor?

 Kuşkusuz bu Ortadoğu, Suriye ve Suriye’deki muhalefetle bağlantılıdır. Suriye muhalefetine bakıldığında, zihniyet ve algı noktasında Baas rejiminden bir fark görülmüyor. Baas Rejiminin antidemokratik ve özgürlük karşıtı duruşu herkes tarafından biliniyor. Yine muhalefetin zihniyet yapılanması da Baas rejimiyle ortaktır. Yürüttükleri savaş ve çatışmalar demokratik bir sistemin oluşturulmasının aksine, iktidar eksenlidir. Koltuk sevdasıdır hakim. ‘Esat gitsin, Baas kalırsa da kalsın’ deniliyor. Dikkat çekici yan budur. Biz de çok iyi biliyoruz ki, halkların baharı sürecinin gelişmesindeki en temel neden bu iktidarcı ve devletçi rejimlerin uygulamalarının kabul edilmeyişindendir. Çünkü bu rejimler olabildiğine antidemokratik, milliyetçi, militarist ve faşist bir yapıya sahiptirler. Biz ne ailesel ne de mezhepsel bir bakış açısına sahibiz. Militarist, katliamcı, bozguncu ve tüketici bir gözle iktidarı ele alıyor ve kim gelirse gelsin, iktidara bulaştığı sürece bu varolan sistemi sürdüreceğine inanıyoruz. Bu temelde rejimin kendisi değişmelidir. Devrimin en derin anlamı da budur. Düşüncede devrim olmadı mı, o zaman devrim devrim olmaz. Sadece Suriye cumhuriyeti değil, demokratik Suriye cumhuriyeti olması gerekir. Arap milliyetçiliğini esas alan anayasanın demokratikleşmesi ve Arap ülkesi olarak bilinen Suriye’nin tüm halkların vatanı olması gerekir. Devrim bu şekilde anlama kazanır. Yoksa yine aynı durumlar tekrarlanır.
Biz buna ‘üçüncü çizgi’ diyoruz. Yok, eğer muhalefet demokratik olsa, bizler aynı çizgide mücadele yürütürdük. Her ne kadar biz kendimizi üçüncü çizgi olarak tanımlasak ta, esas ta iki temel güç vardır. Bunlardan biri demokratik güçleri temsil ediyor, biz buna demokratik değişim güçleri diyoruz; diğeri ise Rejim ve rejim karşıtı mücadele veren muhalefet, yani demokrasi karşıtı güçler var. Varolan muhalefet bugün varolan iktidar karşıtıdır, ancak iktidar zihniyetine karşı değildir. Bu de kapitalist sistemin bir başka versiyonudur. Varolan muhalefet sırtını devlete veriyor, ancak demokratikleşmeye sırtını çeviriyor. Neden biz üçüncü çizgiyiz? Çünkü biz toplumu temsil ediyoruz. Halkın, toplumların iradesinin açığa çıkmasını istiyoruz. Bizler ne Rusya’yı, ne Amerika’yı, ne Suudi’yi ne de Katar’ı esas alıyoruz. Sünni- Alevi ayrışmasına gitmiyor, farklılıkları kendimize esas alıyoruz. Ancak onlar Alevi iktidarının yerine Sünni iktidarı getirme çabasındalar. Bizim sistemimiz demokratik bir sistemdir. Amacımız demokratik Suriye’dir. Bundan dolayı kendimize ne rejimi ne de muhalefeti esas aldık. Biz kendimize toplumun özgürleştirilip demokratikleşmesini esas aldık. Doğrusu, Kürt halkının Rojava’da geliştirdiği sistem, şimdi Suriye halkları için de bir örnek mahiyetindedir.

Bugün somut anlamda Rojava’da yaşanan sorunlar nelerdir?

Şimdi Baas rejiminin etkisi hala toplum üzerinde yaşanıyor. Önemli olan bu etkinin kaldırılmasıdır. Baas kültürü, devlet kültürüdür, iktidar kültürüdür. Bizim en temel sorumuz odur ki; nasıl yapılmalı ki toplum devlet dışı yaşamını geliştirsin! Toplum kendi kendine yetip, kendine güvenerek bir devrim sürecinden geçtiğini anlama kavuştursun. Daha önceden üzeri örtülen birçok sorun şimdi gün yüzüne çıkıyor. Bunun yanı sıra üç temel sorun yani güvenlik, ekonomik ve ideolojik sorunlar kendisini dışa vuruyor.
Bu sorunların belki de en önemlisi ideolojik, düşünsel sorunlardır. Bu sorun çözülmediği sürece, her an yanlış ve sakat oluşumların çıkmasını beraberinde getirebilir. Zihniyetsiz bir birey, bununla bağlantılı toplum özgürleştirilemez. Bundan dolayı zihniyetin değişmesi gerek. On yıllardır Baas rejiminin bu toplum üzerinde yarattığı etkiler var. İsmet İnönü ve Muhammet Talip Hilal arasında yapılan ve Rojava Kürdistan’ında uygulanmak istenen anlaşmada bu somut görülebilir. 70’li yıllarda yürürlüğe girdi. Bundan dolayı da toplum üzerinde çok büyük etkileri var. Şunu çok rahat belirtebiliriz ki; toplum iradesizleştirilip, hafızasızlaştırılıp, kafası karıştırılmış haldedir. Bu da kendine güvenin tükenişi demektir. Somut anlamda birçok yerde devlet ve güçleri kalmamasına karşın, hala toplumda yer yer devletten çekinme durumları yaşanıyor. Bunun değiştirilmesi gerekir. Peki, bu nasıl olacak? Bu, eğitimle, ilişki geliştirmekle, tartışmalarla, kitaplarla, gazetelerle, basın-yayınla olacak.
Yaşanan bir diğer sorun ekonomik sorunlardır. Şimdi devrim sürecinden geçiyoruz. Bu temelde Rojava üzerinde her yönlü bir abluka ve ambargo söz konusudur. Bir yandan Baas rejimi, diğer yandan silahlı çeteler, bir yandan Federe Kürt Hükümeti, diğer yandan Türkiye devletinin ambargoları, Rojava halkını teslim alma eksenlidir. Bu güçlerin her biri kendi cephesinden Kürtleri sindirme çabasındadır. Bu şekilde Rojava’daki Kürt halkının iradesi kırılıp yemekle terbiye edilmek istenmektedir.

Peki, bu sorunları nasıl çözeceksiniz?

Bu soru iki yönlü ele alınabilir. Birincisi ideolojik yöndür. İkincisi ise iktisadi yani proje, program oluşturmadır. Devrim sürecinden geçtiğimizden dolayı getirip tüm sorunlarımızı ekonomik sorunlarda tıkatmak doğru olmaz. Ama birçok ihtiyaç giderilemediğinden, elde olanlar karaborsa şeklinde, yüksek bir fiyatta sunulma durumu da var. Biz bunların hepsinin farkındayız. Vietnam halkı yıllarca Fransa ve Amerika’nın politikalarına karşı sadece pirinçle ihtiyacını giderdi. Filistin halkı aylarca Tıl El Zatir’de aç ve susuz mücadelesini verdi. Maxmur halkı aylarca, olumsuz koşullarda, aç, susuz bir şekilde 90’lardan beridir Güney Kürdistan federe hükümetinin politikalarına karşı mücadele içinde ve direniş içerisindedir.
Bunların hepsi örnek alınabilecek yaşanmış gerçekliklerdir. Bunun gibi birçok örnek daha sayılabilir. Bir halkın iradesini ve yaşam politikasını bazı maddi şeylere değiştirmesi kabul edilemez bir durumdur. Çünkü iradesi ve politikası düşman eline geçen bir toplum ölüden beter bir halk haline gelip, elde edeceği her türden başarı da anlamasız olacaktır. Ancak teslimiyete direnip, varolan politikalar karşısında mücadeleyi kendisine esas alan halkların onurlu başarıları olacaktır. Birçok zorluk, acı ve gözyaşı yaşayacağız. Ancak sonuç itibariyle geliştirilecek onurlu mücadeleyle zafere ulaşılacaktır. Bundan dolayı da ekonomik projelerimizin gelişkin olması gerekir. Bu koşullar içinde sistemin inşası temelinde bir örgütlü gücün açığa çıkarılması yönünde kararlı ve inançlı çabamız var.

Kürt Halk Önderi Rojava’ya ilişkin yaptığı değerlendirmelerin birinde Rojava’nın ‘devrim ekonomisini geliştirmesi gerekir’ dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rojava Kürdistan’ı hem yer altı hem de yer üstü zenginlikleri olan bir yerdir. Suriye’nin gaz, petrol, pamuk ve zeytin gibi ihtiyaçlarını karşılayan yer Rojava Kürdistanı’dır. Bu temelde Rojava halkı da İsrail’de geliştirilen Kibots modelini kendisine esas alabilir. Komün ve kooperatif şeklinde dayanan bu örgütlenme tarzı, İsrail’de su yetersizliğine rağmen Ortadoğu’da en büyük ekim alanlarının olmasına neden olmuştur. Ancak Güney Kürdistan’a baktığımızda, yedi büyük nehir içinden geçmesine karşın, gereken düzeyde bir tarım yoktur. Salatalıklarını Kore’den, domateslerini İran’dan, sularını Türkiye’den aldıklarını görüyoruz. Çünkü toplum işsiz bırakılmış. Hep bir yerlere, devlete, iktidara muhtaç konumda tutulmuş. Bunlara bakıldığında, bizim tarım başta olmak üzere, birçok çalışma tezgahları ve kooperatiflerle çözüm bulabileceğimizi düşünüyorum.
Bu konuda acı bir gerçek var ki üzerinde durulması gerekir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi devletlerin neden Kürt halkını ve değerlerini kendi denetimine almak istediğini bir yere kadar anlam verilebilir. Ancak KDP’nin Rojava Kürtlerine karşı kullanması üzüntü vericidir. 73’te Saddam rejiminden kaçmak zorunda kalan Güney Kürdistan halkı Rojava halkı tarafından kabul edildi. Evlerinin kapılarını sonuna kadar açtılar. Yine 91’de Derik’ten, Qamişlo’dan, Amude’den, Kobani’den kamyonlarla gıda maddesi gönderildi. Ancak bugün KDP’nin tavrına baktığımızda, o gün Rojava halkının yaptıklarını unuttuğunu görüyoruz. Bu halkın iradesini kırma arayışındadır. Bu politikalarını bırakmalıdır.
Yine Rojava’da somut anlamda yaşanan bir diğer sorun güvenlik sorundur. Şuan itibariyle Rojava’da yaşanan en temel sorun güvenlik sorunu görülebilir. Kendini savunmak ekmekten, sudan, oksijenden de daha önemlidir. Çünkü bugün Rojava halkı bir ateş içindedir. Her yönden saldırı gelişmektedir. Bugün bile Êfrîn ve Serêkaniyê’de bu saldırılar durmuş değildir. Devam edeceğe de benziyor. Savunma gücü olmazsa gelişebilecek katliamların önünü de alamayız. Dış güçlerin yanı sıra, Türkiye ve KDP’den destek alan birçok güç saldırılarını geliştirmektedir. KDP’nin bu duruma düşmemesi gerekirdi. Özellikle Amude’deki saldırılarda çok açık bir şekilde KDP’nin elini görebiliyoruz. Bu yaklaşımdan bir an önce vazgeçilmelidir.

Kürdüm diyen YPG’yi destekler


Yaşanan bu sorunlara karşı Rojava halkı başta olmak üzere, Kürdistan’ın diğer parçalarında yer alan Kürtler, nasıl bir mücadeleyi kendilerine esas almalıdırlar?
Bu dönemde öncelikli olarak yapılması gereken, Rojava Kürdistan’ında oluşturulan olumlu havanın kimse tarafından bozulmasına izin verilmemesidir. Çünkü bu güçler, çok büyük karışıklıklar peşindedirler. Bugün kardeş kavgası olmamasına karşın, bunu Rojava’da geliştirme çabasındalar. Dış güçlerden destek alan birçok çete grup pusuda bekliyor. Bu temelde; kendisini Kürt özgürlük mücadelesinin bir militanı olarak gören herkesin, Kürt yüksek Konseyinde bulunan tüm güçlerin, federe hükümeti güçleri, kendisini demokratik ve sosyalist gören ve halkların kardeşliğine inanan herkesin, her yönüyle YPG ve Asayiş güçlerine destek olması gerekir. Çünkü bu, halk savunma gücüdür. Toplumu ve toplumsal değer yargılarını koruyorlar. YPG Rojava Kürdistan’ında halkın onur ve şerefini koruyor. YPG’nin her şehidi Kürt halkının onurudur. Bu aşamadan sonra hiçbir güç YPG’yi Kürt halkının yüreğinden çıkaramaz. Bundan dolayı da varolan çirkin oyunların bırakılması gerekir. Siz de Rojava halkının haklı mücadelesine el verin ve onurlu yaşayın.
Bununla bağlantılı olarak, halkların arasında herhangi bir çatışmaya izin vermememiz gerekiyor. Evrensel bir barışın esas alınması gerekir. Kürt halkı olsun, Arap halkı olsun, Asuri ve Durzi halkı olsun tamamlayıcılığın esas alınması gerekir. Dış devletlerin halkları birbirine kırdırma oyunlarına gelmememiz gerekir. Yine Rojava Kürdistan’ında mücadele yürüten tüm siyasi güçlerin birliğini güçlendirmesi gerekir. Bununda Yüksek Kürt Konseyi zemininde geliştirilmesi gerekir. Çünkü Yüksek Kürt Konseyi Kürt halkının iradesi, onuru ve başarı şansıdır. Esas aldığı politikalarla Kürt halkını ve mücadelesini tüm dünyaya ulaştırma çabasındadır. Cenevre Konferansına Rojava halkının iradesi olarak seçilmesi ve konferansa çağırılması bunun somut göstergesidir. Bu Kürt halkı açısından büyük bir başarıdır. Bazı güçler var ki bu yaşanan durumu farklı bir yöne çevirme çabasındadır. Kendilerine Kürt diyen bu güçler, Kürt halkının bu kazanımına da farklı yaklaşım sergilemektedir. Bu da dikkat çekici bir husustur. Bunların yalan ve yanlış propaganlarla amaçladığın nedir? Kürt halkı bunlara karşı da uyanık olmalıdır.
Biz bu inançtayız ki, 19 Temmuz Devrimi Ortadoğu halklarına en güzel örnek olacaktır. Yine demokratik toplum sisteminin geliştirilmesinde model olacaktır. Bu devrim özgür toplum örneği olacaktır.



SİNAN ŞAHİN/BEHDİNAN