
Aram Tigran’ı 2006’da Çîyayê Geberê parçasıyla tanıdım. Seslendirdiği ve yazdığı birçok parçayı dinleme fırsatı buldum. Bu kadar yaşanmış ve derinden okuyan Ortadoğu’nun Aram amcasının hayatını araştırdım. Sizler de okuyunca, yanık sesli Aram Tigran’ın barışa ve yaşama nasıl adandığına şahit olacaksınız.
Sade, yanık, duru, içten, yaşlı ve bilge bir sestir Apê Aram. Bu sesi duyan herkesin gözünde canlanıverir bu bilge müzisyen. Hatta kimimiz, tambur teline dokunulduğunda hissetmişizdir onu. Ne ki televizyon yaygınlaştığında, bu kez sırtında gömleği, boynunda kravatı ve elinde tamburuyla, o aristokrat görünümüyle çıkıverdi karşımıza. Artık ses ile siluet bütünleşmiş, o davudi sesin sahibinin Kürtçe’ye büyük değerler katmış olan Ermeni müzik dehalarından Aram Tîgran olduğunu bellemişti cümle âlem.
Büyükbabam da Aram Tigran hayranıydı ve her gün Roj TV’de sabah 11’de Aram Tigran’ın Zimanê Kurdî parçasını açıp sessiz bir şekilde dinlerdi. Dile yapılan baskının müziğe ve tambura vurmuş isyanıydı Zimanê Kurdî.
Ezilen ulusların sesi
Kürt müziğine ömrünü vermişti o. Sason’un Bianda Köyü’nden Qamişlo’ya, oradan Brüksel’e uzanan serüveni, tam 12 Kürtçe albümle doluydu. Fakat bu albümlerin 11 tanesinin kapağında, okunan şarkıların söz ve müziklerinin kime ait olduğu bile yazmıyordu. Az değil üstelik 11 albümde tamı tamına 160 şarkı bulunuyordu. O kadar ki, bu parçaların her birinin Kürt müziğiyle ilgili herkeste derin bir izi bulunuyordu. Ben de Aram Tigran’la 2008 yılında tanışmış ve biraz sohbet etmiştim. Tıpkı Diyarbakır’daki surlar gibiydi bakışı yaşlı ve bilge. Ulusal açıdan kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz dediğimde Ermeni’yim ama Kürt acısıyla Ermeni acısını bağrımda aynı hissederim ve ben Mezopotamya’yım demişti. Aram Tigran gerçekten de böyle biriydi. Ezilen ulusların sesiydi.
Aram’ın hayat hikâyesi, Türkiye tarihinin sürgün, soykırımcı dur durmak bilmeyen zaman haritasına götürüyor insanı. Aram Tigran babası 1915 yılında yaşanılan Ermeni katliamında Sason’nun Bianda köyü yakınlarında ki büyük kıyımdan kurtulan 15-20 kişiden biridir. Katliamdan kurtulan Baba Tîgran, Suriye tarafındaki Qamişlo’ya kaçmayı başarıyor. Anne tarafı da aynı kaderi paylaşıyor. Annesi kız kardeşi ile birlikte Qamişlo’ya geliyor. Anne ve babası evleniyorlar, Aram Tigran 1934’de dünyaya geliyor.
Baba Tigran bir kaval üstadıydı. Yaşanılan tüm zulmü kavalıyla seslendirirdi. Aram Tigran da babasından öğrenerek ve yaşanmışlıkla birlikte kendi yetenekleri ile yoğrularak 9 yaşından itibaren ud çalmaya başladı. 20’li yaşlarında profesyonel bir sanatçı oldu. Ve Aram, daha bu yıllarında bile Güneybatı Kürtleri arasında, sayılı, en ünlü sanatçılardan biri olacaktır.
Sonra Erivan’a yerleşen Aram Tigran, burada 1985 yılına kadar yine Kürtlerin her akşam can kulağıyla dinledikleri Erivan Radyosu’nda çalışır. Fakat bu kez dostları arasında ya da onu sevenler arasında değil, radyo mikrofonunun soğuk, mekanik yüzüne söyleyecektir şarkılarını. Aram için doyurucu bir yaşam tarzı olmasa da, bu yıllar, Aram’ın Kürdistan’ın bütün parçalarında dinlenip tanınmasında önemli bir dönüm noktası oluşturacaktır. Fakat diyalektiğin acı bir hükmü gibi Erivan Radyosu’nun da miadı dolacaktır Aram için ve nihayet 1990 yılı geldiğinde Avrupa’ya çıkacaktır. İşte o tarihten sonra Avrupa’da devam ettirdiği sanat yaşamı, tam 16 yıllık çalışma dönemi Ermenice, Kürtçe, Arapça ve Türkçe’den ibaret tam 435 şarkının derlenip okunduğu çileli ama taşkın bir yaşam süreci olacaktır Aram Tigran’ın.
Müzikle bütünleşmiş bir yaşam
55 yıllık müzik yaşamında Ermenice, Kürtçe, Arapça ve Türkçe şarkılar okuyor Aram Dikran… Hepsi bundan ibaret değil elbette: 230’u Kurmancî, 150’si Arapça, 30’u Türkçe, 10’u Süryanice, 8’i Yunanca, 7’si de Zazaca olmak üzere Aram Tigran’ın okuduğu şarkılarda tam bir “diller seremonisi” yatar. Ancak bunların tamamını albümlere okumamıştır. Geçmişte albüm olanağı yoktur çünkü.
Türkiye’de “Sarı Gelin” olarak bilinen şarkıyı da albümlerinde “Axçik” olarak okuyan sanatçı bu konuda kamuoyunun yanıltıldığını söyleyerek şunları söylüyor: “Bu şarkının söz ve müziği anonimdir. Ben Ermenice’den Kürtçe’ye çevirdim. Şarkının orijinal adı Sari Axçik’tir. Ermenice’de ‘Sari’ dağ anlamına geliyor. ‘Axçik’ de gelin demek. Yani ‘Dağ Gelini’ anlamına geliyor. Nedenini bilmiyorum ama Türkler Dağ Gelini’ni Sarı Gelin yaptılar.”
Aram Tigran’ı son görüşüm
Derya deniz sanat hayatına sahip Aram Tigran 2009 yılında Amed’e festivale geldi. Festival sonunda rahatsızlanan Aram Tigran Yunanistan’a götürüldü. Yunanistan’da tedavi gördüğü hastanede, 6 Ağustos 2009’da yaşama gözlerini yumdu. Aram Tigran beni Diyarbakır’a gömün dedi, fakat devlet kabul etmedi. Aram Tigran’ın mezarı Bürüksel’de bulunmaktadır.
Aram Tigran bizlere kocaman bir müzik arşivi ile barış çırpınışı da bıraktı. Bu çırpınışını özetleyen en önemli sözü “Dünyaya bir daha gelirsem, ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapacağım” oldu. Darbelerin, savaşların yaşandığı şu günlerde Aram’ı anmak barışı diretmektir diye düşünüp sizlerle Aram Tigran’la barışı ve anti militarizmi paylaşmak istedim.
SERGEN SUCU