İngiltere Gündemi
İngiltere ve Fransa’nın başrolünde olduğu ‘Birinci Emperyalist Dünya Savaşı’nın 100. yıldönümünü yaşarken, Ortadoğu yeniden paylaşımın merkezinde duruyor. Son yüzyıl boyunca bölgedeki çıkarlarını korumak için savaş ve yıkımdan başka bir vaadi olmayan bu iki ülkeye, Amerika (İkinci dünya savaşı ile artan bir şekilde), İsrail (kuruluş ilanı-1948) ve diğer AB ülkelerinin de eklemlenmesi ile Ortadoğu’da var olan sorunlar kangrenleşmeye başladı. ABD-AB-İsrail bloğu olarak anılan bu ittifak etnik ve mezhepsel çatışmaları ve ayrımları kışkırtmayı ve bunu çatışmaya dönüştürerek bu bölgedeki etkinliklerini pekiştirmeyi bir politika olarak uzun süredir uygulamaktalar. Ve elbette yaşanan her yeni çatışmanın bedelini de Ortadoğu halklarının ödemesinde hiç bir beis görmemekteler.
Paylaşım savaşları sonunda suni sınırlar yaratarak bölgedeki hegemonyalarını sağlamlaştırmak isteyen bu güçler, başta petrol olmak üzere bölgedeki yeraltı kaynaklarından yararlanmanın yolunu Kürdistan’ı ve Sünni ve Şii Arap halklarını bölüp farklı ülkelerin egemenliği altında yaşamaya zorlamakta buldular. Böl-parçala-yönet taktiğini hayata geçiren bu politik hat, bölge ülkelerini birbirine karşı kışkırtarak Ortadoğu’daki egemenliğini şimdiye kadar sürdürmenin bir yolunu hep buldular. Sınırları batılı güçlerce çizilen egemenlerin Ortadoğu’su ise Filistin ve Kürdistan Özgürlük Hareketlerinin mücadelesi ile bir süredir sarsılıyor.
Filistin ve Kürdistan direniş hareketlerinin tarihsel haklılıkları, ulaştıkları örgütlülük düzeyi ve yürüttükleri politik mücadelenin geniş kitlelerce karşılık bulması, Ortadoğu’nun değişen dengelerinde önemli aktörler olarak ortaya çıkmalarına neden oldu. Bu durum da batılı blok ve bu bloğun bölgesel destekçileri olan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından bir tehdit ve tehlike olarak görülmeye başlandı. Filistin direniş hareketine yönelik İsrail’in son zamanlarda artan fütursuz saldırılarını, IŞİD’in Güney Kürdistan ve özellikle Rojava’daki saldırılarından bağımsız düşünemeyiz. Bu saldırıların altında yatan, özgürlüğü için ayağa kalkan halkları Ortadoğu’daki statükonun sürmesi için baskı altında tutma gayretidir.
Gazze'de 8 Temmuz'da başlayan İsrail saldırılarında şimdiye kadar binden fazla Filistinli öldü, 6 bine yakın kişi yaralandı. Bu acımasız saldırıları ABD ve Almanya ile İngiltere’nin başını çektiği AB ülkeleri İsrail’in kendini koruma hakkı olarak gördüklerini açıklayıp, İsrail saldırganlığı yanında saf tuttuklarını deklare ettiler. İngiltere Dışişleri Bakanı Jacop Hammond ateşkes görüşmeleri için İsrail’e ziyarette bulundu ve bu ziyaret sırasında Sky News televizyonuna verdiği mülakatta, "İsrailli yetkililere, meşru bir şekilde kendilerini savunma haklarını yerine getirirken kayıpları en aza indirmeleri çağrısında bulunuyorum" dedi.
İngiltere’de iktidarlar değişse de Ortadoğu politikalarında gözle görülür bir değişmenin olmadığını zaten bilen bizler için bu şaşırtıcı bir açıklama değil. Ancak İsrail devletinin BM denetimindeki bir okulu, ve hastahaneyi vuracak kadar gözü dönmüş saldırılarına daha fazla sessiz kalamayacağını düşünmüş olacak ki, aynı mülakatında Hammond: "Operasyon sürdükçe ve Gazze’de sivil kayıplar arttıkça Batı ülkelerindeki kamuoyunun endişeleri artıyor ve İsrail’e gittikçe daha az sempatiyle bakılmasına sebep oluyor" ifadelerini kullandı. Yani aslında bu beyanı ile İsrail’e şiddetinde ve zulmünde senin yanındayız ama bunu göz göre göre yapınca, seni savunmakta zorlanıyoruz demek istemektedir. Aynı tavrı IŞİD’in Rojava saldırıları karşısındaki sessizliklerinde de görmek mümkün. Musul’u denetimine alan IŞİD ele geçirdiği silahlar ile Güney Kürdistan’ın Êzîdî yerleşim yerlerine ve Rojava’nın Kobanê kantonuna saldırıya girişti. Her iki cephede de başarı sağlayamamış IŞİD’in bu saldırıları batının iki yüzlü tutumunu görmemize vesile oldu. Geçtiğimiz günlerde aralarında IŞİD’in de bulunduğu beş örgütü terör örgütleri listesine alan İngiltere, konu IŞİD’in Rojava’daki saldırıları olunca sessizliğini korumaya devam ediyor.
Bir yangın yerine dönen Ortadoğu’da, halklarının makus talihini değiştirecek olan ihtimal Kürt hareketinin ortaya attığı eşit, özgür ve kardeşçe bir arada yaşama iradesinin gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlıdır. Bu bir ihtimaldir, ve ancak bunun gerçek olması halinde Filistin ve Kürt sorunu kalıcı olarak çözülecektir.
Ortadoğu’nun kesik damarları: Filistin ve Kürdistan