
Ortadoğu bir yıl öncesinin Ortadoğu’su değil. Son bir yıl içinde birçok taş yerinden oynadı. Hatta bugün itibariyle Ortadoğu’nun bir-iki ay öncesinin Ortadoğu’su olmadığı dahi söylenebilir.
Şöyleki; ABD ve Batı yakın zamana kadar Ortadoğu ve Arap dünyasına model olarak AKP’nin “ılımlı İslam”ını ikame etmeyi öngörüyordu. Bu nedenle de AKP’ye hak etmediği bir değer verildi ve kredi açıldı. AKP ise bunu kendi güç ve hikmetine yorarak çocuksu bir şımarıklıkla Züccaciye dükkanına daldı. Kırdı, dağıtıp döktü.
Kemalist Cumhuriyet’in tasviyesi, Generallerin burnunun sürtülmesi konusunda ardına aldığı Batı desteğiyle herşeye kadir olduğu hükmüne vardı. İçerde toplumu kutuplaştırarak “benden olan ve olmayan” ayrımına yol açtı. İslami yaşam biçimini devletin tüm olanaklarını devreye koyarak toplumun tümüne dayatmaya çalıştı. Dışarda ise Sünni İslama kol ve kanat gererek himayesine almaya, hatta şekil vermeye çalıştı.
Tunus’tan başlayıp Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası’na yayılan kitle hareketlerinin Müslüman Kardeşler, Hamas ve AKP benzeri güçlerce ele geçirilmesi için örtülü ödeneği sonuna kadar devreye koydu, demokratik ve seküler güçlerin etkili olmaması için elinden geleni yaptı. Ve Şii eksende gördüğü Suriye rejiminin Sünni güçlerce el değiştirmesi için elinden geleni ardına komadı. Cihadcı grupların Suriye’ye yönlendirilmesi için Terminal görevi gördü. Devşirdiği binlerce islamist Akıncı’yı eğiterek Suriye’ye terör ihraç etmeye başladı.
Mısır’da AKP’nin her türlü olanaklarla desteklediği Müslüman Kardeşler Örgütü’nün pervasızlığını da gören ABD ve Batı, Ortadoğu’ya yeniden balans ayarı vermenin, Sünni-Şii dengesinin korunması zorunluluğunu gördü. Fas ve Tunus’tan Afganistan, Pakistan ve Malezya’ya kadar oluşacak Sünni eksenin dünyanın hayrına olmadığını, Sünni eksenin yanında Şii eksene de ihtiyaç olduğu gerçeğini görerek harekete geçti.
İşe ise Türkiye’nin desteklediği El Kaide bağlantılı grupları, El Nusra’yı terör listesine alarak başladı. Böylelikle de Türkiye’nin başına yeni bir çuval geçirdi. Otuz yıldır çekip gerdiği Şii eksenin ipini gevşetmeye, AKP, Müslüman Kardeşler ve türevlerinin ipini ise germeye başladı.
Erdoğan Washington ziyaretinde sorgu odasına alındı. Mısır’da itidalli davranma konusunda birkaç kez uyarılan Mursi’nin ipi en nihayetinde çekilmek zorunda kalındı. Diplomatik delhizlerde kotarılan konsessüs gereği yumuşak bir geçiş ve balans ayarı gereğince İran’da Ruhani devlet başkanlığına terfi etti. Sahne önünde ve projektörler karşısında ise Obama ile Putin, Kerry ile Lavrow kolkola yeni bir Suriye, yumuşak bir geçiş için düğmeye bastı.
Bugün itibari ile toparlayacak olursak şöyle bir tablo ile karşılaşabiliriz:
Bir) Ortadoğu, Sünni eksenin öne çıktığı, Şii eksenin ise gerilediği ve dengenin bozulduğu bir Ortadoğu olmayacaktır. Sünni küfeye yüklenen yumurtalardan bir kısmı Şii küfeye aktarılarak balans ayarı tutturulmaya çalışılacaktır.
İki) AKP ve Sünni eksende yer alan güçlerle yatağa giren kimi kesimler son gelişmelerden sonra şaşı kalkmayı göze almalıdır. Batı fazlaca palazlanan ve tüylenen AKP’nin tüylerinden bir kısmını yolmaya kararlı. Güçlü ve kontrolden çıkan, dizginlenemez bir AKP’dense, güçten düşürülmüş, tozu alınmış bir AKP ve gerçekten demokratik yeni bir alternatif arayışı ise tercihtir.
Üç) Suriye’de bir İslam diktatörlüğüne geçit verilmeyecektir. Rejim yanlısı güçlerle yerli muhaliflerin ve etnik ve dini grupların hak ve hukukunun gözetildiği bir yumuşak geçiş için düğmeye basılmıştır. Cenevre 2 ve sonrası arayışları bunun içindir. Ve Kürtler bu süreçte kaybedenler hanesinde değil, kazananlar hanesinde yer alarak AKP’nin tüm hesapları alt-üst olacaktır.
Dört) Kürdistan’ın Güneyi’nde yapılan 21 Eylül seçimlerinden sonra dengeler tümden değişmiş, KDP ile YNK’nın fifty-fifty döneminin sonuna gelinmiştir. Ankara’ya endeksli politika ve uygulamaların da ha keza. Bundan sonra Hewlêr’de ne kadar Ankara varsa, ondan daha fazla Tahran olacaktır. KDP ya ulusal bir koalisyonun oluşması için çaba içinde olacak, güç ve hakimiyetini diğer partilerle paylaşmaya razı olarak Ankara’dan uzaklaşacak, ya da Sünni eksende, yani yeni dönemin kaybedenleri hanesinde yer alacaktır. Ankara ile devam kararı alması halinde ise ya bir darbe yaparak hakimiyetini sürdürmeye çalışacak, ya da Güney Kürdistan’ın bölünmesini göze alacaktır. Her iki olasılık ise Kürtlerin tümünün aleyhine olacak ve yeni bir yangının fitilini ateşleyecektir.
Beş) Güney Kürdistan’daki gelişmeler ve KDP’deki iç hesaplaşmalar sonrası Mesud Barzani’nin istifa etmesi olasılıklar arasındadır.
Altı) KDP Salih Muslim’in geçişine izin vermeyerek tarihi ve vebali ağır bir yanlışa imza atarak Rojava’ya ilişkin tüm opsiyonlarını yitirmiş, AKP ile aynı safta yer alarak şimdilik Suriye ve Rojava özgülünde kaybedenler hanesinde yer almıştır. PYD stratejik bir öneme sahip ve Musul’a açılan Til Koçer kapısını ele geçirdikten sonra hakimiyet ve egemenlik alanını daha da genişletecek, ekonomik olarak rahatlayacak, Rojava’nın dış dünya ile irtibatı kolaylaşacaktır.
Yedi) AKP ya değişen dengeleri de gözeterek PKK ile varılan uzlaşma gereği Kürtlerin varlık ve haklarını anayasal güvenceye kavuşturacak, Kürtlerin kendilerini yönetebilecekleri bir değişime yol açacak ve Kürtçe’nin Kürdistan’da kamusal alanda kullanılmasına evet diyerek rehin tuttuğu tutsakları salıverecek, ya da adına ne denirse denilsin bir yıldır gündemde olan sürecin sonuna gelinecektir.
Ortadoğu’daki bu denge değişikliğinin bölgeyi de aşan sonuçları da var şüphesiz. Biz sadece Kürtleri birebir etkileyen birkaç boyutuna ışık tutmaya çalıştık. Bu tespit ve tezlerin doğruluğu ise yaşamla sınanacaktır.
msahin1@web.de