Kobanê ve Şengal’de DAİŞ çetelerinin saldırılarından sonra bütün dünyada olduğu gibi Almanya’da da Kürt sorunu yeniden gündeme geldi. PKK’nin terör örgütü olduğu yönünde alışılagelmiş yalanlar, tezler bir bir çökmeye başladı.
Dünyadaki farklı toplumları bir araya getirip ortak bir mücadeleye yönelten momentler vardır. İspanya’da iç savaş, Zapatistaların uzun yürüyüşü ve benzeri toplumsal hareketler, farklı uluslardan insanları aynı amaç noktasında yürütür.
Kobanê Direnişi de farklı ulusları, örgütleri, partileri, insanları bir araya getiren mücadele noktası oldu.
Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) Eşbaşkanı Yüksel Koç, Kobanê’nin Almanya’da sol kesimler arasında 4.Enternasyonal olarak kabul gördüğünü dile getiriyor. Koç’la, Kobanê ile gelen toplumsal enerjiyi, Rojava’nın yeniden inşası için değişik kentlerde faaliyet yürüten dayanışma komitelerini, Şengal ve Kobanê sonrası Kürt diplomasisini ve yapılması gerekenleri konuştuk.

Kobanê saldırısından sonra başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde kitlesel eylem ve etkinlikler gerçekleştirildi. Bu etkinliklere Kürtler dışında insanlar da büyük katılım sağladı. Siz gerek Alman kamuoyu, gerekse de daha önce derneklerle ilişkileri olmayan Kürtlerin Kobanê için ayağa kalkışını nasıl  yorumlayacaksınız? Daha önce Kürtlerle aynı platformda buluşamayan farklı kesimlerde Kobanê nasıl bir algı yarattı?

15 Eylül’de Kobanê’ye yönelik saldırılar olduğunda bütün alanlarda, derneklerimizin olduğu bütün yerlerde Kürtler eylemlere başladı. Başlangıçta, Kürtler kendi başlarına sokaklardaydı. Birinci haftadan sonra özellikle Almanya’nın değişik kentlerinde, Köln, Berlin ve Wiesbaden’da açlık grevleri başladı. Hem bu açlık grevlerine hem de daha sonraki eylemlere çok yoğun katılımlar oldu. Almanya’da olduğu gibi diğer Avrupa ülkelerinde de eylemlere çok yoğun, kitlesel katılım oldu. Kürtlerin dışında Almanya’da demokrat çevreler, sol sosyalist çevreler, kilise çevreleri, farklı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin üye ve taraftarları, eylem ve etkinliklerde yerlerini aldı. Bu arada basın da yoğun bir ilgi gösterdi. Çünkü insanlarda şöyle bir algı oluştu: “Kobanê direnişi, sadece Kobanê’nin direnişi ile sınırlı değil bütün insanların direnişidir. Kobanê’de bir insanlık mücadelesi veriliyor. DAİŞ çetelerinin Kobanê’de yaratılmak istenen sisteme bir saldırısı söz konusu. Bu sistemde halklar, kimliklerini özgür ve eşit olarak savunabiliyor. Saldırı işte bu sistemedir.”
Kadının ilk defa Ortadoğu’da kurulan bir sistemde erkekle birlikte eşit oranda temsiliyete kavuşması, gerek Almanya’da gerekse de dünyanın diğer bölgelerinde zaten kamuoyunun dikkatini çekiyordu. İşte saldırının böylesi bir sisteme yapıldığı yönünde bir algı oluşmaya başladı. Bu anlamda dünyada eşitlik ve özgürlük isteyen kesimler, mutlaka Kobanê’nin sahiplenilmesi gerektiği düşündü. Kobanê’deki mücadelenin hepimizin mücadelesi olduğu düşüncesi yayıldı. Dost çevreler bu çerçevede yaklaşmaya başladı.
Somut olarak bir iki tane örnek vereyim: Biz Berlin’de açlık grevinin yapıldığı çadırdaydık. 12-13 yaşındaki ilkokul çocukları, kendi aralarında sınıflarında tartışmışlar, “Kobanê’de çocuklar katlediliyor. Kobanê’deki insanlar katlediliyor. Biz çocuklar olarak ne yapabiliriz” diye. Bunlar Kürt çocukları değil, Alman çocuklarıdır. Kendi aralarında tartıştıktan sonra ailelerinin kendilerine verdiği harçlıkları toplayıp bize getirdiler. Toplam 32 Euro’ydu. “Çok para değil ama Kobanê’deki çocuklara vermek istiyoruz” dediler. Bu 32 Euro inanın ki, 32 milyondan daha değerli bizim için. Kobanê direnişi bırakalım yaşlı insanları ya da siyasi bir tercihi olan insanları, çocukların da kalbini kazanmış.

Yine 22 Alman kurumu, Kobanê için bizimle Oldenburg kentinde yürüyüş yapıyordu. Bunlar içinde Hıristiyan demokratlar, sosyal demokratlar, liberaller, Yeşiller, Sol Parti ve kilise çevreleri vardı. Sol ve sosyalist, marksist örgütler vardı. Orada hazırlık toplantısında bir Kürt, “Kobanê biz Kürtleri birleştirdi” şeklinde bir ifade kullandı. Bir Alman ise şunu söyledi: “Kobanê sadece sizi değil, biz Almanları da birleştirdi!” Çünkü ilk defa, Hıristiyan demokratlarla marksistler bir araya geliyordu. Sol cenah ile sağ kesim ilk defa bir araya geldi. Kobanê öyle bir şey geliştirdi ki, barıştan, demokrasiden, özgürlükten yana olan, barbarlığa karşı olan, kimliklerin katliamına karşı olan ve bu çetelerin yaptığının insanlık düşmanı olduğunu düşünen insanlar bir araya gelmeye başladı. Bizim etkinliklerimize, yürüyüşlerimize bu nedenden dolayı katıldılar.


Almanya’da 1 Kasım Dünya Kobanê Günü vesilesiyle sizin dışınızdaki kesimlerle ne gibi çalışmalar yürüttünüz? Bu kesimlerin yaklaşımı hakkında ne söyleyebilirsiniz?
1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nde Almanya’nın 20 şehrinde etkinlikler yapıldı. 20 şehrin 6’sında yürüyüşlerin öncülüğünü Almanlar yaptı. Bu kentlerde ya Kürtler yaşamıyor ya da çok az Kürt vardı. Bütün hazırlıkları Almanlar yapmıştı. Bize, “Biz burada yürüyüş yapmak istiyoruz. Buradaki Kürtlere bildirin” dediler. 1 Kasım yürüyüşlerinin hazırlıkları iki hafta sürdü. Hazırlıklar için kimi yerlerde 30 kurum, kimi yerlerde 20 kurum, kimi yerlerde farklı farklı yapılanmalar bir araya gelerek tertip komitelerinde yer aldı. Belki dikkatinizi çekmiştir. Bir fotoğraf, bazı basın yayın organlarına yansıdı. Bir şehirdeki yürüyüşte Yeşiller’in, Sosyal Demokratların, Sol Parti’nin ve PYD’nin bayrakları bir arada bulunuyordu. Bu tamamen tesadüfen ortaya çıkan bir kareydi. İşte bu kadar farklı yapıdan insanlar bir araya geldi. 1 Kasım Dünya Kobanê Günü yürüyüşleri, bu anlamda çok önemliydi. Uluslararası dayanışma ruhu gelişti. Kimi çevreler, “Dördüncü Enternasyonal’i Kobanê gerçekleştirdi” diyor. Sol cenah kendi içinde bunu söylüyor. Dünyada ortaklaşmayı, dayanışma ruhunu, birlikte mücadeleyi Kobanê sağladı.

Yani Kobanê’nin halkların ortaklaşmasında bir sembol rolü oynadığını söylüyorsunuz... Yine Kobanê’nin daha etkili desteklenmesinde ne gibi yöntemler devreye konulmalıdır?

Kobanê bu bakımdan herkesi için bir sembol olduğu kadar onur kaynağı da oldu. Bu anlamda 1 Kasım’da bütün şehirlerde yapılan yürüyüşlerde çok farklı yelpazelerde insanlar vardı; Alman kurumları, sendikalar, kiliseler, kadın örgütleri, farklı halklardan insanlar vardı. Örneğin Afganlar, İranlılar, Latin Amerikalılar, Tamiller, Türkiye devrimci demokratik hareketlerinin üyeleri, Aleviler ve bunları temsil eden örgütler vardı. Yine Asuri-Süryaniler, bulundukları her yerde 1 Kasım yürüyüşlerinde aktif olarak yerlerini aldı. Bu anlamda Kobanê, uluslararası ortaklaşma, özgürlük ve dayanışma ruhu yarattı. Bu büyük bir motivasyondu. Bu motivasyon şu anda da devam ediyor.
Kimi yerlerde bu çalışmalar kalıcı komisyonlar biçiminde sürüyor. Bu komiteler, kimi yerlerde “Rojava Komiteleri”, kimi yerlerde “Kobanê Komiteleri”, kimi yerlerde ise “Kürdistan Dayanışma Komiteleri” olarak adlandırılıyor.
İşte bizim görevimiz, bu komiteleri işlevli kılmak, Kobanê özgürlüğüne kavuşuncaya kadar bu komiteleri kalıcı bir hale getirmektir. Özgürlük ve kimlik mücadelesi tam sonuç alıncaya kadar, en önemlisi de Rojava kantonları resmi statü kazanana kadar bu çabaların sürdürülmesi gerekmektedir.
Çünkü DAİŞ çeteleri ve DAİŞ’in arkasındaki anlayış, kantonların statü kazanmasını hazmedemiyor ve bundan dolayı da oluşturulan kantonlara saldırıyor. Saldırı, Ortadoğu’da ilk defa gelişen eşitlikçi ve özgürlükçü kanton sisteminedir. Özgürlük, demokrasi ve barış bu kanton sistemiyle somutluk kazanıyor. Yine kadın ilk defa toplumsal alanda öncülük rolü üstleniyor. Bu Ortadoğu’daki gericiliğe, egemenlikçi yapıya ters bir şeydir. Saldırıların altındaki neden de budur. Almanya’da da şu anda tartışılan işte budur. Şimdi birçok yerde Rojava sisteminin tanıtılması ve daha üst boyutta özümsenmesi için paneller organize ediliyor.
Öte yandan hem Kobanê hem de Şengal’de DAİŞ çeteleri hem bir katliam hem de fiziki imhaya yöneldi. O şehirleri yeniden inşa etmek gerekiyor. İşte önümüzdeki temel görevlerden biri, ortaya çıkmış olan uluslararası dayanışmayı, siyasal statünün tanınması yanında özellikle uzun vadede hem Kobanê hem de Şengal’in yeniden inşa edilmesi için de değerlendirmektir. Özgür iradesini ortaya koymuş bu kentlerin yeniden inşası, önümüze koyduğumuz uzun vadeli bir çalışmadır.
Kobanê ve Şengal’de yüzbinlerce insan bu çetelerin saldırısı sonucu evlerini kaybetmiş, göçmen durumuna gelmiş ve son derece zor koşullarda yaşamak zorunda kalmıştır. Yardım çalışmalarının örgütlenmesi gerekmektedir. Hem ulusal hem de uluslararası alanda bu çalışmaların sürdürülmesi şart. Bu konuda çeşitli kentlerde komiteler oluşturuluyor, geceler düzenleniyor, etkinlikler yapılıyor. Yine bu konu, değişik kesimler tarafından tartışılıyor. Herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor.
Biz de Demokratik Kürt Toplum Merkezleri’nin kendilerini iyi konumlandırıp, iyi planlaması durumunda önemli bir fonksiyonu yerine getireceğini, Kobanê ve Şengal’e büyük katkılar sunacaklarını düşünüyoruz.

Pratikte yardım çalışmalarının örgütlenmesinde NAV DEM ile Kürt yardım kuruluşu Heyva Sor a Kurdistanê arasında nasıl bir ortaklaşma sağlanabilir? 

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Yardım kampanyalarının Kürt yardım kuruluşu Heyva Sor a Kurdistanê’nin etrafında yürütülmesi gerekiyor. Çünkü yardımların etkili bir şekilde yerine ulaşmasında Heyva Sor a Kurdistanê’nin büyük bir tecrübesi ve uzmanlığı var. Heyva Sor, şu ana kadar çalışmalarını bu çerçevede sürdürüyor ve işlerini en iyi şekilde yürüten bir kurum kimliğini taşımaktadır. Kobanê ve Şengal’de mağdurlara elini ilk uzatan ve onlar için derhal harekete geçen ve her gün biraz daha uzmanlaşan bir kurumdur.
Bu yardımların daha etkili olması için Demokratik Kürt Toplum Merkezlerimizdeki arkadaşlarımız Heyva Sor a Kurdistanê ile daha koordineli biçimde çalışmaları gerekiyor. Biz bu konuda düşüncelerimizi arkadaşlarımızla paylaştık.
Biz NAV-DEM olarak eylem ve etkinlikleri düzenleyebilir, Kobanê ve Şengal’e yardım yapmak isteyen kurumları Heyva Sor a Kurdistanê ile ilişkilendirebiliriz. Yardım yapmak isteyen kurumların temsilcileri ile Heyva Sor a Kurdistanê yetkililerini bir araya getirmek de görevimiz; ama yardım çalışmalarının örgütlenmesi daha çok Heyva Sor a Kurdistanê’ye aittir.


İnşa için herkese görev düşüyor

Kısmen siz de değindiniz ama konunun önemi açısından tekrar sormak istiyorum. Kobanê özgürlüğüne kavuşsa bile Kobanê halkı orada tamamen enkaz durumuna gelen bir kenti devralacak. Kentin yeniden inşası için somut bir çalışma, bir kampanya gündeminizde var mı?

Somut olarak bir kampanya düşünüyoruz. Tartışıyoruz. Kısa vadede doktor, hemşire veya sağlık ekibinin gidip insanlara yardım etmesi. Bunun yanında çocuklara pedagojik destek vermek, onların yaşadığı travmadan kurtulmalarını sağlamak, eğitsel faaliyetlerde bulunmak isteyenler de gidip çalışmalara katılabilir.
Kimileri maddi olarak destek sunabilir, kimileri de gidip bizzat oralarda inşa çalışmalarında görev alabilir. Sahip oldukları uzmanlık alanına göre destek sunabilirler. Birçok insan şu anda bize gelip, “Biz gidip bir şeyler yapmak istiyoruz” diyor. Gidip orada çeşitli çalışmalara katılabilirler. Örneğin, bir çadır kent kuruluyor, gidip orada çalışabilirler. Oradaki insanların lojistik ihtiyaçlarını giderebilirler. Günlük çalışmalarda yer alabilirler. Çocukların bakımını üstelenebilir. Yani herkes kendine göre bir şey yapabilir. Şimdi bu konuda yoğun bir talep de var.
Yeniden inşa çalışmaları da olacak. İnşa çalışmaları deyince bir tek ev yapmak da insanın aklına gelmesin. İnşa kategorisine sağlık, çocuk eğitimi, sosyal çalışmalar gibi çalışmalar da girer. Hayatın her alanındaki çalışmalardır bunlar. Bu türden çalışmalar, fiziksel katılım gerektirir. Oraya gidip o insanlarla birlikte yaşamak ve onlarla birlikte inşa etmeyi gerektirir.
Maddi yardımın da sürmesi gerekiyor. Bu konuda bazı tartışmalar var. Örneğin bu tür tartışmalar, Alman Eğitim Sendikası’nın da gündeminde. Sendikanın on ikinci ayda Berlin’de kongresi olacak. “Buradaki çocuklar, Kobanê’deki çocukların kitap ve okul materyallerini karşılasın” şeklinde karar düzeyine getirmek istedikleri bir düşünce var. Yani hayatın her alanında, eğitimden tutalım sağlığa kadar yapılacak çok iş var.
Çeşitli kampanyalar yürütülüyor. Şu anda Midoco International’in yürüttüğü bir kampanya var. Yine DKTM’lerlle çalışmalarını ortaklaştıran dostlarımız var. Etkinliklerinden elde edecekleri gelirleri Heyva Sor a Kurdistanê’ye aktarmaya çalışıyorlar.
Tüm bu çalışmaları örgütlü hale getirmek gerekiyor. Bu konuda bir potansiyel ve talep de var. Yine bu yardımlar konusunu başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası kurumlar ve mekanizmaların gündemine getirmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler hem yerini yurdunu terk etmiş olanlara yardım edebilir hem de Kobanê’nin yeniden inşasına katkı verebilir. Ayrıca uluslararası Kızıl Haç da önemli roller üstlenebilir. Hem bireyler hem kurumlar hem de uluslararası mekanizmalar düzeyinde çalışmalar, önümüzdeki günlerde artırarak sürdüreceğimiz çalışmalar olacak. Yıkıma uğratılan kentleri inşa etmekte, her kişi ve kurumun yapabileceği bir şey mutlaka var. Önemli olan yapmak istemektir.
Şimdi birincil görev, Rojava’nın siyasal statüsünün tanınması yönündeki çalışmalardır. İkinci olarak ise, BM denetimde Rojava’ya siyasi, insani, askeri desteğin verilebilmesi için insani koridorun açılması ve Türk devletinin DAİŞ’e verdiği desteğin kesilmesi için dost çevrelerle birlikte çalışmaları daha üst boyuta çıkarmayı hedefliyoruz.


SİDAR DERSİM/HABER MERKEZİ


YARIN:
* Halk diplomasisi ne düzeyde?
* Kobanê’yle ortaya çıkan enerji nasıl örgütlenecek?PKK yasağına ilişkin ne yapılıyor?Diasporaya ulusal birlik konusunda düşen görev ne?