Kürt siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’e yönelik suikastın özellikle vahşice olduğunu belirten ABD’li tanınmış düşünür Immanuel Wallerstein, Öcalan ile görüşmelere sabotajın hedeflendiğini söyledi. PKK üzerine araştırmaları ile bilinen Amerikalı gazeteci Aliza Markus ise bu korkunç cinayetin, hem Türk hem de Kürt tarafının ne kadar acele etmesi gerektiğini ortaya koyduğunu kaydetti. Kürt yönetmen Mano Khalil, Türk devlet geleneği ve Kürtlere yönelik yaklaşımını değiştiğine dair emarelerin yokluğuna işaret etti.  

Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçinin bu dönemde suikast sonucu katledilmesini değerlendirmelerini istediğimiz bazı aydınların görüşleri şöyle:

Immanuel Wallerstein (ABD’li ünlü düşünür): Suikastler her zaman içler acısıdır ve bunlar özellikle vahşice idi. Besbelli birileri Öcalan ve Türk Hükümeti yetkilileri arasındaki oldukça cesaretlendirici tartışmaları sabote etmeyi umuyordu. Hep birlikte bu suçun faillerinin başarısız olmasını ve tartışmaların olumlu ve hızlı bir politik sonuca varmasını tutkuyla umut edelim.

Mano Khalil (Kürt yönetmen): Türkiye’nin milliyetçi rejimi, Kürt sorununda barışçıl bir çözümden yana asla olmadı. Kafalarında ‘ırkçılık ve faşizm’ olarak adlandırılan ciddi bir hastalık, bir tümör var. Kürt halkı ve Kürt lideri asla unutmamalıdır ki; demokrasi ve insan haklarına saygı göstereceğini iddia eden aynı adam, bir kaç yıl önce ‘’Biz mevcut bir Kürdistan’a asla izin vermeyeğiz. Eğer birisi Arjantin’de bile Kürdistan kursa, biz onu yok edeceğiz’’ dedi. Gardiyan, tutsak ile nasıl barış anlaşması yapabilir? Eğer yalan söylemiyorlarsa, asli olarak Sayın Öcalan’ı serbest bırakmalı ve sonra onunla masaya oturmalıdırlar.
Türk rejimi, karanlık perdelerin arkasında nefret, ırkçılık ve faşizm dolu kirli oyunlarını oynamaya devam ediyor. Türk rejiminin Kürtler için yapabileceği tek şey onları öldürmektir. Onların varlığı, kan ve öldürmenin karışımıdır.

Aliza Marcus: (Amerikalı gazeteci-yazar):
Üç Kürt aktivistin Paris’te neden katledildiğini bilmiyoruz, ancak cinayetlerin hem PKK hem de Türkiye’nin birbirlerini suçlamaya yol açtığını biliyoruz. Bu her iki taraf arasındaki güvenin ne kadar az olduğunu gösterir. Güven eksikliği barış çabalarını aksatır. Başbakan Recep T. Erdoğan, hükümetinin Kürt temsilcisi ile siyasi bir çözüm için müzakere ettiğini kamuoyuna taahhüt ederek doğru atmosferi yaratmada yardımcı olabilir. Kandil’deki PKK liderliği de, Türkiye kabul edilebilir bir müzakere çerçevesi ortaya koyduktan sonra, PKK’nin ateşkes yapacağını açık bir şekilde vurgulayarak yardımcı olabilir. Abdullah Öcalan ve Erdoğan hükümeti arasında şu anda devam eden barış görüşmeleri kulağa önemli gelebilir, fakat her iki tarafta da gerçek bir süreç ve bağlılık, adanmışlık olmadıkça bu görüşmeler anlamsızdır.
Bizler Kürt sorununun çözümü için ciddi bir siyasi süreç başlamıştır demeden önce, birçok sorunun yanıtlanması gerekir. Birincisi, Erdoğan taviz vermeye hazır mı? Ve de PKK? Bir anlaşmaya varmak için her iki taraf da uzlaşmaya istekli olmak zorundadır. Hem Erdoğan ve hem de PKK, destekçilerini her iki tarafın da belki de istediği her şeyi veremeyecek bir anlaşmayı desteklemeye ikna edebilecekler mi? Barış yapmak, savaş yapmaktan daha zor olabilir. Böylesi bir sürecin devam edeceğinden emin olmak için güvene ihtiyaç var. Bu nedenle her iki taraf için de, gerçek bir barış sürecine olan bağlılıklarını ortaya koymak çok önemlidir. Sakine, Leyla ve Fidan yaptıklarının Kürt halkına hizmet etmede doğru ve gerekli olduğuna inanıyordu. Milyonlarca Kürt onlarla aynı fikirde olduğunu gösterdi. Umuyorum ki bu korkunç cinayet, iki tarafın da yavaş hareket edemeyeceklerini anlamalarına yol açar. Eğer bir barış anlaşması varsa, o zaman hemen gerçekleşmesi gerekir. Ne Türk, ne de Kürt daha fazla insan ölmemeli.

Margaret Owen (Demokrasi Yoluyla Barış için Dullar (Widows for Peace through Democracy) kuruluşunun başkanı, insan hakları savunucusu, Avukat ): Bu üç cesur, güzel kadın çatışma ve şiddetin sona ermesi için kendilerini diyalog yoluyla barış yolunda insan hakları savunucuları olarak adamıştı. Elbette ki, Öcalan ile barış diyaloğunun başladığı bir dönemde bu vahşi infazların meydana gelmesi bir tesadüf değildir. Biliyoruz ki, Türkiye’de bu müzakereleri bertaraf etmek isteyenler, barış istemeyenler ve en önemlisi Türkiye’deki (veya herhangi bir yerdeki) Kürtleri insan haklarından mahrum görmek isteyenler var. Hepimiz çeşitli senaryolar ve komplolar düşünebiliriz, fakat bence bu çok duygusal ve travmatik zamanda barış sürecini rayından çıkartmayacak aksine devam ettirecek tüm araçları kullandığımızdan emin olmamız son derece önemlidir.
Barış uğruna şimdi bu harika kadınlara, şehitlere borçlu olduğumuzu hissediyorum. Kararlılığımızın öfke ve üzüntü içinde karşı şiddete dönüşmemesi, aksine müzakere ve diplomasi yoluyla gelecek bir barışa odaklanmak gerektiğini düşünüyorum. Bizler Fransız yetkililerin yoğun soruşturmalar yoluyla ve hızla bu korkunç eylemin faillerini bulup onları tutuklayarak cezalandırmalarını umuyoruz. Çok kısa bir süre içinde Türkiye’de koşulların değiştiğini, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakıldığını, onun barış için çizdiği yol haritasının uygulandığını, siyasi tutukluların serbest bırakıldığını ve Kürt dilinin nihayet hayatın her alanında ve özellikle okullarda ve mahkemelerde kullanılmasına izin verildiğini görmeyi umalım. Tüm dünya şu anda Türkiye’yi izliyor.”

Michael Gunter (Amerika Tennessee Teknoloji Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve AB Türkiye Sivil Komisyonu Genel Sekreteri):
Bu korkunç cinayetleri her kim işlediyse, muhtemelen Türkiye ile PKK arasındaki görüşmelerin başlangıcını sabote etmeyi amaçladığı açıktır. Ancak, bizler kimin yaptığına ilişkin sonuçlara erken varmamalıyız. Türk derin devletini kapsayan birçok olası senaryo var. Bununla birlikte, cinayetlerden ve önde gelen KNK üyesi Adem Uzun’un Ekim 2012’de Paris’te tutuklanmasından her kim sorumlu ise Kürt hareketini iyi takip ediyor olduklarını ve veriye sahip olduklarını belirtmek gerekir. Bu sorumlular, Sakine Cansız ve Adem Uzun’un hareketleri, gizli toplantıları ve ilişkide oldukları kişileri kesinlikle biliyordu.

Sefaret Yaman (Avukat): Paris’in ortasında üç Kürt kadın aktiviste yönelik suikast, birincil görevi vatandaşları ve sakinlerini korumak olan Fransız hükümetinin bir ayıbıdır. Fransız hükümetinin şimdi yapması gereken, bu vahşetin arkasında kim olduğunu araştırmak ve bulmaktır. Elbette ki bu, o masum kadınları geri getirmeyecektir, fakat en azından biraz rahatlama ve umut yaratacaktır. Eğer Fransız hükümeti bu soruşturma ile ilgili yeterli çabada bulunmazsa, sürgündeki hiç kimse kendini güvende hissetmeyecektir. “Bu suikastın arkasında kim olabilir” sorusu oldukça karmaşık ancak aynı zamanda basit. Bunun arkasındaki nedenin barış görüşmelerini sabote etmek olduğuna inanıyorum. Türkiye tarafından barış görüşmeleri hiç böylesine kamuoyuna açık ve doğrudan yapılmamıştı. Bu, barış görüşmelerine yönelik şimdiye kadar atılan en büyük adım niteliğindeydi ve insanlar umutluydu. Açıkçası suikastin gerçekleştirilme şekli çok profesyonelce görünüyor ve bu da suikastin devlet istihbarat teşkilatları tarafından yapıldığı gibi güçlü bir izlenim veriyor. Hangi devletin bunun arkasında olabileceği şeklinde çeşitli teoriler ya da görüşler var. Ne yazık ki söz konusu Kürt sorunu ve Ortadoğu’daki güç dengeleri olduğunda, bu konuda uzun bir liste yapabilirsiniz. Bu trajik suikastin müzakereler ve barış görüşmelerini sabote etmeyeceğini dilerim.

Wladimir van Wilgenburg (Jamestown Vakfı analisti):
Bu suikastın müzakereleri bozmaya yönelik olduğu açıktır. Farklılıklarına rağmen, AKP ve PKK de bunun sabotaj olduğu konusunda hemfikir görünüyor. Ayrıca, bilinmeyen kişiler tarafından Avrupa’nın diğer bölgelerindeki (Avusturya ve Belçika) Kürt toplum merkezleri de saldırıya uğradı. Barış görüşmeleri sırasında suikast girişimleri yeni bir şey değil. Örneğin İsrail Başbakanı İzak Rabin, barış görüşmeleri sırasında öldürüldü ve yine Türk Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Kürt sorununu çözmek istediği için öldürüldüğü iddiaları var. Ne zaman çatışma halindeki aktörler arasında barışı oluşturmak için girişimler olsa, her zaman çatışmanın sona ermesini engellemek isteyen arabozucular belirir. Çatışmanın sürdürülmesinde çıkarları olan ya da barış görüşmelerinin sonucundan memnun olmayan ve daha fazlasını talep eden gruplar her zaman vardır. Örneğin İrlanda’ya bakınız. Bu nedenle bir Türk veya Kürt aktör ya da yabancı bir ülkenin görüşmeleri rayından çıkarmak için bu girişimin arkasında olması muhtemeldir. Müzakereler sırasında görüşmeleri rayından çıkarmak için daha fazla şiddet veya benzer girişimler ile karşılaşmamız olasıdır. Görüşmelere katılan her iki taraf buna hazırlıklı olmalıdır ve halk bu konuda şaşırmamalıdır. Öyle görünüyor ki, Avrupa’daki Kürt örgütleri daha fazla şiddet olayları olabileceği konusunda endişe duyuyorlar.


SUNA ALAN / LONDRA