Bu yıl Koronavirüsü dolaysı ile dünyada yaşamlarını sürdürmekte olan her canlının yaşam tarzında ciddi bir değişiklik meydana gelmiş durumdadır. Hayvan ve bitkilerde bir rahatlama ve nefes alma yaşanırken, insan evladı zorunlu bir şekilde eve kapanmıştır. Bir diğer anlamda Korona hepimizi yaptıklarımızdan dolayı ev hapsine almıştır. İnançlılar inançsızlar, zenginler fakirler, kadın erkek, zalim mazlum diye bir ayrım yapmayan Korona, insanlık tarihine de damga vurmuştur. Dünya gemisinde yaşayan insanın sınırlarını ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği hakikatini, Koronavirüsü gözlerimizin içine sokmuştur. Bundan ders alanlar olacak mı? Yaşarsak tarih bize gösterecektir.
İnsanlık Hz İsa’nın doğumu öncesi ve sonrası diye tarih oluştururken ve bu tarih insanların belli bir kısmının tarihi iken, Korona sekiz milyar insan için yeni bir tarih oluşturmuştur. Korona öncesi ve sonrası! İşte bizler tarihin bu kesimine rastlayan insanlar ve Müslümanlar olarak yaşamımızı idame ettirmekteyiz. Bu felaketten ders alacak mıyız, almayacak mıyız? Bunu gelecek bize gösterecektir. İslam toplumu olarak, ibadetgahlarımız kendi ellerimizle kapatılmış durumdadır. Toplu yani cemaatle ibadetler yapmamız olanaksız haldedir. En fazla camiler Ramazan ayında cemaatle buluşur dolup taşarlardı. Camiler Ramazanı dört gözle beklerlerdi. Yılın on bir ayını sabırla bekleyen camiler bu yıl bütünüyle kapalı kalacaklar. Belki de camiler, bizler gibi Müslümanlara kapılarını kapattıkları için huzura kavuşmuşlardır. En azından Allah’ın evleri zulme ve kötülüğe zemin olmayacaklardır. Umudum dürüst ve samimi inanç sahiplerinin bu durumdan ders çıkarmaları ve camileri tekrardan Allah’ın, yani bir diğer manada toplumun mekanları haline getirilmesidir.
Oruç: (Savm) kelimesi, yemeyi, içmeyi, konuşmayı ve cinsel ilişkiyi bırakmak demektir.
Bu manada oruç ibadeti Kur’an’a göre nefsi tezkiye etme ibadetidir. Arınma ve temizlenme amacına yönelik bedeni, ruhi bir terbiye aracı olup, Ölçüsü de takvadır.
"Ey İman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız (korunasınız) diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı." (Bakara 183)
Bu ayette şu ifadeler net bir biçimde geçmektedir. Oruç sadece Muhammedi ümmete ait değildir. Daha önceki ümmetlerinde ibadet olarak gerçekleştirilen bir ibadet türüdür. Diğer ümmetlerde de tutulmuş, günümüzde de sadece Hz Muhammed sav’in dinine iman edenler değil, Yahudiler, Hıristiyanlar ve diğer dinlere inanlar da oruç ibadetini farklı biçimde de olsa, yerine getirmektedirler. İslam aleminde peygamber sonrası, caminin, namazın, haccın, zekatın içeriği boşaltıldığı gibi, orucun ve Ramazan ayının da içeriği boşaltılmış amaç ve hedeflerinden koparılmıştır.
Allah orucun ölçüsü takvadır, der.
Nedir takva: Sözlükte ‘korunmak, sakınmak, saygı göstermek, dindar olmak, itaat etmek, korkmak, çekinmek gibi vikaye mastarından türetilmiştir. Kur’an’da bütün türevleri dahil 285 yerde geçmektedir. Klasik yorumcu ve Müfessirler genellikle ‘Allah tan korkunun’ manasını yüklemişlerdir. Söz konusu kelime korkma anlamını taşımakla birlikte, korkunç bir şeyden korkuyu değil, seven birinin sevdiğinin gönlünü incitmekten çekinmesi gibi ele almak lazım gelir. Yaratıcıya karşı saygı ve sorumluluk duyma, yaratılanların hepsine karşı sevgi besleme, teşekkür etmeyi bilme, sorumluluk bilincini ve şuurlanmaya ulaşmaktır takva. Bu mana veya manalarda takva sözcüğü doğru karşılığını da bulmuş olacaktır. Allah bilinci Yaradan’a karşı sorumluluk, insanlaşma bilinci, faydalı ve zararlıları birbirinden ayırma bilinci ve yaşamı demektir takva. Muktedirler her kavram ve prensipte olduğu gibi, takva gibi kutsal kavramın da içeriğini boşaltmış, sadece korku anlamını yükleyerekten, saltanattan korkma olarak uygulamışlardır. Çünkü iktidarlarını silah ve korku üzerine inşa etmişlerdir. Aslında dikkat edilirse en kutsal kavramlar bile, dini istismar edenler tarafından tahrif edilmiştir. Takvanın fazileti ile ilgili vurgu şöyledir. "Allah takva sahibi olanlarla beraberdir." (Bakara 194) Allah takva ehlini sever Ali İmran 76. Gerçekten zalimler birbirlerinin dostudurlar. "Allah ise takva ehlinin dostudur." (Casiye 19.)
Fakihler ise takva meselesini yöneticiler ve kanun adamları için, adaletin uygulanması ve uygulatılması anlamında değerlendirmişlerdir.
Sufiler ve tarikat ehli ise; sağlıklı dini ilimlere, keşf ve keramete ulaşmanın ancak takva esas alındığında gerçekleşebileceği nazariyesinde birleşmişlerdir. ‘Allah nefse (kalp ve beyne) günahı da takvayı da ilham etmiştir Eş şems 8. İman çıplaktır derler, onun elbisesi takvadır yani sorumluluk bilinci ile yaşamaktır. Ziyneti ise Vera ürünü ilim ve irfandır. Bu anlamı ile takva günahlardan arınmış kalpteki ışıktır. Kişi bu ışıkla Allah dostu olur, günah ve zulüm olanı görür, adalete ve hayra çağırır.
Takva orucun ölçüsü ise bugünkü oruçluların ölçüleri nelerdir? İkindi namazına kadar yatma, akşama onlarca çeşit yiyecek ve içecek hazırlama, israfta tavan yapma, Tv ler karşısında zalim idarecilerin maaş karşılığı devlete övgüler dizen sözde alimleri seyredip böbürlenme, yalan konuşmaya, iftira ve gıybet etmeye devam etme, akşam ezanında yiyecek ve içeceklere saldırma, sabah ezanına kadar yeme içme, doksan dokuzluk tesbihler çekme, takke takma, birde Sakal-i şerifte öpüldü mü, cenneti garantileme. Bizdeki Orucun ölçüleri de bunlar. Allah hidayet etsin.