S. Asuman Demir

Oscar Ödülleri’nin verilmesine sayılı günler kaldı. Ödüllerin adayları belirlendi, açıklandı ve hatta provası Altın Küre’de yapıldı. 26 Şubat’ta yapılacak törende çok büyük sürprizler olmazsa bu yıl 89’uncusu verilecek Akademi Ödülleri’nin sahipleri de az çok belli. 

Prömiyerini yaptığı günden bu yana yılın en çok konuşulan filmi, genç yönetmen Damien Chazelle’nin La La Land’i (Aşıklar Şehri). Tabii Akademi’nin de gözdelerinden biri; zira toplam 14 dalda Oscar’a aday gösterilen müzikal film, Titanic’in rekorunu yakaladı. Hatta Oscar tarihinde Titanic ve All About Eve filmlerinden sonra en çok adaylığı olan yapım olarak, adını o sıralamaya yazdırdı. O yüzden yarın La La Land’in epey ödül toplayacağı bir gece olacağını tahmin etmek, perşembenin gelişini çarşambadan bilmek kadar kolay...

Hayaller La La Land, gerçekler American Honey

Kısaca hatırlamak gerekirse... Geleneksel cazı yaşatmaya çalışan Sebastian ile oyuncu olma hayalindeki Mia’nın yollarının kesişmesi ve onların idealleri üzerine kurulu müzikal bir film La La Land. Bir “hayallerinin peşinden git”, “kendini iyi hisset” “kalkmışken bir de dans et” filmi. Senaryoyu çok umursamayan film, diğer bir yanıyla da “Bu şehirde herkes aynı hayali kurar” diyor. Neyse ki yine ABD yapımı American Honey’i görenler (aday değil) “oyunculuk” ideali olmayan “düşük bütçeli hayaller kuran” bir ABD gençliğini de tanıdı. Hayaller La La Land, gerçekler American Honey! Tabii Oscar’ın parlayan yıldızı American Honey’deki “Star” değil, La La Land’deki Mia...

Ay ışığıyla mavileşen siyahi çocuklar

La la Land tüm listeleri kavursa da Oscar’ın başka gözdeleri de var. Bunlardan biri de 9 dalda aday olan Moonlight (Ay Işığı). Barry Jenkins’ın yönetmenliğini yaptığı Moonlight, Tarell Alvin McCraney’in In Moonlight Black Boys Look Blue adlı kitabından uyarlanan son derece sakin ve bir o kadar da etkileyici bir film. Siyahi bir çocuğun büyümesini toplam üç bölümde beyazperdeye yansıtan Moonlight; sadece bir büyüme filmi değil, aynı zamanda cinsel kimliğini ve kendini bulmaya çalışan Chiron’ın hikâyesi...

Uyuşturucunun kol gezdiği, siyahilerin yaşadığı bir getto; çıkışsızlık ve sıkışmışlık içinde yansıyan ay ışığı ile mavileşen siyahi çocuklar... Oscar’ın ışığında Chiron’ın maviye mi yoksa altına mı döneceğini hep birlikte göreceğiz. Belki En İyi Film hatta En İyi Yönetmen dallarına La La Land’i zorlayabilir. Hele ki her fırsatta Hollywood’a saldıran bir Trump varken Akademi, rengini “ötekileştirme” karşıtlığından yana kullanabilir. Kim bilir... 

Diğerleri...

Bir diğer iddialı Oscar adayı da Manchester By The Sea (Yaşamın Kıyısında). Manchester By The Sea’nin güçlü olduğu adaylık ise En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Cassey Affleck’in performansı. Her ne kadar bu yönüyle güçlü bir aday olmasa da senaryo ve olay kurgusu açısından da çok daha fazla övgüyü hak ediyor. 

NASA’nın dünyaya benzer 7 gezegen haberinden sonra, yine o da 9 dalda aday olan Arrival’ın (Geliş) sürpriz bir çıkış yapması olası. Pekala NASA lobisinin Oscar’dan önce sonuçları etkilemek için bu keşfi açıkladığını söyleyecek kadar Takvim Gazetesi okumuş olanlar da elbette ki çıkacaktır. 

Sonuç itibarıyla 26 Şubat’tan önce Moonlight, Manchester By The Sea ve hatta yarışma dışı olarak da American Honey görülebilir. Son düzlükte karar sizin...