Türk devletinin izlediği saldırgan dış politika stratejisi, Türkiye’nin başına bela haline geldi. Bodoslama daldığı Suriye iç savaşında sürekli yanlış ata oynadı. Kürtleri karşısına alarak, düşmanlaştırarak sahada geliştirdiği ittifaklar çökme noktasına geldi. Bölgeyi kana bulayan radikal cihatçı gruplarla yol almak istedi. İçine girdiği kirli ilişkilerle sahada söz sahibi olmaya çalıştı. Suriye rejimini İslami cihadist terör örgütleriyle düşürmeye çalışarak, Suriye toprakları üzerinde kötü emeller besledi. Bütün bu hayalci politikaları DAİŞ, El Nusra, El Kaide, HTŞ, vs terör ve tecavüzcü guruplara dayanarak yapmak istediler. Suriye’yi “çantada keklik” sandılar. “Emevi camiinde namaz kılacağız” diyecek kadar kendilerinden geçtiler. “Kobani düştü düşecek” dediler. Cerablus, Azez, Bab’a girdiler. Efrîn’î işgal ve talan ettiler. Minbic için kılıçlarını bilediler. Son olarak Serêkanîye ve Girê Spî’yi işgal ettiler.

Rusya’ya parmak sallayacak kadar ileri gittiler ki, Rusya uçağını düşürdüler, Karlov cinayetini işlediler. Yani Suriye’de, çetelerle iş tutmanın yoluna baş koydular. AKP’nin faşist şefi Erdoğan, “büyük devlet adamlığı”, dünya liderliği” pozlarına girerek, Astana, Soçi süreçlerinde boy göstererek kendince “büyük” diplomatik kazanımlar elde edecekti. Bütün bu geçici zafer sarhoşluğuna rağmen, Suriye iç savaşında işler istediği gibi gitmedi. Gelinen nokta tam bir fiyasko oldu. “Astana, Soçi süreçleri bitti” deme notasına geldi. Hamilliğini yaptığı çetelerin kümelendiği İdlib’de işler yolunda gitmiyor. Libya, Doğu Akdeniz sorun cephelerinde de işler kesat.

Hemen her konuda, atılan tüm adımlarda, Moskova’nın kapılarını aşındırarak, tabiri caizse izin alarak, karşılığında büyük tavizler vererek, Türkiye’yi Rusya’ya bağımlı hale getirdiler. Mavi Akım projesi, Akkuyu nükleer santralı, S-400 savunma sistemi derken askeri, siyasi, enerji, ekonomik alanlarındaki bağımlılığı daha da gelişti. Türkiye kendi çevresinde de, dünyada da yalnızlaşan, itibarsızlaşan bir ülke oldu. Sadece dışarıda değil içerde de son derece sıkışan ve daralan bir konuma düşmüştür. İktidarını sürdürmeye çalışan AKP-MHP faşist bloğunun elindeki tek enstrüman baskı ve şiddettir. Dışarıda izlediği saldırganlık ve yayılmacılıktır, içerde ise korku imparatorluğunun inşasıdır. Bunun için hiç bir ilke, kural, kanun tanımadan zulüm uygulayarak, ayakta tutunmaya çalışıyor.

Yeni Osmancılık hayalleri giderek Osmanlı kazığına dönüşmektedir. Çünkü üzerinde siyaset yaptığı güçler DAİŞ ve artığı güçlerdir. Radikal İslami cihatçı terör odaklarını kullanarak siyaset ve diplomasi yapmaktadır. Suriye iç savaşını bu kesimlerle yürütüyor. Rojava işgalini bu güçlerle yaptı. İdlib’i terör gurupları ile denetlemeye çalışıyor. Libya savaşını hakeza devşirme terör ve tecavüzcü gruplarla yürütmek istiyor. İstediği yerde istediği işlerde kullandığı bu güçler, Türkiye için de tehlikeli bir noktaya doğru geliyor. Paralı asker statüsünde kullandığı bu cihatçılara Türk vatandaşlığı da verildiyse, Türkiye artık Afganistan olma yolunda önemli bir adım atmış olacaktır. Yani Osmanlı’nın eski sınırlarına ulaşma senaryoları bir tarafa, Türkiye’nin kendisi de kendisi olmaktan çıkacaktır. Kafatasçı, tecavüzcü cihatçıların sığındığı güvenli bir liman olan Türkiye’nin geleceği, Suriye ve Irak’tan daha beter olacağına işarettir.

Türkiye, “Türkiye İslam Cumhuriyeti” olmaya doğru giden bir ülke durumuna geldi. İslami kuralların hüküm süreceği bir ülkeye dönüşmektedir. Her alanda bunun emarelerini görmekteyiz. Bunun önünde ciddi bir engel de yoktur. 1979’da İran’ın başına gelen şimdi de Türkiye’nin başına geliyor. Osmanlı İmparatorluğu İslam’ın kılıcını kuşanarak fetihler geliştirdi. İslam’ı kullanarak cihan imparatoru oldu. AKP’nin Faşist şefi Erdoğan da dini kullanarak iktidar oldu. Toplumun kafa yapısını ve yaşam tarzını değiştirmek için dine, diyanete başvurmaktadır. İslami çete gruplarını nasıl savaşta kullanıyorsa ve onları yerli ve milli bir güç olarak görüyorsa, Türkiye’yi de şeriata uygun bir ülke haline getirme arzusundadır. Ders kitaplarına, eğitim müfredatına yerleştirilen simgeler, çizimler, din dersi zorunluluğu gibi dayatmalar vs. Erdoğan’ın söylem ve uygulamalarında gerekli mesajların alınması gerekiyor.

Topluma dayatılan bu felaketi şimdiden görmek gerekir. AKP-MHP faşist blok iktidardan düşürülmediği takdirde, Osmanlı kazığı Türkiye’ye geçirilmiş olacaktır. Meşru saydığımız yollarla, seçimle sandıkla, hukukla bu faşist ittifakın gitmesi beklenmemelidir. Cepheden karşı durarak, kitlesel başkaldırıyla topyekün bir kalkışmayla, el ele vererek bunun üstesinden gelinecektir. Birlikte mücadele tek çaredir.