6 Ağustos günü Kuzey Londra’nın Tottenham semtinde polise karşı, Tottenham Polis Karakolu önünde çoğunluğunu siyahi toplum üyelerinin oluşturduğu bir protesto gösterisi gerçekleştirildi. Gösteriden iki gün önce, Afrika kökenli dört çocuk babası Mark Duggan polis tarafından vurularak öldürülmüş ve nedeni, nasıl gerçekleştirdildiği konusunda ailesine hiçbir açıklamada bulunulmamıştı. ‘Öteki’ olmanın en katmerlisini yaşayan siyahiler, polisin gösteri sırasında 16 yaşında siyahi bir genç kadına fiziki sert müdahalesi ardından, daha fazla öfkelenmişlerdi. Öfke birdenbire ayaklanmaya dönüşmüş, bunun sonucu olarak da karakol, polis araçları, belediye binaları, otobüs ve devlet daireleri hedef alınmış, yakılıp tahrip edilmişti. Adeta devlet ve onun aygıtlarına dönük birikmiş bir öfke patlaması yaşanmış, çevre sakinlerinin gazetemize anlatımlarına göre, ne sivillere dönük herhangi bir saldırı, ne de çevreye dönük herhangi bir yağmalama olayı yaşanmamıştı.
Ertesi gün ise öfkeli ayaklanmalar, çok kültürlü ve bir getto havası taşıyan Tottenham’ın dışına taşmış, Londra’nın özellikle en fakir bölgeleri ve Birmingham, Nottingham ve Manchester gibi şehirlere de sıçramıştı.

Tottenham hayalet şehir

Olayların çıkış merkezi Tottenham’a gidip çevre sakinlerinin, sokaktaki insanların ne düşündüğünü öğrenmek istedik. Tottenham adeta savaştan yeni çıkmış hayalet bir kenti anımsatıyor. Yanmış araçlar, camları kırılmış ve soyulmuş dükkanlar ve o dükkanların kapısında tetikte bekleyen tedirgin sahipleri... Tottenham’da olayların ilk çıktığı Cumartesi günü hasar gören karakolun yanısıra, büyük bir halı mağazası da yanmıştı. Tamamen yanan bina, dozer ve iş makineleriyle yıkılırken, yaklaşık 50 metre ötede sesli bir şekilde dua eden yaklaşık yirmi yetişkin siyahi görüyoruz. Sanki lanetlenerek büyük bir felakete sürülmüşler de, bu laneti ebediyen üzerlerinden atmak istercesine gözyaşları ile yakarırcasına ellerini havaya kaldırıp dua eden siyahi toplum üyeleri... Fotoğraflarını çekmek için izin istiyoruz; öyle büyük bir tutkuyla dua ediyorlar ki duymuyorlar bile; yanıt yok.

Gençleri kriminalize ediyorlar
Caddenin karşısına geçiyoruz. O’boyz isimli Afrikalı küçük berber salonunun kapısında Ganalı sahibi Eric ve birkaç Afrikalı boş gözlerle etrafı seyrediyorlar. Eric, Afrikalı Mark Duggan meselesinde polisin haksız olduğunu, siyahlar olarak bu tür muamelelere çok fazla maruz kaldıklarını söylüyor. Eric, “gençler işsiz ve sorunlu ve hükümet işini yapmak yerine bu gençleri daha çok itip kakıp, kriminalize ediyor” diyerek bu gençlerin etnik, ekonomik, sosyal her açıdan ötekileştirildiklerini hissettiklerini sözlerine ekliyor.

‘Bu bir sistem sorunu’
Ardından, Tottenham’da olayların yaşandığı yere yakın bir Türk restorantının sahibine soruyoruz: “Ne düşünüyorsunuz ?” Olayların bizzat tanığı olan Turan Şahin, “Bakın, bu bölgede belediyenin yaklaşık 10 yıldır özellikle gençlere dönük hiçbir harcaması, hizmeti olmadı. Vergi alınıyor, hizmet yok! Cumartesi günü Tottenham Polis Karakolu önünde gerçekleşen protesto gösterisine duyarlı bir vatandaş olarak ben de katıldım. Haklı bir gösteriydi. İnsanlar öfkelendi ve sadece ama sadece belediye binaları, polis araçları ve karakollara saldırarak bu öfkelerini yansıttılar” dedi. Pazar gününden itibaren başlayan yağmalama ve saldırılar ile bu haklı protesto gösterisinin gölgede kaldığını söyleyen Şahin, “Yine de bu son olumsuz gelişmeleri ‘adi bir hırsızlık’ olarak değerlendiremeyiz. Bu komple bir sistem sorunudur” diye ekliyor.
Kürtlerin işlettiği bir süpermarkete yöneldik. İşyerinin hemen 20 metre ötedeki dükkan ve işyerlerine nazaran çok fazla tahrip edilmediğini söylediğimiz Ali Çiçek, “Pazar gününden itibaren aşağıdan buraya doğru yakıp yıkıp geliyorlardı. Biz Kürtlerin bir ağırlığı var. Dokunmadan gittiler” diyor. Tabii bunu yapan, çoğunluğunu siyahilerin oluşturduğu gençlerin arasında Türk ve Kürt gençler olduğunu da yarım ağızla söylüyor. Yine grupta Polonyalı ve Yahudilerin ve az sayıda olsa da genç kızların olduğunu da öğreniyoruz.

İşsizlik bölgesi Tottenham
Genel bir profili çizilecek olursa, Tottenham, bölgede yaşayan pek çok etnik grup ile çokkültürlü bir nüfusa sahip. Bir çeşit etnik bileşim merkezi demek daha doğru olur belki de. Afrika-Karayip toplumu, buradaki en büyük ve en önemli popülasyonlardan biri. 1980’den sonra Kongolu, Kolombiyalı, Arnavut, Kürt, Kıbrıslı Türk, Türk, Somalili, İrlandalı ve Portekiz popülasyonlar da buraya göçe başladı. 300 ayrı dilde konuşan sakinleri ile, Güney Tottenham, Avrupa’da etnik açıdan en çok çeşitlilik gösteren bir bölge olarak tanımlanıyor. Tottenham, ayrıca Londra’da en yüksek işsizlik oranına sahip bölge. Bölgede, 1985 Broadwater Farm ayaklanmasından bu yana Afrika-Karayip topluluğu ve polis arasında büyük gerginlikler yaşandı.

SUNA KÖSE/LONDRA



‘Yağma’ sistemin ürettiği sonuç


İngiltere değil dünyanın gündemine de oturan ayaklanmalara ilişkin Tottenham’da oturan öğretim görevlisi ve sosyolog Çiğdem Esin gazetemize şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Olan bitenler aniden ortaya çıkmış birkaç genç çapulcunun yağmasından öte, kendisine sistemde yer edindirilmeyen ‘ötekilerin’ öfkelerinin dışa vurumudur.  
Londra’da başlayıp İngiltere’nin diğer bölgelerine yayılan ayaklanmaları koalisyon hükümetinin iktidara gelişinden beri devam eden protestoların bir parçası olarak düşünmek gerek. Ayaklanmalar, bir yılı biraz geçkin bir süredir koalisyon hükümetinin, toplumun en güçsüzlerini hedef alan politikalarına karşı devam eden geniş tabanlı muhalefetin bir başka şekli olarak patlak verdi. Bu yeni şekil, eylemlerin sınıfsal yapısıyla doğrudan bağlantılıdır. 
Belki klasik anlamda örgütlenmiş bir hareket değil, ama ayaklanmaların yoksul semtlerde başlamış ve ilerliyor olması tesadüfi değil. Son bir yıldır çeşitli kollardan iyice yoksulluğa itilen gruplar, isyan etmek için kendi yollarını çizdiler. Tüketmek üzere şekillenmiş bir sistemde kendi olanaklarıyla alamadıklarını, yağma yoluyla elde etmek aynı sistemin ürettiği bir isyan biçimi olabilir. Aynı sınıfsal yapı bu eylemleri orta sınıf tabanlı protestolardan farklılaştırıyor. Devletin ve medyanın lanetlediği şiddet ve yağma eylemlerine bir de bu gözle bakmak gerek.
Gelecek günlerin ne getireceği henüz belli değil, ama halkların eylemlere verdiği tepki endişe verici. Özellikle Londra gibi bir metropolde bu tepkiler, sınıflar arası ve içi yeni çatışmaların ve ırkçılık biçimlerinin ortaya çıkacağının sinyallerini veriyor.

‘Nedeni ırk değil sosyal’

Gazeteci David Morgan ise, olayları şöyle değerlendiriyor: “İngiltere’deki siyasi liderler, sosyal politikada tam bir değişikliği benimserlerse, sorunu kökleri ile çözebilmeleri mümkün olacaktır. Ayaklanmalar, hukuk ve asayişin çok daha ötesi ile ilgili. Sorunun köklerine dikkatlice bakmak gerekir. Sadece ebeveynleri, çocuklarına sahip çıkmamakla suçlamak çok kolay.
Geçmişte ayaklanmalar olmuştu, Londra’da son büyük ayaklanmalar 1980’lerde meydana geldi. Bu esas olarak, toplumun ırkçı olduğunu düşünen siyah gençler tarafından gerçekleştirilmişti. Ne yazık ki yaklaşık 30 yıl sonra bile, durum bazı açılardan daha kötü gibi görünüyor. Siyah gençler hala ayrımcılıkla karşı karşıya ve polisin hedefi halindeler; fakat zengin ve fakir arasındaki uçurum daha çok büyüyor; hem siyahlar hem de beyazlar bunun kurbanı. Çıkan son ayaklanmalar, siyah bir adamın vurulması ile başlamış olabilir; ancak burada ırk ana mesele değil. Ayrıca, ayaklanmalara çok sayıda beyaz genç de katılmıştır. Ayaklanmaların yoksul bölgelerde meydana gelmiş olması çok önemli çünkü neden sosyaldir; ırk ile ilgili değildir.

Gerekli olan, kültür, değerler ve tutumlarda büyük bir toplumsal dönüşümdür. Gençlik projeleri, eğitim ve konuta daha fazla yatırım yapılmalıdır. Genç insanların, hayatlarının daha iyi olacağına dair beklentileri olmalıdır. Daha fazla polis ve daha fazla cezaevi inşası cevap değildir. Bu sadece kriz ile başa çıkmak için kısa vadeli bir yanıt olacaktır. Ne yazık ki, bugün siyasetçiler, bunu görebilecek bir vizyona sahip görünmüyorlar.”




Göçmenler birbirine düşürülmek isteniyor



İngiltere’nin başkenti Londra’da faaliyet yürüten Kürt ve Türkiyeli kurumlar, ülkedeki olaylara yönelik basın açıklaması yaptı. Kurumlar, göçmenlerin karşı karşıya getirilmeye çalışıldığını belirterek, “sistemin oyunlarına gelmeyin” çağrısında bulundu.
KNK, Roj Kadın Vakfı, Britanya Halk Meclisi, Kürt Toplum Merkezi, Britanya Kürt Dernekleri Federasyonu (Fed-Bir), Halkevi, Londra Toplum Merkezi (Day-Mer), Göçmen İşçiler Kültür Derneği (Gik-Der), Dersimlilerle Dayanışma ve Kültür Merkezi (Dersim-Der) ve Tohum Kültür Merkezi, Londra’daki Stoke Newington Polis Karakolu önünde basın açıklaması yaptı.
Açıklamada, öncelikle Tottenham’da başlayan olaylar hatırlatıldı. İsyanları, sosyal ve ekonomik sorunların patlaması olarak değerlendiren kurumlar, “sorulması gereken soru gençlerin öfke patlamasına yol açan bu olayların gerçekte neden çıktığıdır” dedi.
Kurumlar, tüm dünyada etkili olan krizden dolayı yapılan kesintilerden en çok da gençlerin etkilendiğine dikkat çekti. Gençlik evlerinin kapatıldığı, üniversite harçlarının anormal derecede yükseltildiğine dikkat çekilen açıklamada, polisin göçmen gençleri kriminalize ettiği belirtilerek “işsizliğin ve yoksulluğun arttığı, okuma hayallerinin yok olduğu, sosyal ve kültürel olarak kendini ifade edecek gençlik evlerinin kapandığı, polis baskısının arttığı, yoksulluğun arttığı bir ortamda, geleceğe dair umudu olmayan gençlerin bu öfke patlaması aslında bir yardım çığlığıdır” denildi.

‘Göçmenler oyuna gelmemeli’
Kurumlar, bu çocukların içinde Türk ve Kürtlerin de olduğunu hatırlatıyor. Türkiyeli ve Kürdistanlı emekçiler ve esnafların, siyahlara karşı kışkırtıldığını belirten kurumların açıklamasında, konuya ilişkin şu ayrıntılar dikkat çekiyor: “Emekçi ve esnaf halkımız, yaşanan bu isyan dalgasında isyan edenlerin yanında değil ama onların karşısında bir tutum almaya teşvik ediliyor. Küçük dükkanların yağmalanma eylemine karşı, dükkanını koruma içgüdüsüyle hareket eden ve yer yer gençlere saldırma eğilimine girildiğini görmekteyiz. Elbetteki esnafın kendi dükkanını koruması en doğal hakkıdır.  Ancak bu tür eğilimler siyah ile Kürt ve Türkleri karşı karşıya getirmemelidir. Bu tür eğilimler ezilen ve göçmen olan bizlerin birbirine karşı önyargıların artmasına neden olmaktadır. Bizler Türkiyeli ve Kürdistanlılar olarak bu konuda duyarlı olmalı ve sistemin göçmenleri birbirine düşürmesi oyununa gelmemeliyiz.”

Kurumlar, ayrıca Mark Duggan’ın ölümünden sorumlu olanların bulunmasını ve cezalandırılmasını talep etti.

CAN YILDIZ/LONDRA