Sosyolog William Du Bois, “vahşi” ile sömürgecilik arasında organik bir bağ olduğunu söyler. Ona göre, İngiliz sömürgecisine “vahşi” İrlandalı ve Afrikalı gerekliydi. Bu, Amerika’da “vahşi” Kızılderili ile Siyahlar oldu. Bugün İsrail’in de Filistinli’yi geri, vahşi, neredeyse genetik olarak saldırgan, “pis Arap” olarak göstermesi gibi.
“Vahşilik”, Du Bois’ya göre, direnişe karşı kullanılan bir argüman da. Örneğin, Kızılderililer bastırılıp boyun eğdirilince, yani tehdit olmaktan çıkarılınca, müzelik oldular; romantik bir geçmişin kalıntıları, Hollywood filmlerinde eğlencelik, antika eserler... Ama Siyahlarda olduğu gibi direniş ortaya çıkınca da, “vahşilik”, boyunlara geçirilen ilmik misali, suçluluk yaftası oldu, bastırmanın gerekçesi sayıldı.
“Ötekileştirme”, kriminalize etme, şeytanlaştırma, giderek, gerilikle, terörle, vahşetle, suçla özdeşleştirme, bütün bir toplumu ve kültürü böyle yaftalama...
Hiç yabancı gelmiyor değil mi?
Türkiye’de Kürtlere böyle bakmanın ne kadar “moda” olduğunu, medyada, resmi diskurda, akademide, hatta gündelik yaşamda ne kadar bilinçle yaygınlaştığını biliyorsunuz.
Bir yerde bir suç işlenmişse ve şayet olaya karışanlar “Doğulu”ysa, zanlının kimliğinden hareketle bütün bir kente ya da bölgeye gönderme yapılır, bir kültürün, yaşam tarzının karalamasına girişilir, aşağılama ve horlama isterik bir boyut alır. Kan davalarına, töre cinayetlerine, kentlere sürülmüş çaresizlerin bireysel çırpınışları olan hırsızlık ya da kapkaç gibi “cürüm”lere ve benzeri olgulara dayanılarak, sistemli bir kampanyayla yıllardır, direnen Kürdün bastırılması gereken “vahşi” imajı topluma pompalanır durur...
Her toplumdaki olağan suçlar, cürümler, kusurlar, “Doğu” ya da “Doğulu”yla bir biçimde ilişkilendirilebilirse, birdenbire, özel bir karakter kazanır, kültüre, bölgeye, halka maledilir...
Böylece, direnen, doğal bir “gerilik”le yaftalanmakla kalmaz, bastırılması, medenileştirilmesi gereken bir “vahşi yaratık”a dönüştürülür...
Tek işlevi bu da değildir sistematik karalama ve horlamanın... Hakim halk, “öteki”nin yaratılan bu imajının aynasında “üstün” görünür, uygarlaştırıcı işleviyle “haklı” sayılır... Yaratılan imaj, tepeden bakmacı tavrın meşruiyetinin kanıtı olur...
Anlattığımız, hayata, bir halka ve kültüre, hastalıklı bir bakışa özgü görüntülerdir...
Bu tesbit yapılmalı, kayda geçirilmeli ve mahkum edilmelidir...
Sonra da, belirtinin değil, hastalığın ardındaki nedenlere eğilmek gerekir elbette...
Türkiye’nin ve Türk toplumunun sorunlarını deşmeye devam edeceğiz.
Görüntülerden, belirtilerden öze doğru yürüyüşü sürdüreceğiz...
Ötekileştirme nedendir acaba
Kölelik döneminde, Amerika’daki Siyahlar gelişmeye kapalı, tarihi olmayan, ırksal olarak eksikli bir sürü olarak resmedilmişlerdi. Irkçılığın meşruiyeti ve dayatılmasının aracıydı bu. Sonra, sanayileşmeyle birlikte, iyi yürekli yarıcı ya da uysal vasıfsız işçi sayıldılar. Toplum onlara acıyacak, babalık edecekti; onlar da gelişmiş kapitalizm koşullarında üretimdeki yerlerini alacaklardı. Nihayet modern zamanlarda, onlar direndikçe, uygar toplum içinde bastırılması ve medenileştirilmesi gereken vahşilere, geri bir kültürün şiddete yatkın potansiyel suçlusuna dönüştürüldüler, kriminalize edildiler, şeytanlaştırıldılar.