AKP bir özel savaş iktidarı. Varlığını, Kürt düşmanlığı ve bu amacını gerçekleştirmek için yürüttüğü özel savaşla sürdüreceğini sanıyor. Özel savaşın bütün argümanlarını Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta kullanıyor. Türkiye’nin ekonomik imkanlarını bu savaşta tüketiyor. İç siyaseti de dış siyaseti de Kürtleri nasıl yok edebileceği konseptine dayandırıyor. Bütün Kürtler bu gerçekliğin bilincine varmış bulunuyor. Bu iktidar ve yöneticilerinin her gün Kürtler için sarf ettiği sözler bunun en açık kanıtı oluyor. 

Her gün televizyonlarda, şurada, burada Kürtleri ne kadar öldürdüklerini, Kürtlerin var olduğu ana toprakları işgal edeceklerini söylüyorlar. Bir gün “Efrîn’e gireceğiz orayı teröristlerden arındıracağız” diyorlar, bir gün “Amed’te, Botan’da, Dersim’de, Zagros’ta, Mardin’de, Gabar’da, Serhat’ta, Tendürek’te Kürt bırakmayacağız” diyorlar. Bir gün “Başûrê Kurdîstan’a, kafamızın tasını attırmayın sizi açlıktan öldüreceğiz” diyorlar, bir gün başka bir şey diyorlar. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de Kandil’e gidip oturacaklarını söylüyorlar. Sanki şimdiye kadar böyle bir yola başvurmamışlar! Sanki ellerinden gelse böyle bir maceraya girmezlermiş gibi. Şark Islahat Planı’ndan bu yana Kürtleri yok etmek için ellerinden gelen her türlü insanlık dışı yöntemi denemişler, denemeye de devam ediyorlar. 

Dünya tarihinde birilerinin başka bir topluma bu kadar düşmanlık yaptığı görülmüş şey değil. Hitler bile Yahudilere bu düzeyde düşmanlık yapmamıştı. Kürtlere bu düşmanlığı yapanlara sormak istiyoruz; bre alçaklar Kürtler size ne yapmış? AKP iktidarının ve faşist yöneticilerinin kullandığı milliyetçiliği ve şovenizmi kışkırtan söylemlerinin binde birini bile Kürtler kullansaydı herhalde şöyle demeliydiler: “Yersiz yurtsuz kalıp Orta Asya’dan göçerek Kürdistan’a geldiğinizde, kardeşlik temelinde Anadolu’nun kapılarını size açarak suç mu işledik? İki halkın ve kültürün ortakça yaşayacağı bir yaşamı kurmak istedik diye mi bu kadar alçakça bize saldırıyorsunuz ve bizi yok etmek istiyorsunuz. İlle de vatan vatan diyorsanız çekin gidin geldiğiniz yerlere, orası sizin vatanınız; burası bizim ana ve ata toprağımızdır. Her gün hakaret ettiğiniz Kürtlerin, Ermenilerin, Asuri-Süryanilerin, Arapların, Farsların toprağıdır. Siz bu toprakların asli halkı bile değilsiniz. Çekin gidin geldiğiniz yere, bir tekiniz bile bu topraklarda kalmasın.” 

Milliyetçiliğe ve her gün kışkırtılan şovenizme, milliyetçilikle cevap verilmesi gerektiğini düşünenler böyle derlerdi. Ama Kürtler çok sağduyulu, hala soğukkanlılıklarını koruyorlar. Çünkü politik bir bilince sahiptirler. Önder Apo’nun ve PKK’nin öngördüğü ideolojik, teorik, paradigmatik tezlerle kendilerini donatmışlar. Milliyetçiliğin kanserojen bir hastalık olduğunu öğrenmişler. Hele hele milliyetçiliğe milliyetçiliği ve şovenizmi kışkırtan söylemlerle cevap vermenin sorunları daha da karmaşık hale getireceği bilincine sahip bulunuyorlar. Yoksa AKP gibi yapsalar, ya da AKP’nin bu yönlü oyunlarına gelselerdi, Kürtlerin hurra deyip buldukları her Türk’e saldırması gerekirdi. AKP yöneticilerinin kullandıkları dil, üslup ve uygulamaların, Kürt ve Türk halkları arasında böyle bir çatışma yaratma amaçlı olduğu bilincinin oluşması çok önemlidir. AKP iktidarı ise Kürtlere uyguladığı faşist yöntemleri Türkiye toplumu da destekliyormuş gibi bir algı yaratmak için yırtınıyor. 

Her konuşmasıyla Kürtleri yok etmeyi ve Türk şovenizmini kışkırtmayı amaçlayanlar sıralamasında bu ülkenin reisi cumhuru olan faşist Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli’nin önünde geliyor. Yani Tayyip Erdoğan faşistin önde gideni. Bunu tartışmak bile istemiyoruz. Onun için elimizden geldikçe önde giden faşiste değinmeyeceğiz. Burada kraldan daha kralcı kesilen Süleyman Soylu denen ucubeyi ve son günlerdeki söylemlerini konu edinmek istiyoruz. Bu adam daha önceleri Tayyip Erdoğan’a her türlü hakareti yapmış, ama Bakan olma karşılığında tükürdüğünü yalayarak Erdoğan’ın önünde el pençe duran biri. Şu anda AKP iktidarının Kürtlere yönelik gerçekleştirmek istediği soykırım politikalarının dönemsel pratikleştiricisi; yani resmileşmiş katili, tetikçisi. Her gün “PKK’yi bitirdik, bitireceğiz, az kaldı” gibi şeyler söylüyor. İşi gücü palavra! Hatırlarsanız geçen sonbahar da benzer şeyler söylemişti. “Kandil’e gideceğiz, PKK’yi bitireceğiz, bahara çıkmalarına izin vermeyeceğiz” demişti. Herhalde bu adamın her sonbahar Kandil sendromu tutuyor. Geçmişte söylediklerine dönüp bir bakmıyor. A be Soysuz adam bu kaçıncı bahar, bu kaçıncı kış, bu kaçıncı bitiriyoruz söylemleri! İnsan yalan söylerken biraz utanır, yüzü kızarır, sıkılır. Bunda öyle bir şey yok. Kişiliksiz biri. Süleyman Soylu biliyor mu bilmiyoruz, ama gerillalar Soylu’ya atfen “bahar geldi geçti sen gelmez oldun şarkısını” söylüyorlar.

Bu Soysuz adam şimdi Kandil’e gidip oturacağını söylüyor. Kandil’e oturacağım derken dikkat etsin. Her yıl aynı palavraları atmayı da bıraksın. Biraz da söylediği şeylerin arkasında dursun. Kandil orada duruyor, o kadar çok güveniyorsa kendisine, buyursun gitsin, onu tutan mı var? Hele bir Kandil’e gitsin artık Kandil’de oturur mu, onu Kandil’de oturturlar mı herkes görecek. Hatta muzaffer kazanacağını düşünüyorsa Erdoğan’ı da, Bahçeli’yi de, Osmanlı ocakları diye adlandırdıkları faşist diğer sürüyü de yanına alıp gitsin, ondan sonra konuşsun. Amiyane deyimle anyayı Konya’yı o zaman görür. Yeri sıcak, önünde bir mikrofon, etrafında onu dinleyen birilerini buldu mu bağırıyor, çağırıyor, dili pabuç gibi uzuyor. Ama sıcak savaş alanını gördüğünde de o tüysüz haliyle tüylerinin diken gibi kendisine battığını söylüyor.

Bitirdik, bitiriyoruz diye diye tüm dünya bu soysuzların bitirilişine şahitlik edecek. Zaten tüm korkuları kendileri. “Bu kış bitireceğiz, baharı görmeyecekler” derken kendi durumlarının vahametinden söz ediyorlar. Baharı göremeyecekleri korkusu yaşadıklarını itiraf ediyorlar. Onlar “bitireceğiz” diyorlar ya, aslında gerçek olan AKP iktidarının bahara çıkmayacağıdır. Kandil’e giderlerse de bu düşüşleri biraz daha hızlanacak. 

Bu soysuz adam gariban Türk çocuklarına aslanlar, yiğitler, kahramanlar gibi ucuz söylemler kullanarak gaz veriyor ve Kürtlere saldırtmaya çalışıyor. Ama bu orduda öyle bir nitelik ve güç yok. Belki inanmayacaksınız ama Türk ordusu şu anda dünyanın en niteliksiz ve korkak ordusu. Sadece ellerindeki uyduruk teknik imkanlara güveniyorlar. O uyduruk teknik de çok basit kamuflaj yöntemleriyle boşa çıkarılabiliyor. Zaten sıcak savaş alanında en belirleyici unsur insandır. Bunu IŞİD her türlü imkanı kullanarak Kobanê’ye saldırdığında Kobanê’de direnen devrimcilerin zafer kazanması herkese gösterdi. Dolayısıyla Soylu’nun milyonluk sürü askerlerinin hiç bir fonksiyonu yoktur. Kurbanlık koyun gibiler. Zaten bu askerleri operasyonlara çıkarabilmek için milyarlarca dolar döküyorlar. Ama yine de istedikleri gibi bir askeri gücün ortaya çıkmadığını görüyorlar. Güçleri olduğuna inansalar belki o zaman Kandil’e gidebilirler. Öyle bir güçleri olmadığı için de işi psikolojik savaş söylemleriyle geçiştirmeye çalışıyorlar. 

PKK şimdiye kadar bu soysuz gibi, hatta ondan daha azıtmış nice insan gördü. Şimdi hiçbirisinin esamesi bile okunmuyor.  Bu hareket kimleri görmedi ki! Soysuz gibilerinin anlamadığı bir şey var; PKK, Kürt halkının Özgürlük Hareketi’dir. Gücünü halktan alıyor. Artık sadece Kürt halkından da değil dünyanın her yerinden insanlar bu harekete katılıyorlar. PKK’yi insanlık değerlerini koruyan bir kaynak; kutsal bir mabet gibi görüyorlar. 

Önümüzdeki günlerde PKK 40. mücadele yılına girecek. Öyle görülüyor ki bu 40. mücadele yılında AKP’yi ve soysuzlar çetesini tarihteki insanlık düşmanı ve bir daha anılmak istenmeyenlerin atıldığı çöp sepetine gönderecek.