Dışardan bakan bazılarına otuz yıllık bu savaş kolay görünebilir. Fakat gerçeği Kürt halkına sormak ve onlardan öğrenmek gerekir. Nasıl dengesiz bir koşulda bu savaşın yaşandığını, gerçek anlamda fillerle karıncaların savaşı olduğunu bilmek önemlidir. Başta NATO olmak üzere BM ve tüm devletçi sistem Türkiye Cumhuriyeti devletini desteklerken, Kürtlerin deyim yerindeyse beyin ve yüreklerinden başka güçlerinin olmadığı ortadadır. Eğer varlık ve özgürlük gibi hayati önemde amaçlar olmasa, böyle dengesiz ve zor bir savaşı yürütmek mümkün olur mu?
Savaşın sonuçları bakımından otuz yılın bilançosu elbette çok ağır. Kırkbin insanın bu savaşta öldüğü belirtiliyor. Binlerce Kürt ve Türk genci bu savaşta hayatını verdi. Evler basıldı, köyler yakıldı, insanlar zindanlara dolduruldu, işkence tezgahları kuruldu, sürgünler yaşandı, vs. vs! Kısaca ne yapılmadı ki! Kuşkusuz tüm bunların sorumlusu Kürt varlığını inkar edip yasaklayan ve Kürtleri yok etmek için katliam ve asimilasyon uygulayan kültürel soykırım düzeniydi. Bu sorumluluğun ne kadarı söz konusu düzeni yürüten TC devletine aittir, ne kadarı sistemi kurup TC’yi destekleyen güçlere aittir; bunları kendileri çözümlemelidir.
Sonuçtaki bütün bu ağır bilançoya rağmen, yine de Kürtlerin bu savaşta çok ölçülü ve sağduyulu davrandıklarını belirtmek gerekir. Sorunun ağırlığına rağmen, yaşanan çatışma durumu sınırlı ve kontrollü olmuştur. Kürtler öldürmekten çok ölmeyi göze alan, bunun cesaret ve fedakârlığını gösteren bir çizgi izlemiştir. Bu da baştan beri örgütlü hareket etmiş olmalarına ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünce ve yönetimine bağlıdır. Savaşta aşırılıklar esas olarak Türk özel savaş güçleri tarafından gösterilmiş ve kirli savaşa başvurulmuştur.
Otuz yıllık savaşın yol açtığı tahribatlardan çok yarattığı sonuçlar önemlidir. Buradan bakınca otuz yıldır yaşanan acı, kan ve gözyaşı boşa gitmemiştir denebilir. Unutmayalım ki, kültürel soykırım rejiminin inkar ettiği tüm tarihsel ve toplumsal gerçekler bu savaş nedeniyle yeniden açığa çıkarıldı. Kürtleri inkar edip yasaklayan zihniyet ve siyaset kırıldı. Kürt varlığını yok etmeye çalışan imha süreci durduruldu. Türkiye toplumuna dayatılan belleksizleştirme operasyonuna son verildi.
Bu savaş sonucunda şimdi Türkiye’de herkes gerçekleri görüyor, kendini tanıyor. Gaflet uykusundan uyanır gibi, kültürel soykırım rejiminin dayattığı yalanlardan kurtuluyor. Böylece özgür ve demokratik yaşamın önü açılıyor, gerçek bir kardeşleşmenin zemini oluşuyor. Türkiye toplumu bu temelde kendine geliyor, acıya dayalı bir zihniyet ve vicdan devrimi yaşıyor. Eğer bundan sonra doğru hareket edilirse Türkiye toplumu çok özlediği ve aradığı gerçek demokrasiye bu temelde ulaşabilir. Kürtlere gelince, zaten 15 Ağustos günü tarihinin en büyük bayramlarından biri, belki de en büyüğü! Kürtler makûs talihi 15 Ağustos gerilla atılımıyla yendiler. Kültürel soykırım rejiminin dayattığı inkâr ve imhayı 15 Ağustos direnişi ile kırdılar. 15 Ağustos silahlı direnişinin sayesinde yeniden ulusal diriliş devrimini yaşadılar. Yeni özgür ve iradeli Kürt duruşu, özgür Kürt bireyi ve toplumu bu temelde ortaya çıktı.
Kürtler çağdaş olarak her şeyi 15 Ağustos silahlı direnişiyle kazandılar. Korkuyu yenip fedai çizgisinde bir cesaret ve fedakarlığa ulaştılar. Özgürlük ruhunu ve iradesini bu temelde edindiler. Bir olma, bir araya gelme, birbirini sevip sayma, omuz omuza vererek ortak hedefe yürüme, çağdaş demokratik toplum, demokratik ulus olma bu temelde gerçekleşti. Kürtlerin insanlık tarafından sevilir ve saygı duyulur hale gelmesi de bu sayede oldu.
Bugün artık kendi kimliğini sahiplenen özgür iradeli bir Kürt bireyi varsa, özgür bir Kürt toplumu oluşmuşsa, tüm baskılara rağmen bu toplum özgür ve demokratik bir yaşama yürüyorsa, ulusal ruh, bilinç ve örgütlülük ile her türlü zorluğa göğüs gerebiliyorsa, Kürt devrimi Ortadoğu’ya ve insanlığa yeni bir umut oluyorsa, işte bunların hepsi 15 Ağustos gerilla atılımının yarattığı kazanımlardır. Gerilla Kürt birey ve toplumunu yeniden var etmiş ve özgür kılmıştır.
Şimdi bu tarihsel dönemecin otuzuncu yılına giriliyor. Otuzuncu 15 Ağustos bayramı her alanda coşku içinde kutlanıyor. Bu büyük atılımın, yeni Kürt miladının otuzuncu yılında Kürtler daha büyük kazanımlar elde edebilmek için çok daha büyük bir çaba içinde. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Newroz’da ilan ettiği yeni demokratik siyasi çözüm sürecini başarıya ulaştırabilmek için tüm gücüyle çalışıyor. Otuz yıllık acı, kan ve gözyaşını otuzuncu yılda kalıcı bir barışa, özgürlüğe ve demokrasiye ulaştırmak istiyor.
Bu temelde otuzuncu yılda atacağı ilk adım Ulusal Kongre’yi gerçekleştirmek olacak. Böylece bin yılların rüyası gerçeğe dönüşecek. Kürtler kendi iç sorunlarını çözüm yoluna koyarak Kürt sorununun çözümünün önünü açacak. Bu sayede herkesin kabul ettiği Kürt ulusal demokratik stratejisi ve bu stratejiyi hayata geçiren Kürt ulusal demokratik kurumları oluşacak.
Binlerce yıldır özlemi duyulan Kürt birliğinin Ulusal Kongre temelinde gerçekleşmesinde en büyük payın 15 Ağustos gerilla atılımının olduğu tartışmasızdır. 15 Ağustos direnişi yarattığı ruh, bilinç, irade ve örgütlülükle, ortaya çıkardığı tarihsel büyük kazanımlarla böyle bir adımın atılmasını mümkün kılmıştır. Dolayısıyla Ulusal Kongre 15 Ağustos devriminin taçlanması olacaktır.
Otuzuncu yılda Ulusal Kongre, Kuzey’de demokratik çözüm arayışları sürerken, Rojava’da gerçekleşen 19 Temmuz Özgürlük Devrimini sahiplenmek ve savunmak tüm Kürtlerin önemli görevlerinin başında gelecek. Tamamen 15 Ağustos ruhunun pratikleşmesi ve başarısı olan Rojava devrimi tüm Kürtlerin onuru ve çizgisi durumundadır. Rojava’yı savunmak ve geliştirmek Kürt sorununun çözümünde belirleyici olacaktır.
Kuşkusuz 15 Ağustos gerilla atılımı kolay ve bedelsiz olmamıştır. Başarısında büyük ruh, büyük düşünce ve büyük kararlılık vardır. Yirmi bin kahraman şehidin sayesinde bu büyük başarı elde edilmiştir. 15 Ağustos gerilla atılımının büyük kahramanı Komutan Agit şahsında tüm bu şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyor, şehitlerimizin özgürleşen Kürdistan ve Kürt toplumunda yaşadığını ifade ediyoruz!..
Otuzuncu yıl
15 Ağustos 1984’te başlayan silahlı Kürt direnişinin otuzuncu yılına giriliyor. Otuz yıldır dağda gerilla var ve yaşamı yönlendiriyor. Kürtler otuz yıldır kesintisiz olarak özgür ve demokratik bir yaşam için direniyorlar. Savaş gibi çok ağır bir durumun yükünü kaldırıyorlar. Otuz yıl kesintisiz savaşmak dile kolay! Yeni Kürt toplumu bu savaşın içinde oluşmuş durumda. Kürtler özgür ve demokratik bir yaşamı artık fazlasıyla hak ediyorlar!