Devletin eşini ve iki çocuğunu katlettiği, bir çocuğunu da sakat bıraktığı Dîrre Ana,”Kürdistan’da bir gül ekildi. Biz aile olarak kanımızla suladık” demişti. 24 Aralık 2019’da böbrek yetmezliğinden yaşamını yitirdi.

FİRAZ BARAN

Kürdistan’da en büyük acıları analar yaşıyor. Dîrre Görnü bu analardan biriydi. Yaşamında çok acılar gördü. Dîrre Ana, 25 Aralık günü Êlîh’te (Batman) böbrek yetmezliğinden yaşamını yitirdi. O, 85 yaşındaydı.

Dîrre Ana ve eşi Îzedîn Görnü’nün oğlu Ahmet, 1978 yılında PKK’ye katıldı ve 1980 yılına kadar Êlîh şehir merkezinde siyasi çalışmalar yürüttü. 1982-1988 yılları arasında Kürdistan dağlarında gerilla olarak mücadele etti. Ahmet Görnü, yedi arkadaşıyla birlikte 12 Temmuz 1988 yılında Êlîh’in Hezo (Kozluk) ilçesinde Türk ordusuyla çatışmaya girdi. Çatışmada yenik düşen ordu gerillalara karşı kimyasal silah kullandı. Ahmet Görnü ve yedi arkadaşı yaşamını yitirdi.

Eşi ve çocukları katledildi

Dîrre Ana ve eşi mücadeleyi bırakmadı. Êlîh’te Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurucularından oldular. Çocukları Ekrem ve Metin de onları destekledi.

Êlîh, 1992-1994 yılları arasında kontranın hedefi oldu. Polis ve Hizbullah işbirliği yaparak yüzlerce Kürdistanlıyı katletti. Görnü ailesi de saldırıların hedefinde yer aldı.

Oğlu Ekrem Görnü, 24 Temmuz 1992 günü katledildi.

İki ay geçmeden Dîrre Ana’nın oğlu Aydın Görnü 16 Eylül 1992 günü silahlı saldırıya uğradı ve felç kaldı. Aydın, tekerlekli sandalyede yaşamak zorunda kaldı.

Metin Görnü de 1992 Aralık ayında yakalandı ve ağır işkenceler gördü.

Aile bu saldırılardan sonra Adana’ya göç etti. Ancak saldırılar orada da durmadı. Burada da Dîrre Ana’nın eşi Îzedîn Görnü silahlı saldırıya uğradı ve yaşamını yitirdi.

Her zaman çocuklarıyla yürüdü

Dîrre Ana bu saldırılardan sonra çocukları Aydın, Zozan ve İrfan ile birlikte Almanya’ya geldi. 2009 yılında tekrar Êlîh’e dönüş yaptı.

Dîrre Ana yaşadığı tüm zorluklara rağmen Mazlum Doğan’ın sloganını kendisine rehber aldı: Her zorlu süreçten sonra “Berxwedan Jiyan e” diyordu. Acılarını öne alan ve gündeme getiren bir ana olmadı. Bu da bu analarımızın büyüklüğüdür. O kadar büyük acılara rağmen bu kadar mütevazılık Kürdistan analarının örnek kişiliğinin göstergesidir. Ve Dîrre Ana her zaman çocuklarıyla beraber yürümüştür.

Oxir be Dayê, oxir be Dayîka Şehîdan...

 
 

Dîrre Ana’nın dilinden

 

2007 Mart ayında Dîrre Ana ile Roj TV için söyleşi yapmış, ailenin yaşadıklarını bir dosya ile ekranlara taşımıştık.  Hannover kentindeki evinde konuştuğumuz Dîrre Ana’nın anlatımlarından bir bölüm şöyle:

Ahmet’in doğumunu hatırlıyor musun Ana?

Ahmet yazın doğdu. Güzel bir gündü. Babası evin tek çocuğuydu. O zaman ikinci oğlu doğdu. Ahmet ilkokulu okudu. Sonra sanayide Edip ustanın yanında tamirci çırağı oldu ve zamanla ustalaştı. Su motorlarını çok iyi tamir ederdi. Ustasının önüne geçti. Halk da onu çok severdi.

Bir gün beni çağırdı. “Ana cunta geliyor” dedi. Onu bir yere götürüp kurtardık. Ben eve döndüm. İki hafta sonra cunta geldi.

Emin Ergin’in oğlu Ahmet Ergin ile birlikte çalışıyordu. İnsanlar onları kardeş sanıyordu. Çocuklukları birlikte geçti. O da şehit düştü. Celle’den gitti ve ülkede yine buluştular. Şehit düşene kadar ikisi birlikteydi. Aynı mahalledeydik. İnsanlar onları kardeş sanıyordu.

Ahmet yıllarca gerillada kaldı. Onu gerilla iken hiç gördün mü?

Dokuz sene görmedim onu. Birgün gelip “Ahmet’i görebilirsiniz” dediler. Babasıyla gittik. Akşam saat 8’de yola çıktık. Batman’a yakın bir yerdi. Bizi götürdüler. Rahmetli Ahmet gelip bizi karşıladı. Tüm arkadaşları kucakladım. Yarım saat oturduk. “Bu yıl Botan’ı özgürleştireceğiz” dedi. Ayağından ve omzundan iki kere yaralanmıştı. Fişek ve bomba parçası almıştı.

Zor olacak ama şehadetini nasıl duydun?

Geldik. İki ay geçmedi 2 gün süren bir çatışma oldu. Etrafına benzin dökmüşler. Emin’in oğlu, Sıddık Tan’ın oğlu şehit düştü. O da yaralanmıştı. Kimyasal attılar. Kurtulamayacağını anlıyor kendisini öldürüyor. Onları yaktılar. Kömür gibi olmuşlardı.

Kızım, “Anaaa... Ahmet şehit düştü” dedi. Televizyona vermişler. Koşup baktık. Herkes çatışma çıktığını duymuştu. Babasına telefon açtım. “Eve gel” dedim.

Kim duyduysa geldi. Babası “Cenazemi alacağım” dedi. O zamana kadar da cenazesini getiren olmamıştı. Öldürülen gerillaların cenazeleri Newala Qesaba’ya atılıyordu. Saat 10’da polisler evi sardı. Babası, “Oğlumun cenazesini alacağım. Yoksa beni de onun yanına gömün” dedi. Polisler bunun üzerine “Sabah 8’e kadar Siirt’e giderseniz cenazenizi getirebilirsiniz” dediler. 4-5 taksiyle gittiler. Cenazeleri getirdiler. Eve gelene ve mezarlığa kadar da hep kimlik kontrolü yaptılar. Evin içinde yıkadık. İki kamera hep çekti. 15 gün taziyemizi yaptık.

Ekrem de şehit düştü. Sekiz çocuğu olduğunu duydum. Çok zor bir durum ama o zaman neler yaşadın, neler hissettin?

Hiçbir zaman Ekrem’den üzüntü duymadım. Ekrem gibisi yoktu. 8 çocuğu vardı. Çocuklarına, arkadaşlarına bağlıydı. Şehit düştüğü gün tüm Batman dükkanlarını kapattı. Sanki dünya yıkılmıştı. O kadar güzel bir insandı. Bir gün polis geldi, “Ekrem gibi efendi birisi yok” dediler. Herkese iyiydi. Garipler üzerinde ölürdü.

Ekrem önce berber oldu. Sonra terzinin yanına gitti. Elbise yapıyordu. Gece 1’e kadar çalışıyordu. Sonra babasıyla bir yazıhane açtılar. Babasıyla birlikte buğday, arpa, mercimek alıp Antep’e satmaya götürüyorlardı. En büyük çocuğu Adar’dır. Kızım Zozan’ın yaşında. En küçüğü 2 yaşındaydı, onu çok seviyordu. O kızı deli oldu şehit düşünce. Hep babasını soruyordu. Adar da deli gibi oldu. Günde 3-4 kez doktora götürüyorduk. Velhasıl... Evimiz yıkıldı.

Dîrre Ana çok saldırıya uğradınız. Ağır bedeller verdiniz. Geri çekilmeyi düşündünüz mü?

Her gün tehdit ettiler. “Doğru yola gelin. Yoksa ölürsünüz” dediler. Ahmet’ten sonra bu defa oğlum Aydın’a sıktılar. Onu felç ettiler. “Siz Ermenisiniz. Bu yoldan dönmezseniz birinizi bırakmayız” diyorlardı. Hizbullah söylüyordu. Devletle bir olmuşlardı.

Oğlum Metin İstanbul’da tutuklandı. İstanbul ve Batman’da ağır bir işkence gördü. Sol kolu 7 ay felç kaldı. Batman cezaevine getirdiler.

Biz de o arada Adana’ya gittik. Orada da çocuklarımın babası Adana İl Delegesi oldu. Yine bir gün telefon geldi. “Anaaa… Babamı öldürdüler” dedi. Babaları 15 gün hastanede kaldı. Eve getirdiler. Bir hafta geçti, şehit düştü.

Oğlum Ahmet ve Ekrem’in mezarı Batman’da. Ama eşimin mezarını ülkeye götüremedik. Adana’da toprağa verdik. Ne yapalım...

Sağ oldukça Ekrem ve Ahmet’in mezarının başından ayrılmam diyordum. Bu defa babası da gitti. Her birimiz bir yere gitmek zorunda kaldık.

Zahmetsiz olmuyor. Aydın’ın babası varken çocuklar hiç sıkıntı çekmedi. Toprak ekiyordu. Fakat babasız insan kırılgandır. Ekrem’in çocuklarına da artık o bakıyordu. Onu da öldürdüler. Çocuklar bu defa umutsuz kaldı. İş yapacak kimse de yoktu. Bizim için çok zordu. Çok acı çektik. Devlet üzerimize çok ağır geldi. Öbür çocuklarım kaçmasa onları da öldürürlerdi. “Köklerini kazacağız” diyorlardı.

Kimsenin görmediklerini biz gördük dünyada.

Ekrem olsun, babası olsun... Batman’da mertliği, aklıyla sevilen insanlar oldular. Kimse bir gün şikayet etmedi onları. O nedenle insanın içinde alnımız açıktır.

Kürdistan’da bir gül ekildi. Biz aile olarak kanımızla suladık. Halen de yaparım.