Hitler de adına 'insan’ denilen varlığın somut bir inkarıdır, insanlık tarihinde.
Hitler’in partisi NSDAP ve onun taraftarlarının ırkçı ideolojisi, binlerce insanın canına mal oldu.
Dünya yüzeyinde, Nazizim’in insanlığa reva gördüğü vahşete eş değer vahamette katliamlar ve kırımlar hep oldu, çağımızda da olmaya devam ediyor maalesef. Ve bu sözüm ona 'modern yüzyılda’ ülkemizde, Nazi siyasetinin dehşetini aşan çirkinlikte bir tür "siyasetçinin” türediğini görüyoruz.
Neden derseniz?
Kendi ırkına mensup olmayan ve kendi siyasetlerini savunmayan bütün insanların yok edilmesi gerektiğini savunan Nazi sapkın ideolojisi ve uygulayıcıları, yaptıkları soykırım ve katliamların arkasında durmaktan çekinmediler.
Bizdeyse, beyni iktidar hırsıyla körelmiş bazı siyasetçilerin söylemi akıl, vicdan ve insanlık çizgisinin çok altında seyrediyor.
Bildiğiniz gibi, ülkemizde siyasetçilerin katliamları inkar etme gelenekleri yeni değil. Eskiden; bu inkarcılığı gerekçelendirirken ileri sürdükleri argümanlarla, en azından ırkçı bir kesimin, zaten inanmaya teşne olduğu nutukları sıralarlardı ardı arkasına.
Bugünse artık birilerini inandırma kaygısı gütmeden, böyle bir arayışa girme zahmetine dahi katlanmayan bir grup siyasetçi, kendi seçmenlerine de 'geri zekalı’ muamelesi yapma pervasızlığından geri durmuyorlar.
Örnek; tombaladan çıkan AKP milletvekili Oya Eronat.
Basından takip ediyorsunuzdur. Diyarbakır'ın Sur İlçesi İçkale bölgesinde yapılan restorasyon kazılarında, tesadüfi bir şekilde (faili de hepimizce malum) gözaltında kaybedilen insanlara ait kafatası kemikleri ortaya çıktı. Adı geçen İçkale bölgesinin 1990’lı yıllarda, Diyarbakır Cezaevi, Adliye binası ve Jandarma merkez komutanlığının bulunduğu bir bölge olması, büyük bir tesadüf olmasa gerek.
Oya Hanım’ın, o bölgede bulunan kemiklere ilişkin "bölgede heyelan olmuş olabilir” şeklindeki absürd yorumu, birilerine yaranma adına, bir insan vicdanın ne kadar dibe vurabileceğine dair bir ölçüttür.
Ya da partisinin seçmenleri dahil, hala böylesi akıl ve izandan uzak açıklamalara inanabilecek insanların var olabileceğini düşünüyor olmalı. Böylece de kendi zekasından ne derece şüphe edilmesi gerektiğini ortaya koymakta bir sakınca görmüyor, bu onun sorunu.
Ancak, bu zekası sorgulanabilecek şahsiyetler, bizi yönetmeye kalkan bunun için de politika ürettiğini iddia eden bireyler olunca, işin rengi değişiyor tabii.
Derin devlet ve uzantısı JİTEM gibi cinayet şebekelerinin, halklara yaşattığı zulüm, muhaliflere, demokrat-devrimci ve Kürtlere uygulanan 'yok etme’ politikalarını özgür basın mücadelesi yürüten azınlıktaki dürüst medya, hep deşifre etmeğe çalıştı. Kaldı ki; bugün bazı failler tarafından bile kabul edilen katliam gerçeğine, halkı temsil ettiğini zanneden bir milletvekilinin, bu derece anti bilimsel bir yorum getirmesi ülke siyaseti adına oldukça ürkütücü!
Milletvekili Oya Hanım’ın bir kadın olarak, yıllardır çocuklarının izini sürmeye çalışan kayıp annelerinin feryatlarını meclise taşıması beklenirken, onlara masal anlatmayı tercih etmesiyse tüyler ürpertici!
Biz seçmemiş olsak da Oya Eronat’a oy verenlerin iyi düşünmesi lazım.
Ya Oya Hanım bizim zekamızı çok küçümsüyor, dolayısıyla bizi insan yerine koymuyor ya da bizim hala bu mavallarla uyutulabileceğimize inanacak denli zeka yoksunu. Bu durumdan doğan sabit gerçeklikse Oya Hanım ve türevlerinin, milletvekilliğine aday olmadan önce bir zeka testine tabii tutulmaları gerektiği gerçeğidir.
Bu masallara karnımız tok, inanmıyoruz belki ama bu masalları anlatmaya devam etme cüretini gösterenlere bir "dur!” deme cesaretini de göstermiyoruz maalesef.
"Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden” diyen Albert Einstein ne kadar da haklı oysa!