Bir süreden beri Önder APO ve Kürdistan Özgürlük Hareketinin yöneticileri sürecin tek taraflı yürümeyeceğine ilişkin bazı eleştiri ve uyarılarda bulunmaktadırlar. Çünkü bugüne kadar sömürgeci AKP Hükümetinin somut olarak adım atması defalarca belirtilmiş bunun içinde bizzat Önder APO sekiz komisyon kurulması gerektiğini söylemiştir. Bugüne kadar hiç bir adım atılmadığı gibi atılacağına dair de herhangi bir beyanat ortaya konulmamıştır. Fakat hükümetin somut adım atmasına dönük hemen hemen her kesimden yetersizde olsa belli bir demokratik baskının geliştiğini görmekteyiz. Bu demokratik baskıyı savuşturmak için sürekli “yeni bir paket hazırlığı içindeyiz, hazırlıyoruz ve hazırladık” denilerek kamuoyu beklenti içine çekildi. Ve nihayet paket hazırlanma noktasına gelindi.

Sömürgeci devletin başbakanı Tayyip Erdoğan iki gün önce paketin çercevesini ve paketin içeriğini hiç bir kuşkuya yer vermeden açıkça ortaya koydu. Dağ fare doğurdu cinsinden bir durum! Bu açıklamasında Erdoğan’ın ne dediğine bakalım. Birincisi; Özgürlük hareketinin yönetiminin, halkımızın, yurtsever siyasetçilerin 1 Eylül’e dikkat çekmeleri üzerine, “Bir sorun çıkarırlarsa bedelini öderler.” Bu tutum Kürt halkının ve dostlarının kesin bir kararlılıkla ortya koyacakları eylemlerine dönük bir tehdittir.
İkincisi “Anadilde eğitim yok. Özel okullarda dahil anadilde eğitim olmayacak” diyerek anadilde eğitim konusunda ne kadar inkarcı olduğunu vurgulayarak itiraf etmiştir. Akil İnsanların yaptıkları toplantılarda halkımızın ve barış isteyen kesimlerin ortaya koydukları talepleri de böylelikle görmezden ve duymazdan gelmiştir. Zaman zaman “tek bayrak tek devlet, tek millet, tek vatan dedik ama tek dil demedik” biçiminde savunmaya geçen Erdoğan’ın demagoji yaptığını ve Kürtleri kandırmaya çalıştığını zaten biliyorduk. Fakat kendisi de bu son ifadesiyle “anadile eğitim yok” açıklamasıyla Türk dilinden başka hiçbir dilde eğitim ve dolayısıyla hiçbir dile yaşama izni vermeyeceğini açıkça ilan etmiş bulunuyor.
Üçüncüsü ise “gündem de af yok” diyor. Elbette kimsenin Erdoğan’dan “Af” beklentisi yoktur. Fakat bu açıklamayla Önder APO’nun özgürleşmesinin önünü kapatmıştır. Yani T.Erdoğan Tuncer Kılıç’ın çizgisinde olduğunu ortaya koymuştur. Bilindiği gibiTuncer Kılıç bir dönem MGK genel sekreteriydi. Ve bu görevdeyken Önder APO için “hücresinde milim milim ölecektir” demişti.” Önder APO ve Kürdistan Özgürlük tutsakları özgür olmayacağına göre Zindan da çürütme siyasetinin yürtüleceği kesinleşmiştir.
Dördüncüsü yapılması planlanan ve tarihi kesinleştirilen Kürdistan Ulusal Kongresi’ni tehdit etmiştir. KDP ile yaptıkları kirli pazarlıkları ortaya dökmüş, “sen benim dediğimi yapmazsan, Kongrede Kuzey Kürtleri ve PKK’ye dönük olumlu bir karar çıkmasını engellemezsen zarar görürsün ve bende o zaman ne yapacağımı bilirim” anlamına gelen açıklamalar yapmıştır. Böylelikle Rojava konusunda gergin olan KDP ve PKK ilişkilerini KDP’yi sıkıştırarak ve olumlu bir yönde gelişmesini engelleyerek ulusal birlik atmosferini bozmak ve dağıtmak istemektedir.
Beşincisi ise “Kürt Ulusal Kongresi’yle ilgili FKÖ benzetmesi filan yanlış. Onlar, kendi toprakları gasp edilmiş, mücadele veren insanlar. Kürtlerin böyle bir sorunu var mı?”diyerek Kürdistan’ın varlığını inkar etmiş hemde Kürdistan’daki sömürgeci varlığını itiraf etmiştir. Yani burda Kürtleri ve anavatanları olan Kürdistan’ı bir çırpıda yok saymıştır. Kürdistan’da sömürgeci ve işgalci bir yönetim olarak varlığını sürdürdüğünü itiraf etmiştir. Böylelikle de Kuzey Kürdistan’daki varlığını normalleştirmeye ve meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Altıncısı, PKK güçlerinin hepsini geri çekmemiştir, ancak yüzde yirmisini çekmiştir, demiştir. Bunu da aslında somut adım atmamasının zeminini oluşturmaya, bu temelde kamuoyunda bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Süreç  karşılıklı ve paralel atılacak adımlarla yürür. Biri diğersiz olmaz ilkesi geçerlidir. Sen hiç bir somut adım atmayacaksın, ama karşısında gerillanın son ferdine kadar çekilmesini dayatacaksın! Onu da yeterli görmeyeceksin, geri çekilen bulundukları yerde de silahları bıraksın, bizim için tehdit, tehlikedir diyeceksin! Artık kimse bu osmanlı arttığı oyunlarınızı kabul etmez. Öyle bir Kürt yoktur!
Tabi ki sömürgeci devletin başbakanı Erdoğan’ın bu sözleri bilenler için yeni değil. Varolan inkarcı zihniyetini bir kez daha kusmuş oluyor. Elbette T.Erdoğan böyle konuşacak. Çünkü halen Türk devletinin Kürdistan’daki varlığı yerine onun uygulamalarını sorgulayan, eleştiren ve teşhir eden bir durum sözkonusu değildir. Uygulamamar da hiç kuşkusuz ki sorgulanmalı, eleştirilmeli, kabul edilmemeli. Ancak bu yetersizdir. Eğer herkes yumruğunu göğsüne vurarak “Burası Kürdistan’dır. Sen burada işgalcisin defolup gideceksin!” denilmiş olsaydı T. Erdoğan böyle konuşma cesareti bulamazdı. Kimse, “Sen benim dilimi hala yasaklamaya devam etmiyor musun” diye sormamıştır. İnsanı düşündüren budur! Bir refleks zayıflığı yaşanmaktadır.
Ama artık Kürtler sadece Türk devletinin Kürdistan’daki “bazı insan hakları ihlallerini, hukusuzluklarını“ tartışmayacaktır. Artık başta gençler, kadınlar ve emekçiler olmak üzere aydınlar, sanatçılar ve tüm Kürdistanlılar Türk devletinin Kürdistan’daki varlığını tartışacak, varlığını kabul etmeyecektir.
Sorun net bir şekilde anlaşılmıştır. AKP Hükümeti Önder APO ile yürüttüğü görüşmelerle zaman kazanıp seçimlere bu atmosferde girerek seçim kazanma planı içindedir. Seçimleri kazanarak Kürtleri daha fazla ezme siyasetini yürütme yaklaşımı ve tutumu içindedir. Ortada ne bir çözüm nede paketi vardır. Bir ulusun temel ifade biçimi olan anadilde eğitim hakkı bile tanınmadıktan sonra ortada nasıl bir çözüm olabilir ki?!
Diğer yandan hiçbir adım atmayıp hergün karakol yapımına yenileri eklenmekte, Kürdistan coğrafyasını ve tarihini tahrip eden güvenlik amaçlı barajların yapma devam edilmekte ve yeni korucu kadroları açılmakta iken Erdoğan her konuşmasında “ülkemizi akan kandan kurtardık. Süreci bozan taraf biz olmayacağız” diyerek aslında kendisi zaten süreci bozan taraf olmasına rağmen bunu tersyüz ederek olası demokratik eylem ve serhıldanların önünü almaya ve süreci bozan taraf olarak özgürlük hareketini göstermeye çalışmaktadır. Bu nedenle adım atmayarak, hergün yeni savaş hazırlıkları yaparak, keşif uçuşlarını sürdürerek ve kucağında beslediği ceteci gruplar vasıtasıyla Rojava devrimini boğmaya çalışarak süreci bozan AKP devletidir. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz. AKP savaş hazırlıkları içindedir. Hatta Rojava’da Kürt halkına karşı savaşmaktadır. Dolayısıyla kimsenin liberallik, demokratlık ve  yurtseverlik adına Kürdistan halkını beklenti içine sokmaya veya “yetmez ama evet” noktasında tutmaya hakkı yoktur ve bu hakkı kendinde görmemelidir.
Kürdistan halkı ve dostları artık sömürgeci AKP Hükümetinin bu inkar tutumunu, oyalayan ve aldatmaya çalışan politikaları karşısında “biz kendimizi Anavatanımız Kürdistan’da özgürce ve hiçbir kısıtlamaya ve baskıya yer olamksızın yönetmek istiyoruz. Türk devletinin varlığına son. Eğer birlikte yaşam olacaksa da Kürtler anayasada tüm ulusal hakları ile açıkça hiçbir muğlak ifadeye yer vermeden yer almalıdır.” Demelidirler.
Kürtler Lozanı parçalaşmış ve paçavraya çevirmiş bir halktır. Kendilerini adeta küllerinden hemde bin defa daha güçlü bir biçimde yaratmışlardır. Artık kimseden sadaka istemiyor ve dilenmeyeceklerdir. Örgütlenerek birliklerini sağlayarak ve süreklileşen serhıldanlarıyla gaspedilmiş tüm ulusal haklarını birer birer alacaklardır. Bu nedenle daha fazla geç olmadan herkesin tarihin bu önemli dönüm noktasında bu talepler temelinde harekete geçmesi gerekmektedir.