Türkiye’de siyasal ve ideolojik tercihler başından itibaren bu zihniyet ve paradigma üzerinde kuruldu. Bugün olan biten de bundan çok farklı değil;
En masum talepleri bile suç sayan zihniyetin kamuoyu duyarlılığını ve zihinselini medyayı da yedeğine alarak oluşturduğu beyin yıkama çabaları, hiç eksik olmadı bu ülkede. Gelinen nokta insanı dehşete düşürüyor. Daha birkaç gün önce Mersin’de düzenlenen bir miting yine Kürt düşmanlığına sahne oldu. Mitingde yapılan açıklamalarda; BDP’ye oy veren 2 milyon Kürdün Irak’a sürülmesini, devletin suikast güçleri kurmasını öneriyor. Aydınların öldürülmesi, milletvekillerinin vatandaşlıktan çıkarılması da talepler arasında.
***
Halk olgu ve olayları yargılamadan bilinçsizce benimser duruma getirilmiş. Yalan yanlış bilgilerle manipüle edilmiş.
Artık bilinmelidir ki huzur ve barışın önündeki en büyük engel, kişilerin bakış açısını daraltan ve her şeye kuşku ve düşmanlıkla baktıran ırkçı ve bağnaz mantalitedir. Artık papağan gibi tekrarlayıp durduğumuz hamasi ezberleri bırakıp başımızı ellerimiz arasına alarak düşünmemizin zamanının geldiğini anlamamız gerekir. Akılcılık yerine hamasi söylemlerle duyguları okşayarak yönlendirmenin zamanı geçmiştir.
Bir ırkı diğer ırklardan üstün görerek, bu üstün ırkın mensuplarının diğer ırktan olanlara göre daha fazla haklara sahip olması gerektiğini savunmak ırkçılıktır. Türkiye Cumhuriyeti var olalı beri herkesi ve her milleti kendine düşman bildi ‘Türkün Türkten başka dostu yoktur’ mantalitesiyle eğitildi kuşaklar.
Milliyetçilik tartışmalarında sorunun gözden kaçırılmaya çalışılan temel bir boyutu, milliyetçiliğin veya şovenizmin toplumda ‘kendiliğinden’ oluşan bir dalga olmadığı, devlet birimlerinin bizzat içinde olduğu bir yapılanma üzerinden örgütlenip yönlendirilmeye çalışıldığı gerçeğidir. Bugün ‘Benim milliyetçiliğimi onunkiyle karıştırma’ diyenlerden ‘ulusalcıyız’ diyenlere, ‘kültür milliyetçisiyiz’ diyenlerden ‘Atatürk milliyetçiliği’ne kadar çeşitli cinsten milliyetçi- şoven tayfanın hepsi de aynı yolun aynı kervanıdır...
Önyargılar zihne belli sınırlar çeker ve bu sınır dışından söylenilen her söze, her görüşe karşı çıkar. Bu tür davranışlar kişinin kişisel gelişimine set çeker ve belli düşüncelere belli cevaplar veren böyle şablon fikirler meydana getirir. Haklar ve özgürlüklerin özsel ve vazgeçilmez bir ahlaki değer oluşu, onu anlamaya çalışarak yaratılacak, birlikte kurulacak demokrat bir ilişki tipi bu zihniyete tamamen yabancıdır...
***
Unuttuğumuz ya da bilmediğimiz bir gerçek var ki, o da her şeyin bize sunanlardan ibaret olmadığı gerçeğidir. Bize sunulanlarla yetinmeyip gerçeği aramak için bir yolculuk başlatsak, görünenin ya da bize sunulanın ne kadar aldatıcı olduğunu hemen anlayacak ve oynanan bu oynun birer figüranı olmak yerine, soran sorgulayan ve eyleyen bir özne olacağız. Bu oyunları bozmanın başkaca bir yolu yoktur.
***
Ey bu kirli oyunun piyonları size sesleniyorum; Sistem sizden, sizin gibilerden alıyor gücünü, sizi kandırıyorlar, kullanıyorlar...
Gerçekler, birtakım yaftalarla ve manüplasyonlarla, medyanın bütün türevleri kullanılarak yok edilmeye çalışılıyor. Siz de bütün bunları gerçek sanıp bu oyuna geliyorsunuz. Sizi kışkırtıyorlar.
Üstelik ne onlar gibi enseniz kalın ne de tuzunuz kuru... Benziniz soluk, çoğunuz yoksulsunuz, başınızı sokacağınız bir kondu, geçim derdi çoluk çocuk...
İşin kolayına kaçtınız, yalanlara kandınız, dolanlara dolandınız. Sistemin çarkına vida oldunuz.
Yüreğinizin bir yerinde bir parça insanlık kalmıştır mutlaka… Aynada yüzleşin kendinizle. Biraz empati kurun. Yeter artık ben bu oyunun piyonu olmak istemiyorum deyin... Bozun ezberlerinizi...