Halk arasında söylenen güzel bir söz var, "Ayağını yorganına göre uzat" diye. Yani kendi yağıyla kavrulmak anlamına geliyor. Kendi imkanlarına göre hareket etmeyi içeriyor. Başkalarına muhtaç olmamak ve kendi gücüne dayanmak anlamında kullanılıyor. Fakat şimdi etrafımızda öyle insanlar var ki, ayağını keyfine göre uzatıyor; yarısı yorganın dışında kalınca da "Ayağıma yorgan örtün!" diye bas bas bağırıyor. Çevresindeki herkesin kendi ayağına bakmak zorunda olduğunu sanıyor.
Halk arasında olduğu gibi, devrimci literatürde de bu güzel kavrama "Öz güç ilkesi" deniyor. Kendi gücüyle iş yapmayı ve devrimci çalışma yürütmeyi içeriyor. Kendi öz gücüne göre yaşama ve çalışma aslında özgür olma anlamına geliyor. Yani başkasına muhtaç ve bağımlı olmamayı, kendi gücüne dayalı olarak özgürce ve bağımsızca çalışma ve yaşamayı ifade ediyor. Somut olduğu ve zamanında harekete geçirilebildiği için de başarının garantisi oluyor.
Kürdistan Özgürlük Hareketi baştan itibaren öz güç ilkesini esas alıyor. Hep kendi öz gücüne dayalı olarak çalışıyor ve yaşıyor. Öz güç ilkesi, Önder Abdullah Öcalan’ın en temel özelliklerinden biri oluyor. Kürt Halk Önderi, başkasından istemeyi ve borçlu yaşamayı zül sayıyor. Bağımsız ve özgür düşünceye sahip olması, onu siyasi ve örgütsel çalışmalarda da öz güç ilkesine göre hareket etmeye götürüyor. Bunun tersi de doğrudur. Kendi öz gücüne göre yaşayıp çalışması, onu düşünce ve ideolojide olduğu kadar, politik-askeri çalışmalarda da bağımsız ve özgür kılıyor.
Bağımsız ve özgür olmak, günümüzde ancak düşünce ve ideoloji alanıyla ilgilidir. Yoksa bu kadar iç içe geçmiş bir dünyada tam politik özgürlükten söz etmek mümkün olmaz. O nedenle baştan beri büyüyerek gelen ve bir sistem dahilinde birbirine bağlı olan devletlerin bağımsızı ve özgürü olamaz. Çünkü kendi öz güçleriyle hareket edemezler. En azından karşılıklı bağımlılık ilkesiyle birbirinin gücüne dayalı olarak hareket ederler.
Nasıl ki devletçi sistem Kürt sorununun çözüm gücü değilse, öz güce dayanmayan bir çalışma da Kürdistan’da devrimci çalışma değildir. Çünkü Kürdistan inkar edilen bir ülke, Kürt toplumu da yok edilmeye çalışılan bir toplumdur. Hakkında yok olma fermanı çıkarılmış olan bir toplum, kendi gücü dışında başkasının gücüne dayanabilir mi? Kürdün varlığını bile kabul etmeyen dünya, onun özgürlüğü için değer verir mi?
Vermeyeceği açıktır. Nitekim kırk yıllık devrimci çalışma pratiği bunu açıkça göstermiştir. Başkalarının bir takım şeyler vermesiyle örgüt olup özgürlük mücadelesi geliştireceğini sananlar, daha 12 Eylül faşizminin sert esen rüzgarları karşısında tuz-buz olup gitmişlerdir. Buna karşılık her şeyi kendi öz gücüyle yapmayı ve geliştirmeyi esas alan Kürt Özgürlük Hareketi, bütün zorluklara ve zorlu mücadelelere rağmen, ulusal diriliş devrimini başarıp demokratik uluslaşma aşamasına geldiği gibi, Kürtleri bütün insanlığın umudu haline getirmeyi de başarmıştır
Mücadele tarihi öz güç ve
kahramanlık tarihidir
Kürt Özgürlük Hareketinin tarihi bu bakımdan çok daha fazla incelenmeye değerdir. Gerçekten de bir öz güç kahramanlığı, emek kahramanlığı tarihidir. Aç/susuz kalmalara rağmen, sokakta uykusuz kalmalara rağmen, kendi öz gücüne dayalı yaşam ve çalışma tarzı başarının yaratıcısı olmuştur. Önder Abdullah Öcalan’ın deyimiyle, her şey sıfırdan başlanarak iğne ucuyla kuyu kazarcasına yürütülen bir öz güç çalışmasıyla elde edilmiş, başarılmıştır.
Gerçekler böyle olmasına rağmen, bugün başarının temel bir sırrı olan öz güç ilkesinden bir kopuş ve uzaklaşma yaşanmaktadır. Örneğin, Bakur alanındaki toplumsal çalışmaları ele alalım. Komün ve meclis kuruluşunda ve işletilmesinde bir adım bile atılamamıştır. Birilerinin dışarıdan gelip Kürt halkına meclis ve komün örgütleyeceği sanılmaktadır. Neredeyse kültürel soykırımcı devletten bu iş beklenmekte ve hatta çağrılar yapılmaktadır. Kürtçe anadilde eğitim konusunda açılan üç okul bile doğru dürüst işletilememiştir. Asimilasyoncu devletin Kürtçe anadil okulları açması beklenmekte ve hatta çağrılar yapılmaktadır.
Bu mikrofonlar karşısında konuşma ve durmadan çağrılar yapma üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor. Karşısında mikrofon gören herkes, ne olduğunu sorgulamadan bile hemen başlıyor konuşmaya ve bir daha durdurmak da çok zor oluyor. Durum tam bir hastalık düzeyinde seyrediyor. Bir şeyler duymuş veya televizyonda görmüş; bunların ne olduğunu bile incelemeden "istiyorum" diye çağrılar yapıyor. Maşallah herkes her şeyi istiyor! Ama bunların kimden istendiği ve istenenleri kimin vereceği belli değil. Deyim yerindeyse, insanların ağzından çıkanı kulakları duymuyor.
Peki sonuç ne? Tabi ki sıfıra sıfır, elde var sıfır! Bu dünyada kim kime ne verir? Çene yormak ve beklenti içinde kalmak işin cabası oluyor. Sonuçta bu kadar imkan ve fırsata rağmen, demokratik ulus inşasında neredeyse taş üstüne taş konulmamış bulunuyor. Tabi sonuç bu olunca da, dönülüp sağa-sola tepki gösteriliyor. Kendisinin Apocu çizgiden saptığını, Burkay ve Barzani çizgisine girdiğini görüp acil ve doğru bir özeleştiriyle kendisini düzelteceğine, suçu kendi dışında herkeste görüyor.
Hiç kuşku yok ki, bu bir çizgi sapmasıdır, Apocu öz güç ilkesinden sapmadır. Eğer düzeltilmezse, o zaman bu sapma derinleşir ve bir yozlaşma haline gelir. Bu biçimde de tabi Özgürlük Hareketi olunamaz; olunsa olunsa ya bir işbirlikçi hareket olunur ya da hayal dünyasında yüzülür. Tez elden bu sapma durumunun düzeltilmesi, Kürdistan’da devrimcilik ve yurtseverlik yapan herkesin, tek başarı çizgisi olan öz güç ilkesini esas alması gerekir. Yani bağımsızlık ve özgürlük adına ne yapmak ve neyi yaratmak istiyorsa hepsini kendi öz gücüyle gerçekleştirmesi gerekir.
Kobanê halkı gücüne güvenmeli
Rojava’daki durum da benzer biçimde değerlendirilebilir. Askeri zafer ardından daha henüz yeniden inşa koşulları oluşmadan bile, başta Kobanê Kanton Yönetimi olmak üzere bütün yetkilileri, "Bize yardım edin!" diye çağrı yapmaya başlamışlardır. Halbuki en büyük güç, Kobanê halkının gücüdür. Fakat daha henüz bu gücü bile incelemeden, öncelikli olarak dıştan, başkasından isteme çağrıları gelmektedir. Herkesin Kobanê’ye vermek zorunda olduğu sanılmaktadır. Bu tür vermelerin karşılıksız olduğu hesap edilmektedir.
Bu tür söz ve yaklaşımlarda daha dikkatli yaklaşılmalıdır.
Halbuki Kobanê halkının kendi yaşamını örgütleme gücü vardır. Kobanê’nin imkanları az değil, çoktur. En değerli ve sağlıklı olan, insanın kendi öz gücüyle ürettiğidir. Kendi öz gücüne dayanarak çalışmak ve yaşamak toplumsallığı geliştirirken, başkasının gücüne dayanarak yaşamak istemek devlet memurculuğunu ortaya çıkarır. Devletten özgürlük gelmez, memurdan da özgür birey olmaz! Herkes bunu iyi bilmek durumundadır.
Öz güç ve bağımsız Kürdistan
Başûr’daki durum çok daha fazla ibret vericidir. DAİŞ saldırıları arttıkça Kürtler öz güçlerini birleştirecek ve bir ortak komutanlık altında toplayacaklarına, gelişmeler bunun tersi olmaktadır. PKK’den gelen "Ortak komutanlık ve ulusal kongre" çağrılarına, KDP yönetimi PKK aleyhinde propagandayı artırarak karşılık vermektedir. Halbuki hem Rojava ve hem de Başûr savaş pratiği göstermiştir ki, eğer Kürt güçleri, yani PKK gerillaları ile KDP ve YNK pêşmergeleri ortak bir komuta altında birleşirlerse, değil DAİŞ, onları hiçbir güç yenemez. Böylece Kürdistan’ın ve Kürt halkının savunması kendi öz gücüyle gerçekleştirilmiş olur.
Peki bütün Kürt partileri buna uygun olarak hareket ediyor mu? Örneğin KDP uygun hareket etmiyor. PKK’nin güçleri ortak bir komutanlık altında birleştirme çağrısına olumlu cevap vermediği gibi, bir de dönüp ABD’den Hewlêr’i savunmak için askeri güç istiyor! PKK’ye "Gerillayı Güney Kürdistan’dan çek" diyor, ABD’ye de "Güney Kürdistan’a asker gönder" diyor! Şimdi ABD yönetiminin Hewlêr yakınlarında bir askeri karargahıyla bu biçimde Hewlêr’in ve Barzani iktidarının güvenliği ABD’ye devredilmiş oluyor. Peki bu mu özgürlükçülük? Bir de Barzani’nin "Bağımsızlık ilan edeceğiz" yönünde açıklamaları vardı. Peki bu mu "Bağımsız Kürdistan?'' Amerikan askerlerinin korumasında hiç "Bağımsız Kürdistan" olur mu? Kürt gençlerinin, Kürt gerillasının ve pêşmergesinin gücüne güvenmeyen bağımsızlık ilan edebilir mi? Kendi öz gücüne güvenmemenin ve dayanmamanın sonucu işte bu!