25 Kasım Kadına yönelik şiddetle MÜCADELE GÜNÜ 3. BÖLÜM


Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma ve Mücadele Günü. Kongreya Jinên Azad-Özgür Kadın Kongresi (KJA) bugünü, “Kadına yönelik şiddet idelojiktir, öz savunma meşrudur” şiarıyla karşılıyor. Günlerdir taleplerini haykıran kadınlar, bugün de alanları doldurarak, “Örgütlü kadınlar olarak yalnız değiliz, en büyük öz savunmamız örgütlülüğümüz” diyecek. 

KJA Sözcüsü Ayla Akat Ata ile 25 Kasım öncesinde “Erkek şiddeti neden idelojiktir, öz savunma kadınların hayatında nasıl hayat buluyor, kadınlar devlet ve erkek şiddetine karşı nasıl mücadele ediyor, Silvan, Sur, Şengal, Kobanê gibi direniş merkezlerinde kadınların rolü nedir” gibi sorular üzerine konuştuk.

 

Bu yıl 25 Kasım’a “Kadına yönelik şiddet ideolojiktir, öz savunma meşrudur” şiarıyla girdiniz. Öncelikle neden bu slogan tercih edildi? Neden erkek şiddeti ideolojiktir?

Biz KJA olarak erkek egemen devlet, toplum ve aileyi aynı erkek egemen zihniyetin, ayıp, yasak, günah üçgeninin sarmalı olarak ele alıyoruz. Nasıl ki halklara ve inançlara uygulanan şiddeti ideolojik buluyorsak kadına yönelik şiddeti de ideolojik buluyoruz. Devletin erkek egemen zihniyeti, toplumsal değer yargılarını ve hatta dini cinsiyetçi temelde kullanıp yasalarını koydu, ezen-ezilen statülerini bunun üzerinden inşa etti. Tüm zenginliklerimize el koyup kapitalizmi, artı ürünle zengin fakiri yarattı ve bunun yasalarını çıkardı. Dünya bizimken sınırlarla bölüp mülkiyetçi kanunlarını iyilikmiş gibi çıkardı. Kadını zayıf cins olarak dışlamaya başladı ve en yoksul sınıf olarak ilan etti.

Kapitalizm ortadan kalkmadan yoksulluk ortadan kalkmayacaktır. Erkek egemen ideoloji ortadan kalmadan şiddet ortadan kalkmayacaktır. Tesadüf müdür, Türkiye’de AKP döneminde kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 artması, Boko Haram’ın kadınları rehin alması, DAİŞ’in kadınları pazarlarda satması! Yani 5 bin yıldır süren erkek egemen zihniyetin uyguladığı tüm şiddet çeşitlerinin bugün Ortadoğu’da uygulanması? 

KJA olarak dünya ve Türkiye deneyimlerinden de biliyoruz ki, kolektif ve büyük bedeller ödenerek geliştirilen mücadelelerin ardından yasaları değiştiriyoruz. Ancak yine erkek devlet aklıyla yargılanıyoruz. “Erkek devlet korumadı“, “Erkek öldürdü” diyoruz, suçlu oluyoruz. “Devlet öldürüyor” diyoruz, suçlu oluyoruz. “Merkezi yönetimin gücü yetmiyor, yerele yetkileri devredin” diyoruz, suçlu oluyoruz. “Devlet erkek şiddetini destekliyor” diyoruz, suçlu oluyoruz. “Devlet şiddet uyguluyor” diyoruz, suçlanıyoruz. “Devlet şiddeti destekledi” diyoruz, suçlanıyoruz. Ne diyelim, yaşama hakkımız için erkek devlet ideolojisinin şiddetinden izin mi alacağız? 

Hiç kimse barınma, beslenme, korunma ve kendimizi yönetme hakkımızı elimizden alamaz. Kimsenin etkisi, yetkisi, hakkı ve haddi yoktur, diyoruz. Erkek şiddeti ideolojiktir, öz savunma meşrudur. Kendimizi öz yönetimlerle var edip öz savunmayla korumak dışında yol tanımıyoruz. Bunu ne kadar yapabiliyoruz, kendi özeleştirimizdir. Ama mutlaka başaracağız. Bu nedenle 25 Kasım 2015’te kadına yönelik şiddetle mücadele şiarımızı “Erkek şiddeti ideolojiktir, öz savunma meşrudur” olarak belirledik.


Peki öz savunmayı nasıl tanımlıyorsunuz? Günlük yaşamda bu kavram kadınların hayatında nasıl vücut buluyor? Kadınlara öz savunmayı nasıl anlatıyorsunuz? Kadınlar benimsiyor mu?

Kendi güvenliğini sağlayabilen bir toplum, öz savunmasını gerçekleştirebilen toplumdur. Bu da ancak toplumun her alanda örgütlendirilmesi ve kurumsallaşması ile mümkündür. Öz savunma, toplumsal farklılıkların yaşamın her alanında örgütlü karar düzeyine ve eylem gücüne ulaşabilmesiyle sağlanabilir. Demokrasi, adalet ve özgürlüklerin anayasal ya da yasal düzenlemelerle güvence altına alınması bir yana tehdit altında olduğu ulus-devlet sisteminde, insanlık değerlerini koruyacak asıl güvence de öz savunmanın gerçekleştirilebilmesidir.

Öz savunma denilince günlük yaşamda akla ilk gelen savunma boyutudur. Eğer bir savunmadan bahsedilecekse doğal olarak ortada bir canlının yaşamına ya da kendisine ait olana yönelen bir saldırı söz konusu olmalıdır. Peki bu saldırı hangi koşullarda ve hangi güçler eliyle gerçekleşebilir? Sadece askeri güç ve taktiklerle gerçekleştirilen saldırılar değil, maddi ve manevi tüm araçlar kullanılarak gerçekleştirilen saldırılar ele alınmalıdır. Bu boyutuyla öz savunma denilince askeri ve silahlı bir örgütlenmeden çok toplumun kendisini her alanda korumak için örgütlenmesi ve bu örgütlenmeler temelinde mücadele yürütmesi akla gelmelidir. İşte kadınlarla her buluşmamız bu noktada bir tartışma ve tabii ki bizler açısından da bir öğrenme süreci olarak ele alınabilir.

Kadınlar evde, okulda, işyerinde, sokakta, gözaltında, cezaevlerinde; özetle özel ve kamusal alanda şiddetin hedefi olabilmekte, en önemlisi de erkek egemen sistem, bu şiddeti meşru ve hatta gerekli gören söz ve yaklaşımları ile sürekli kılmaktadır. Şiddet eksenli bu kuşatılmışlık içinde kadınlar, sistemin öngördüğü üzere çaresiz, yardıma muhtaç, refleksleri olmayan bir düzeyde tutulmak istenmektedir. Oysa ki kadınların bu şiddet sarmalı içerisinde toplumsal yaşamın her alanında verdiği “var olma mücadelesi” bir öz savunma örneğidir. 

Anadilinde eğitim yasağı karşısında annelerin “Her ev bir okuldur” diyerek yürüttüğü mücadele; devletin savaş kararına karşı “Çocuklarımızı askere göndermiyoruz” diyerek örgütlenen kadınların verdiği mücadele; eril siyaset alanına “cinsiyet kotası” konularak gerçekleştirilen demokratik müdahale; kadına yönelik şiddet eyleminde bulunanlara yönelik alınan örgütlü tutum ve bu tutumun “demokratik tüzük ve yönetmelikler”de somutlaşmış hali; yine “eşbaşkanlık sistemi” ve en önemlisi kadınların özgün ve özerk örgütlendiği her alan, aynı zamanda bir öz savunma alanıdır.

7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde HDP çatısı altında bir araya gelen demokratik güçlerin elde ettiği seçim başarısı ve özelde parlamento zemininde yüzde 40 oranında kadın temsiliyeti, bu konuda açığa çıkan toplumsal kabulü ortaya koyması açısından önemlidir. Bu durumda ağır bedeller ödeyerek büyük değerler yaratan ve büyük bir mücadele deneyimine sahip olan biz kadınlar açısından bu mücadelenin açığa çıkardığı kazanımlar, tabii ki her koşulda korunacaktır. Bu da her alanda örgütlenmekle, kendi yaşamına, maddi ve manevi varlığına toplumsal olarak sıkı sıkıya sarılarak kendini yönetmekteki ısrarla mümkün olabilecektir.


Yerellerde kadın meclislerinin durumu nedir? Kadınların sorunlarının çözümü ve mücadelesinde ne kadar aktifler, devlet ve erkek şiddetine karşı nasıl örgütleniyor, mücadele ediyorlar?

Öz yönetimle birlikte yerellerde kadın meclislerinin oluşum çalışmaları uzun yıllardır belli düzeylerde yürütülmektedir. Kadınlar yerel meclislerde kendi sorunlarına ilişkin irade ve karar gücü olma, yerel mekanizmalarda daha aktif rol alma konusunda mücadele etmektedir. Başta sosyal, ekonomik, kültürel, eğitim ve örgütlenme alanları olmak üzere alternatif yaşam seçenekleri oluşturma kararlığı her geçen gün daha fazla gelişmektedir. 

Mevcut sistemin devletçi ve iktidarcı yaklaşımlarına karşı kadının demokratik sisteme katılım düzeyi ve sahiplenmesi söz konusudur. Kadınların yerel meclislere aktif katılımı geliştikçe meclislerin sorunlara bakış açısı ve çözüm gücü daha da artmaktadır. Devlet ve erkek şiddetine karşı kadın meclislerine gelen sorun ve sıkıntılara, yerel yönetimlere bağlı kadın kurumları ve KJA’ya direkt bağlı olan kadın kurumlarımızın ortak yaklaşımıyla sosyo-psikolojik destek ve hukuki destek sağlanmakta, alternatif yaşam alanlarını oluşturma (daha çok ekonomik alanlar geliştirme) ve kadın bilincini geliştirmeye dönük çözümler üretilmektedir. 


Peki devlet ve erkek şiddetine karşı kadını nasıl koruyorsunuz ya da kendini koruyacak bir güç haline getiriyorsunuz?

Devlet ve erkek şiddetine karşı geçici ve uzun vadeli kimi önlemler alınmaktadır. Uzun vadeli olarak en temel yaklaşımımız eğitim çalışmalarıyla farkındalık düzeyini geliştirme çalışmaları... Geçici olarak da yaşam evlerine alınan kadınlara psiko-sosyal ve hukuki destek verilmektedir. Bunun beraberinde genç kadınlara dönük kendini savunma eğitimleri verilmektedir.


Öz yönetim ilanlarının ardından sokağa çıkma yasakları ile birlikte sivillere yönelik infaz ve baskılar da arttı. Buna karşı önemli bir direniş sergilendi. Bu direnişte kadınların rolü ne oldu? Bu bir örgütlülüğün sonucu mu?

Bir örgütlülük olmadan özgürlük iddiasının somutlaşması ve gerçekleşmesi söz konusu olamaz. Tek başına otuz yıllık savaş koşulları dahi kendi içerisinde toplumun, dolayısıyla toplumun yarısı olan kadınların politikleşmesini beraberinde getirmiştir.  Sokağa çıkma yasakları öncesi, sivil halka yapılan öz yönetim alanlarının terk edilmesi yönündeki baskıya rağmen yaşam alanlarını terk etmeyerek elektriksiz, susuz ve iletişim olanaklarından yoksun olarak, en ağır savaş koşulları altında yaşamak zorunda bırakılan kadınların ortaya koyduğu direniş, sözlerle ifade edilemeyecek bir direniştir. Öyle ki bu direniş özellikle de kadın ve çocukları devlet şiddetinin hedefi haline getirmiştir. Kaldı ki kadınlar, özgün ve özerk örgütlenerek öz yönetimi en sonuç alıcı biçimde uygulayan olmuşlardır. Bugün de direnişin içinde ve öncüsü olarak tarihi bir rol oynamaktadırlar.


Sadece  Sur, Silvan, Cizre’de değil Kobanê ve Şengal gibi sayısız merkezde Kürt kadını direniyor ve mücadelesi dikkat çekiyor. Bu direnişler, kadınların özgürlük mücadelesinde bir sıçramaya yol açıyor mu?

Evet, mücadele devam ediyor ve Kürt kadını direniyor. Kürdistani kadınlar kendilerine içerilmiş cins köleliğinden kurtulmak için, toplumsal inşanın her alanında; siyasette, sosyal yaşamda, ekonomide ve öz savunmada yer alarak erkek egemen sistemden gün ve gün uzaklaşıyor ve özgürleşiyor, ayağına takılan prangalardan kurtuluyor.

Sokaklarda, köyde, şehirde erkek egemen sisteme karşı, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir sistemin yaratımı için kadın en ön saflarda yerini alarak büyük direnişler gösteriyor, tam da bu yüzden büyük bedeller ödüyor. Ayrıca kadınının özgürleşme iddiası aynı zamanda toplumu da özgürleştirme iddiasıdır. Biri, bir diğerinin ayrılmaz parçasıdır.  Yaşamsallaşacak yeni sisteme olan inancıyla, kendi üzerindeki tüm tahakkümleri de kaldırabileceğinin farkındadır. Devletli toplumla derinleşen kadın köleliği radikal demokrasiyi esas alan öz-yönetimlerle ters yüz edilmekte, Kapitalist Modernite’ye karşı, kadın öncülüğünde yeni bir alternatif yaşam örülmektedir.

Kobanê’de, Sur’da, Cizre’de ve Nusaybin’de kadın öncülüğünde oluşan yeni sistem ve savunması Ortadoğu’yu da dönüştürebilecek yegâne güçtür. Cins kimliği ve bilinciyle toplumsal özgürlük mücadelesinin her alanında kadının ortaya koyduğu bu pratik ve düşünsel yoğunluk tabi ki, kadın özgürlük mücadelesinde büyük bir sıçramaya neden olmakta, dünya kadınlarına ilham veren bir deneyim haline gelmektedir. 


KJA’nın bugünkü programı, devlet saldırılarına karşı 12 gün boyunca direnişin sürdüğü Silvan’da başlayacak. Direnişlerin sürdüğü ilçelerde kadınlarla etkinlikler düzenlenecek. Şengal kampı ziyaret edilecek. Bu programa nasıl bir anlam biçmeliyiz?

25 Kasım’ın bir mücadele ve dayanışma günü olduğu gerçeği ile hareket eden KJA; Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu ve Dünya’da  kadın mücadelesi ve dayanışmasını büyütme ve geliştirme  kararlılığıyla 25 Kasım’ı karşılamaktadır. Eylem ve etkinliklerimiz hem gündem hem zaman hem de mekansal olarak bu amacı gerçekleştirmek maksadıyla belirlenmektedir. Özgürlük ve eşitlik iddiasının bir parçası, emekçisi ve direnişçisi olan tüm kadınları bu mücadele gününde bir kez daha saygıyla selamlıyoruz.


ARZU YILDIZ/HABER MERKEZİ




KJA ile mücadele çıtası yükseldi


Kongreya Jinen Azad yani Özgür Kadın Kongresi (KJA), Kürt kadınlarının çatı örgütü. Şubat 2015’te “örgütsüz tek bir kadın bile kalmasın” sloganıyla Amed’de gerçekleştirilen kongreyle Devrimci Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) feshedildi ve kadınların yeni örgütlenme modeli olarak kongre ile yola devam edilmesine karar verildi. Kürdistani tüm halklar ve inançlardan kadınları bir çatı altında buluşturmaya amaçlayan KJA, kendisini meclis ve komünler üzerinden örgütlüyor. Bölge, il, ilçe ve mahallelerde meclis ve komün esasına göre özgün ve özerk örgütlenen KJA’nın işleyişi ve organları şöyle:

*  Komün, özyönetim ilkesi çerçevesindeki yerel birimler. Meclislerde temsil edilme hakkına sahipler. 

*  Her komün seçimle belirlediği temsilcilerini ilçe, il, bölge meclislerine gönderiyor. Meclisler, kadının özgür ve eşit yurttaşlık bilinci ve iradesiyle seçtiği üyelerden oluşuyor. Kendi yönetim mekanizmalarını ise demokratik seçim ve işleyişle oluşturuyorlar.

*  Kadın Meclisi ve komünleri, kadın kurumları, örgütlerdeki özgün kadın örgütlenmeleri, seçilmiş kadınlar ve kongrenin sözleşmesini kabul eden bireyler KADIN KONGRESİ’nin temel bileşenleri.

* Kongrede, yüzde 60 halklar ve inançlar,  yüzde 30 kurum ve yüzde 10 birey kotası uygulanıyor. Tüm delegelerin yüzde 20’sini de genç kadın kotası oluşturuyor.

* Kongre Genel Kurulu 501 delegeden oluşuyor. Kongre delegeleri ise iki yıllığına seçiliyor. 

* Genel Kurul, kendi içinden 101 kişilik Daimi Meclis’i, 45 kişilik Yürütmeyi ve bu yürütmenin içerisinden 11 kişilik koordinasyonu belirliyor.