
Bugün Bakurê Kurdîstan’ın birçok il ve ilçesinde halkımız demokratik özerklik ilanını gerçekleştirmiştir. Türk devleti Kürt sorununun çözümünde adım atmayınca Kürt halkı kendi özgür ve demokratik yaşamını kurma ve savunma kararı almıştır. Şu anda Türkiye’nin en temel gündemlerinden biri, Kürdistan’da ilan edilen özyönetimler, demokratik özerklik ve bunun savunmasıdır. Cizre demokratik özerklik hamlesinin, direnişinin sembolü haline gelmiştir. Cizre, Kürt halkının kendi özyönetimine, kendi özgür yaşamına sahip çıkmasına sembolü olmuştur. Cizre’deki demokratik özerk yaşamın inşası, buna karşı saldırı ve bu saldırıya karşı gösterilen direniş birçok dersle doludur. Kürdistan’da demokratik özerklik inşası ve öz savunma, Cizre’den çıkarılan derslerle şekillenecektir.
Cizre 1990’lı yıllarda Kürdistan’da serhildanlara öncülük yapmıştır. Kürdistan’daki serhildanların karakterini belirlemiştir. Diriliş Devrimi Cizre’de başlamıştır. Şimdi de Demokratik Özerklik Devrimi toplumsal olarak Cizre’de başlamıştır. Cizre bir daha toplumsal olarak devrime önderlik etme onuruna erişmiştir. Cizre’deki özgürlük ruhu kesinlikle tüm Kürdistan’da gelişecek demokratik özerklik devriminin ruhunu da belirleyecektir.
Demokratik özerklik, bir halkın demokratik topluma dayanarak kendi kendini yönetmesidir. Kendisiyle ilgili kararları kendisinin alması ve kendisinin uygulamasıdır. Bu açıdan kendi karar mekanizmasını kendisinin oluşturmasıdır. Kendi ekonomik yaşamını topluluklar ekonomisi temelinde kendisinin gerçekleştirmesidir. Kendi adalet sistemini toplumsal ahlak temelinde kendisinin kurmasıdır. Eğitim sistemini anadilde kendisinin yapmasıdır. Sağlık sisteminin tamamının toplumcu temelde ve hiçbir karşılık olmadan yapılmasıdır. Kadın özgürlüğü temelinde bir sosyal yaşamın örgütlendirilmesidir. Ailenin özgür eş yaşam temelinde demokratik bir karaktere kavuşturulmasıdır. Sporun toplumun sağlığı temelinde bir ticari sektör haline getirilmeden örgütlendirilmesidir. Savunmasını bizzat şehir meclisleri denetimi ve kontrolündeki güçler temelinde kendisinin yapmasıdır. Gençliğin kesinlikle tüm toplumsal çalışmalarda öncü olarak katılması, politik, sosyal ve ekonomik yaşamın her alanında kendi örgütlü ve iradi gücüyle yer almasıdır. Diplomasinin de bizzat meclislere dayalı yürütülmesidir. Özcesi devlet sınırları içinde olunsa dahi devletten beklemeden tüm yaşamını kendisinin örgütlemesi ve kurmasıdır.
Devlet kurumları etkisizleştirilmeli
Devlet topluma demokrasi ve özgürlük getirmez. Devletten beklemek özgürlük ve demokrasi kısıtlamasıdır. Devlete söylenecek söz; ‘gölge etme başka ihsan istemez’ olmalıdır. Dolayısıyla devletten bekleme zihniyetiyle aslında demokratik özerklik kurulmaz. Bu açıdan kaymakam ve validen baskı ve zulümden başka bir şey beklenmez. Tüm devlet kurumları için de aynı şey geçerlidir. Bu açıdan köy ve mahallelerden başlamak üzere demokratik toplum örgütlenmesi gerçekleştirilip kasabalar ve şehirler özgür ve özerk hale getirilip devlet kurumları ve yetkililerin etkisiz ve işlevsiz hale getirilmesi şarttır. Toplum örgütlü hale gelirse, kendi işlerini kendisi yaparsa valiler ve kaymakamlar masa başında işsiz hale geliriler. Polisi ve askeri karakollarında bekleyen güçler haline gelirler.
Kürt halkı bunu gerçekleştirir mi? Tabii ki gerçekleştirir. Kürtler demokratik devrimi tamamlamamış olsalar da gerçekleştirmişlerdir. Hatta dünyadaki en kapsamlı demokratik devrimi gerçekleştirmişlerdir. Eğer bu demokratik devrimin yarattığı halk gerçekliği örgütlü demokratik toplum haline getirilirse her türlü sorunu kendisi çözer ve kendi kendini yönetir. Bu konuda dünyaya örnek bir halk haline gelir. Cizre halkı bunu önemli oranda gerçekleştirmiştir. Böyle bir halk gerçekliği var; ama bunun örgütlendirilmesi ve kendi kendini yönetir hale getirilmesi gerekmektedir.
Kürt halkı özgür ve demokratik yaşamını istiyorsa, kültürel soykırımcı egemenlikten kurtulmak istiyorsa derhal her konuda kendi sistemini kurmaya yönelmelidir. Başta bu devletin baskı ve sıkıntılarla halkın yaşamını olumsuz hale getirdiğini bilerek Savaşan Halk ekonomisini yaratmak önemlidir. Savaşan Halk ekonomisi öz savunması kadar önemlidir. Demokratik özerkliğin oturması kadar, saldırılarını püskürtme kadar, anayasal ve yasal normlara kavuşturmak kadar önemlidir. Ekonomik, sosyal ve sağlık alanlarında sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Bunlara kısa, orta ve uzun vadeli çözüm planları geliştirmek gerekir.
Rejimin ideolojik hegemonyası kırılmalı
Ekonomik ve sosyal yaşamını baskı ve sıkıntılar ortamında sürdürmek için ilk önce bir toplumsal fon oluşturulabilir. Bu toplumsal fon, bir toplumsal komün tarafından örgütlendirilip yönlendirilerek toplumun acil ve yaşamsal ihtiyaçlarına harcanır. Nasıl ki toplumlar savaş anlarında seferberlik halinde bir yaşamı sürdürmüşse, Kürtler de özerk yaşamları tam oturana kadar olağanüstü döneme uygun bir biçimde toplumsal fonlar içinde acil ihtiyaçlarını karşılarlar. Kuşkusuz bunun yanında örgütlü topluma dayalı, örgütlü toplumun birikimi ve gücüyle gerçekleşen tarım, ticaret ve eko-endüstri, kooperatif kurumları ve komünlerle de topluluklar ekonomisi olarak üretime geçilmelidir. Böylesi dönemler ancak topluluklar ekonomisiyle atlatılır. Demokratik özerk yönetimler derhal topluluklar ekonomisi örgütlemeleri yaratmalıdır. Bireysel ekonomilerle, tekellerle Kürt halkının kendi ekonomik sistemini kurması mümkün değildir. Özgürlükçü demokratik sistemi ancak topluluklar ekonomisine dayanarak inşa edebiliriz ve kurabiliriz.
Erkek egemenlikli ‘karısız kocasız yaşam, devletsiz yönetim olmaz; patronsuz, ağasız ekonomik sistem kurulmaz’ anlayışı egemenlerin toplumlar üzerindeki bir ideolojik hakimiyetini ifade etmektedir. Her şeyden önce bu ideolojik hakimiyetin zihniyetlerinden ve toplumsal algılarından kurtarmaları gerekmektedir. Tarihte topluluklar ekonomik olarak kendi işlerini kendileri yapmışlardır. Birilerinin ağa ya da patron olarak ekonomik yaşama hakim olduğu dönem insanlık yaşamının onda biri bile değildir. Son iki yüzyılda bu hırsızlık ve soygun rejimi ideolojik hakimiyet temelinde kendini hakim kılmıştır. Zaten bu ideolojik hegemonyalar kırılmadan ne baskı ne de sömürü düzeninden kurtulunablilir.
Bu açıdan devletten beklemeden kendi kendini yönetmek, birileri iş yeri açıp birileri de çağdaş köleler olarak çalışsın ve bir ekonomik çark oluşsun düşüncesini bir tarafa bırakıp toplumla birlikte ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak gerekir. Demokratik özerklik ilan edilen yerlerde derhal bu işe başlanmalıdır. Devlet varken bu olabilir mi? tabii ki olur; yeter ki ideolojik kölelikten kurtulup örgütlü toplumun gücünün farkına varılsın.
Kültürel soykırıma karşı var olma
Eğitimi de hemen anadilde başlatmak gerekir. Devlet okullarına çocuklarını göndermek de devletten beklemektir. Devlet okuluna göndermezsek çocuklarımızın geleceği ne olur demek, devletin ideolojik egemenliğinin kölesi olmaktır. Yani köle olmayı ve kültürel soykırım altında yok olmayı kabul etmektir. Demokratik özerklik en başta da kültürel soykırıma karşı bir var olma mücadelesidir. Bu açıdan özyönetim ilan edilen yerlerde okul yaşına gelmiş çocuklara hemen anadilde eğitim vermek gerekir. Öğretim demiyoruz, eğitim diyoruz. Birinci sınıftan bunu başlatarak sistemimizi kurabiliriz. Diğer sınıflarda hemen Kürtçe öğretim olmalıdır. Yine müfredattaki şoven milliyetçi, cinsiyetçi öğeler kaldırılmalıdır. Mevcut oturmuş sistemdeki eğitim sadece bu koşulda kabul edilebilir. Bunun dışındaki eğitim sistemi kabul edilmemelidir. Ancak böyle eğitim verenler öğretmen olarak görevlerini sürdürebilirler.
Kuşkusuz birinci sınıftan başlayarak Kürtçe anadilde eğitim yapılır. Ayrıca Türkçe öğretilir. Ancak eğitim tamamıyla Kürtçe ve Kirmançkî-Dimilkî olarak başlatılmalıdır. Bu eğitim sistemi de demokratik özerk yaşamın gereği olarak hemen başlatılır. Böyle bir eğitimi Kürtçe bilen herkes verebilir.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Türkçe bilenler kısa bir kursla eğitmen oluyor ve 3. sınıfa kadar bunlar çocukları okutuyordu. Yani Kürtçe eğitim için de 3 yıl Kürtçe bilen herkes öğretmenlik yapabilir. Özcesi özyönetim ilan edilen yerlerde birinci sınıftan başlatmak üzere eğitimi örgütlemek zor değildir. Eğitimciler tartışarak en iyi sistemi bulabilirler.
Öz savunmayla saldırılar püskürtülür
Cizre pratiği ortaya koydu ki, sağlık örgütlemesi önemlidir. Kürdistan gençliği içinde binlerce doktorluk ve hemşirelik eğitimi görenler vardır. Eğer yurtsever demokrat zihniyetle hareket edilirse her mahallede ve ilçede, ilde toplumcu sağlık örgütlemesini gerçekleştirmek zor olmaz. Sorun imkan sorunu değildir; yeter ki onlarca doktor ve hemşire yurtsever ve demokratik sorumlulukla hareket etsin. Sağlık ve kültür söz konusu olduğunda doktorlar, hemşireler, sanatçılar, kültürcüler toplumu düşünmek zorundadırlar. Bu alanlar kar ve kazanç alanı olamaz. Bu alanı kar ve kazanç alanı olarak görenler toplumsallığını yitirmiş ve yozlaşmış kişi ve kurumlardır. Bu açıdan toplumcu ahlak ve kültüre sahip doktor ve hemşirelerin, sağlıkçıların toplumcu bir sağlık sistemi kurmaları zor değildir. Bunlar hemen gerçekleştirilebilir. Yeter ki böyle bir hedef öne konulsun ve planlaması yapılsın. Bu da ekonomi, eğitim gibi temel inşa sorunudur. Seferberlik yapılması gereken bir alandır.
Öz savunma ise savunma araçlarından önce örgütlü toplumu gerektirir. Toplum örgütlü olur ve ben özerk sistemi savunacağım derse dişini tırnağına takar öz savunmasını yapar. Yeter ki toplum bilinçli ve örgütlü olsun. Bilinçli ve örgütlü toplumun savunmasını hiçbir silahlı, bombalı güç kıramaz. Bir halk örgütlü toplum olsun, yaşlısı da, çocuğu da, genci de, kadını da bu savunmada yer alır. Cizîre Botan’da olduğu gibi en ağır saldırılar bile püskürtülebilir.
Ancak öz savunmayla saldırıları püskürtmek yeterli değildir. Eğer ekonomik, sosyal, kültürel, sağlık alanlarında devletin baskı ve sömürücü güçlerini yaşamımızdan atmazsak öz savunma gerçekleşmiş olmaz, ya da çok eksik gerçekleşmiş olur. Eğer kültürel soykırım kıskacında bir halk varsa, fiziki öz savunma, öz savunmanın ancak dörtte biri, hatta daha azı olur. Öz savunma ancak ekonomik, eğitim, kültür, sağlık ve sosyal yaşamdan devleti söküp atarsak o zaman tam gerçekleşmiş olur. Bu alanlarda demokratik özerkliği inşa etmeden kendimizi öz savunma ile koruduk demek büyük bir yanılgı ve gaflet olur. Hatta ilk öz savunma ekonomi, eğitim ve sağlık alanında başlamalıdır desek bile yanlış söylemiş olmayız. Bu açıdan öz savunma yanında Önder Apo’nun emri olan 9-10 boyutta demokratik özerkliği inşa etme görevi bulunmaktadır. Tabii ki öz savunma olmadan bunlar gerçekleşmez; ama bunlar olmadan da öz savunma anlamlı hale gelmez.