Nuriye Gülmen'in "tıbben sakıncalı" denilerek getirilmediği duruşmada savunma yapan Semih Özakça, "Göz göre göre cinayeti izliyorsunuz. 'İhraç edilenler ağaç kökü yesin' diyen Bakan'a sesleniyorum, onu da yemiyoruz. Ömrümüzden yiyoruz" dedi. 

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden ihraç edildikten sonra "İşimizi geri istiyoruz" diyerek başlattıkları açlık grevi eylemlerinin 76. gününde "Örgüt üyeliği" suçlamasıyla tutuklanan akademisyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın yargılandığı davanın ikinci duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü'nde bulunan duruşma salonunda yapıldı. İki eğitimcinin açlık grevi 205. güne girerken, üç gün önce Gülmen, tutulduğu Sincan Cezaevi Hastanesi'nden zorla alınarak Ankara Numune Hastanesi yoğun bakım servisine kaldırılmıştı. Gülmen, hastanenin gönderdiği "tıbben sakıncalı" yazısı gerekçe gösterilerek duruşmaya getirilmezken, Özakça duruşmaya getirildi. Açlık grevinin 130. gününde olan Esra Özakça da duruşmayı izlemek için Sincan Cezaevi'ne geldi. 

 İzleyici sınırlaması getirildi

Sabah saatlerinden itibaren duruşmayı takip etmek isteyen çok sayıda yurttaş, Sincan Cezaevi'ne geldi. Cezaevi etrafında polis ve jandarma yoğun önlem alırken, cezaevi girişinde kurulan üç arama noktasından sonra duruşma salonuna geçilebilindi. Salona girenlerden ise kimlik kaydı alındı ayrıca duruşma için 30 izleyici sınırlaması getirildi.

HDP milletvekilleri Aycan İrmez, Saadet Becerikli, Mithat Sancar, bağımsız Milletvekili Aylin Nazlıaka, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Haydar Hakverdi, TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, KESK Eşbaşkanı Aysun Gezen ve Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan da hazır bulundu. Ayrıca duruşmayı izleyecek yabancı heyetler arasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ajansı, Kanada Büyükelçiliği Siyasi Hakları Bölümü, Yunanistan Kamu İşçileri Konfederasyonu ve Yunanistan Lise Öğretmenleri Sendikası'ndan birer temsilci de yer aldı. 

 Gazeteciler, sarı basın kartları olmadığı gerekçesiyle engellenmeye çalışılırken, bazı gazeteciler salona alınmadı. 

Tekerlekli sandalye ile getirildi

Oldukça bitkin görünen Semih Özakça, tekerlikli sandalye ile sağlık görevlileri eşliğinde duruşma salonuna getirildi. Özakça, zorla ayağa kalkarak sağ yumruğunu kaldırıp salondaki izleyicileri selamladıktan sonra izleyiciler ve avukatlar, Özakça'yı alkışladı. Jandarma, Özakça'nın etrafında etten duvar ördü. 

 Jandarma, Yüksel Caddesi eylemcilerinden ve davanın diğer sanığı Acun Karadağ'ın Özakça'yı görmesine izin vermeyince Karadağ "Lanet olsun böyle adaletsiz iktidara" diyerek ağladı. Acun Karadağ "Ne hale getirmişsiniz çocuğu Allah belanızı versin. Bir öğretmeni ne hale getirmiş devlet, herkes görsün" diyerek tepki gösterdi.

Üç avukat sınırlamasına tepki 

Kimlik tespiti ardından duruşma başladı. Savunmalara geçilmeden önce mahkeme heyeti, Özakça ve Karadağ'a avukat sınırlaması olduğu ve üç avukat seçmeleri gerektiğini belirtti. Buna karşılık Özakça, "Bu savunma hakkına saldırıdır. İlk duruşmadan önce avukatlarım gözaltına alındı ve tutuklandı. 2 gün sonrasında keyfi olarak duruşmaya getirilmedik" diyerek, avukat seçmeyeceğini söyledi. Karadağ da avukat seçmeyeceğini aktardı. 

Kimin için bu oyun? 

Daha sonra savunmasına başlayan Özakça, savunması sırasında yorulduğu için 5 dakika ara vermek zorunda kaldı. Özakça, savunmasında özetle şunları söyledi: 

 "Nuriye Gülmen zorla Numune Hastanesi'ne kaçırıldı ve duruşmaya getirilmedi. Bunların tamamı savunma hakkına saldırıdır. Bu gözler siyasi şube polislerinin savcının odasına girip, çay söylediğini gördü. İşime geri dönmek için başladığım açlık grevinin 75. gününde işkence ile gözaltına alındım. Adliyede kararı beklerken işlendi cinayet. Polis amiri, savcının odasına girerek kendilerine çay söyledi ve bir saat konuştular. Cinayet böyle işlendi. Bu ülkenin halkına daha hakim karşısına çıkmadan birileri tarafından tutuklanma kararı veriliyor. Bunun adına 'emir büyük yerden' deniyor. Sırtında afili yargıç cübbeleri ile millet adına karar vereceksiniz. Sahi çoktan kırmadınız mı kalemimizi? Cübbelerinizle oyuna dahil edilen sizler, elinizdeki iddianame senaryo. Kimin için bu oyun? Egemenleri memnun etmek olacak yine. Mahkemelerden adalet çıkmayacağının kanıtı şu ana kadar yaşadığımız hukuksuzluk, keyfiliktir.

 Ekmeğim elimden alınarak terbiye edilmeye çalışıldım. Çalınan ekmeğimi hırsızların tok dişleri arasından almaya çalıştım. Hiç kimse bu haksızlığa ve hukuksuzluğa boyun eğmemi beklemesin. Tarih bir haksızlığı ve hukuksuzluğu yazıyor. Göz göre göre cinayeti izliyorsunuz. 

Savunma yapması gereken AKP’lilerdir

Burada anlatacakları kayıtsız, dayanaksız suçlamalara karşı bir savunma yapmayacağım. Koltuklarında oturan AKP'liler savunma yapmalıdır. Halkın hak alma eylemlerini soruşturmaya kalkıyorsanız bu davayı neresinden tutarsanız elinizde kalır.

 Hükümsüz olan bu siyasi davaya karşı bir savunma olmayacak benim savunmam. Emeğimle onurumla ekmeğini kazanan bir öğretmendim. AKP ekmeğimle beni terbiye etmek istedi. Tarih, ekmek kavgasının tarihidir. Sömürü var olduğu sürece direniş de sürecek. Savunma yapması gereken, ufak bir açıklama bile yapmadan koltuklarında oturan AKP iktidarıdır… 

Mücadeleden başka yol yok 

OHAL gerekçesiyle yasaklanan bu eylemleri yapmak bir yana AKP bakışıyla muhalif herkesin terörist ilan edildiği bir süreçteyiz. Gazeteciler hapsedilmiş, binlerce kamu emekçisi tutuklanıp işten atılmış. OHAL ve çıkarılan KHK'ler 1980 darbesine rahmet okutmuş. Kamu emekçileri için değişen tek şey üzerlerindeki saldırının boyutlarıdır. Faşizm halka saldırıyor ve halkında mücadele etmekten başka bir yolu yoktur.

Açlığımızla direniyoruz

Bu direniş ezilen halkların direnişidir. Ben de halkın aydını olan bir öğretmen olarak bu direnişin bedelleri olacağını biliyordum. Kimsenin sokağa çıkmadığı, basın açıklamalarının yasaklandığı bir dönemde; halkımın sözünü söylemeyi bir zorunluluk olarak görüyorum. Kamu emekçilerinin mahkum edilmeye çalışıldığı hayata karşı açlığımızla direniyoruz. Mesele açlık grevinin etkili bir eylem olmasının düşünülmesi, halk tarafından sahiplenilip büyüyeceğinden duyulan korkuydu. Aç kalmayı biz tercih etmedik, bunun sebebi iktidarın bizi açlığa mahkum etmek istemesidir.

Ömrümüzden yiyoruz 

İktidar işimizi bize geri verseydi aç kalmazdık. Direnişi başlatan da bastırmaya çalışan da iktidardır. 'İhraç edilenler ağaç kökü yesin' diyen bakana sesleniyorum, onu da yemiyoruz. Ömrümüzden yiyoruz. İşimizi geri alıncaya kadar açlık grevi eylemine devam edeceğim. Biz devrim olsun, AKP gitsin diye açlık grevi yapmıyoruz. İşimizi geri istiyoruz bunun için açlık grevi yapıyoruz. Bu kadar! 

Hasta değiliz, işimizi istiyoruz 

Bizi zorla cezaevi hastanesine götürdüler. Biz hasta değiliz, biz işimiz için direniyoruz. İlk defa buraya gelirken güneş ışığı gördüm. Hastaneye gittiğimden beri ilk defa güneş ışığı gördüm. Tek başımıza tutulduk 15 gün boyunca. Aramızda bir oda olmasına rağmen bir pencereden birbirimize selam vermemizi dahi çok gördüler. Zorla müdahale için götürüldük oraya. Biz kimsenin zorla bize müdahale etmesini kabul etmiyoruz. Bu bizim irademiz. Bu iradeye saygı göstermeyenler var. Orada zorla müdahale tehditleri ile baş başayız. Geceler boyu uyumadım, teyakkuzda bekledim. Salı sabahı gece 02.00'de zebaniler geldi. Sesler duyduk, baktık içeri doluştu herkes, üstümü giyindim. Doktor jandarma hepsi gelmişti. Zorla müdahale sakat bırakır. Zorla müdahale öldürmektir aslında.  

Zorla müdahale suçtur

Baktım Nuriye hoca slogan atıyordu. Yani bilinci yerindeydi. Duruşmasına 2 gün kalmıştı. Halkın gözlerinden kaçırmak için Nuriye hoca hastaneye götürüldü. AİHM kararı ile kontrol için hastaneye götürüldük. Götürüldüğümüz zaman da her yerde çevik kuvvet polisi yığılmıştı. Kalkanlarla yukarı doğru tutuyorlardı kimse fotoğraf çekmesin diye. Kapıların önüne set kurmuşlar. İnsanlara foto çekmeyin diye bağırıyorlardı. Bizi halkın gözünden kaçırmak için yapıyorlar bunu. Nuriye hocanın şuan karşı karşıya kaldığı durum budur. Oranın durumunu biliyorum. Zorla müdahale insanlık suçudur. Bizi burada tutmalarının sebebi zorla müdahale etmektir. 

 Şimdi verin kararınız 

Ben işimi istiyorum, ben öğrencilerimi istiyorum. Süleyman Soylu zaten kitapçıkta bizi terörist ilan edip hedef gösterdi. Biz bunlar için suç duyurusunda bulunduk. 'Kovuşturmaya gerek yok' denildi. Sosyal medyada halkı galeyana getiririz düşüncesiyle fotoğraf bile çektirmediler, bizi unutturup müdahale etmek istiyorlar. Şimdi verin kararınızı sözüm bu kadar."

 Savunmanın sonunda Enver Gökçe'nin "Dost" şiirini gür bir sesle okudu. Salondakiler Özakça'ya alkışlarla karşılık verdi.

Cevap vermeye gerek yok

Özakça'nın savunması sonrası mahkeme başkanı, Özakça’nın üzerine atılı "örgüt üyeliği" suçlamasına cevap vermesini istedi. Özakça ise, sorularına cevap vermeye gerek duymadığını belirterek, "Nuriye ve Semih demek örgüt propagandası sayılıyor. Ben zaten Semih'im" dedi.

 Özakça, savunması ardından bir kez daha yumruğunu havaya kaldırarak selam verdi. Özakça, jandarmalar arasında salondan çıkartıldıktan sonra duruşmaya ara verildi.

Ara ardından Acun Karadağ, Nuriye Gülmen savunma yapmadan kendisinin de savunma yapmayacağını söyledi. Mahkeme, zor müdahalenin yanlışlığı konusunda bilirkişi dinlenmesi talebini kabul etti. TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, bilirkişi olarak zorla müdahalenin sakıncalarını izah etti.

Daha sonra mütalaasını veren savcı, Gülmen ve Özakça’nın Adli Tıp Kurumu’na sevk edilerek değerlendirme raporu alınmasını, tutukluluk halinin de devamını istedi. Avukatlar ise tahliye talebinde bulundu. Duruşmaya ara verildi.

Bekleyenlere polis saldırısı

 Öte yandan Sincan Cezaevi önünde bekleyen çok sayıda yurttaşa ise polis saldırdı.  Saldırıda Deniz Aydın isimli bir kadın darp edilerek gözaltına alındı. MA/ANKARA

 


Gülmen ve Özakça’ya destek

Gülmen ve Özakça'ya destek olmak için Yüksel Caddesi'nde sürdürülen "İşimizi geri istiyoruz" eylemine polis yine saldırdı. 

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'ya destek amacıyla kamu çalışanları tarafından sürdürülen "İşimizi geri istiyoruz" eylemi ise 324. gününde devam etti.

Yüksel Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapmak isteyen eylemcilere polis izin vermedi. Bunun üzerine eylemciler, Konur Sokak'ta polis kalkanları önünde "Açlık grevinin 204'üncü günü, Nuriye ve Semih işe geri alınsın"," İşini istemek suç değildir", " Nazife Onay serbest bırakılsın" pankartını açtı. "Nuriye ve Semih yalnız değildir" sloganını atan eylemcilere saldıran polis, açılan pankartı yırttı. Kol kola giren eylemcileri sokağın sonuna iterek uzaklaştıran polis, zafer işareti yapan bir kadının kolunu büktü.

Eylem alkış ve sloganlarıyla sonlandı.