Özel, 1999'da Cudi'nin Bilika alanında 20 PKK'linin kimyasalla katledildiği operasyonu koordine etti. Operasyondan sağ kurtulan ARGK gerillası Kawenda Cudi, o dönem yaşananları şöyle anlatmıştı:
"1999 yılıydı. 15 Şubat komplosu olmuştu. O dönem, bahar çok yoğun operasyonlar vardı. Biz de bir operasyon bekliyorduk. Sabaha karşı 3-4 nöbetçisi olan arkadaş mayın patlama sesi duyuyor ve Subaya aktarıyor. O arkadaş gelip, bizleri uyandırmıştı. İlk Hamza arkadaş nöbet yerine gidiyor, ardından  ben de gittim. Zaten daha hava yeni aydınlanıyordu... Keşif yaptığımızda karşıdaki tepelerde bir hareketlilik olduğunu fark ettik. Çok net seçilmiyordu görüntüler ama o sabah keşfinde operasyonun akşamdan başlamış olduğunu öğrenmiş olduk.
Sabah saat 8.30-9.00 arası kayalıkların üzerine birisi tırmandı. Teslim ol çağrısı yaptı. Heval Hamza tanıyordu. "Vedat'dır bu" dedi. Sanırım 97 süreçlerinde kaçmış birisi... Bize teslim olun çağrısında bulundu. Önderliğe hakaret etmeye başladı. Biz onu vurduk. Ondan sonra kayalıkların oraya kimse gelemedi. Cenazesi akşama kadar orada kaldı.
Biz içeride hemen her şeyi tartıştık. Onu vurduğumuz yere bir tim çıkarmalıyız biçiminde tartıştık. Benle, Gerilla Afrin o tim çıkana kadar  askerleri oyalayacaktık. İkimiz şikeftin yanındaki bir kayalığın oraya çıktık. Bir buçuk, iki saate yakın çatışma çıktı aramızda... Her türlü silah kullanılıyordu. 57lik havan topu, MG-3, M-16'lar, G-3'ler. Bizim ise sadece keleşlerimiz vardı.

Önce roket atıldı
Cihazı takip ederken bir hazırlık içerisinde olduklarını farkettik. Konuşmalarından askerleri aşağı doğru çektiklerini, Kobranın geleceğini öğrendik. O zaman kimyasal kullanabileceklerini tahmin ettik. Ama daha baştan böylesi bir mağarada kimyasal kullanacaklarını düşünüyorduk. Mağaradaki delikleri naylonla kapattık. İki bölmeydi zaten. Arka bölmeyi de naylonla kapattık. Biraz geri çekildik. Askerleri aşağı indirdiler. Kobralar geziyordu. Kobralar şikeftin içine direkt isabet ettiremiyorlardı. Epey bir uğraşıldı. Bir süre geçti. Şikefte bir roket isabet etti. Şikeftin içine isabet eden Kobra roketi içeride patladı. Basıncından, sarsıntısından sonra bir müddet sessizlik oldu. Kokudan kimyasal olmadığını anladık. Dışarı çıkmaya çalıştık. Sami, Pervin ve Pılıng arkadaşlar dışarı çıkmaya hazırlanırken o esnada bir roket daha attılar. Yani içerde 2 tane Kobra roketi patlatıldı. Tekrar yerimize gittik. Bulunduğumuz yerin taşlarını, mevzilerini epey dağıtmıştı. Tekrardan mevzilerimizi yaptık ve çatışma pozisyonunu aldık. Askerler roket atışlarıyla bize çok önemli bir kayıp verdirdiklerini düşünmüşlerdi ama bizden şahadet olmamıştı...

Yoğun teknik kullanıldı
Mağaradan çıkma kararı alındı. Tim tim çıkacaktık. Her birimizin gideceği nokta belirlenmişti. Orada kendi timlerimizle saklanacaktık. Fırsat buldukça da geri çekilen düşmana vuracaktık.
Biz vedalaştıktan sonra şikeftin çıkış kapısına doğru geldik. Çok yoğun teknik kullanılmıştı. Şikeftin kapısına geldiğimizde tanıyamadık. Kayalar, arazi değişmişti... İlk ben indim. Benim ardımdan Rezan arkadaş geldi. Bir kaya yarığının orada duruyorduk. Şerda tam inerken kayalıklara bir 57lik havan topu değdi. Arkadaş yuvarlanırken onu kurtardık. 
O esnada 57lik havan topunu kendi askerlerinin içine attılar. Bu hengaveden yararlanıp arkadaşlar daha hızlı çıkabilirler şikeften. Şikeftle aramızda böyle 5-6 metrelik bir mesafe vardı. Tam tırmanırken onların komutanlarından birisi "mağaraya dikkat, mağaraya dikkat" diye bir şeyler söyledi. MG-3 ile tarama yaptılar ve kayalıklar üstümüze yuvarlanmaya başladı. Biz o bağırtıları, çağırtıları fırsat bularak, seslendik "Heval Hamza" diye. Artık ses mi gitmiyordu, tam anlayamadım ama bir türlü cevap alamadık.
Sanırım saat gece artık 12.00 olmuştu. Şikefte çıkış imkanlarını da zaten yaratamadık. Biz Şerdayla ayrıldık, aşağı doğru inmeye başladık. Ondan sonra biz artık kendimize çıkış aramaya, çemberi yarmak için arayışa başladık. Sabaha karşı daha hava aydınlanmadan yukarıda bulunan çalılığa çıktık ve üstümüze kamuflaj yaptık. Sabah saat 6.30'du. Gündüz gözüyle araziyi görmeye başladık.

Kimyasalla katledildiler

Askerler yukarı tırmanıyordu. O şikeftin yakınlarındaki mevzilerini alacaklardı. Yine güç takviye ediyorlardı. ARGK gerillalarının bulunduğu mağaradan iki grup çıkmayı başarırken, yaklaşık 20 kişiden oluşan büyük bir grup ise mağaranın içinde kalmıştı. Bütün teslimiyet çağrılarına ve yoğun teknik kullanımına rağmen sonuç alamayan Türk ordusu ikinci planını devreye koymaya kararlıydı. Buna göre mağarada teslim olmayan Hamza arkadaşın öncülüğündeki gerilla grubu kimyasal silah ile katledilecekti.

Cenazelerde mermi izi yoktu
Bölgedeki gerilla güçlerini komuta eden HPG eski Anakarargah Komutanı Bahoz Erdal'ın da anlatımları da gerillaya yönelik kimyasal kullanımını ortaya koyuyor: "Üçüncü gün yani 14 Mayıs'ta sabah saatinde tekmil veren komutan 'O işlemi tamamladık, herkes uzaklaşsın' dedi. Birşeyler olduğunu anlamıştık. Çünkü çatışma aniden durdu. Herkes uzaklaştı ve başka işlemlerden bahsettiler. Askerler döndüğünde grubumuzu gönderdik ne olduğunu anlamak için. Arkadaşlar 4 arkadaşın cesedini mağaranın girişinde görüyor. Mağara içinde de vardı. Arkadaşların cenazesinde mermi izi yoktu. Sonra iki boş kovan görülmüştü ve bildiğimiz mermi kovanı değildi. Bu patlamayan bir mermiydi yani açılan ve gaz veren küçük bir sucuga benzerdi. İçinde kablolar vardı. Arkadaşlar gönderdi baktık. İngilizce yazılar vardı üzerinde. Şöyle yazıyordu: 'Bu merminin kullanılması uluslararası savaş hukukuna göre yasak ve suçtur.' Bu şekilde kimyasal kullanıldığını anladık."