
'Eğitimi denetleyen ülkeyi denetler'
AKP ve Cemaat arasındaki iktidar paylaşımı kavgasına ise Özer şöyle açıklık getirdi: "Devlet, kurumlardan oluşur. İktidar, kurumlar yoluyla devleti yönetir. Devletin bu konuda en önemli kurumları; ordu, yargı, emniyet, üniversite ve diğer eğitim kurumlarıdır. Şimdi AKP ordunun vesayetine son vererek bir sivil vesayet rejimi oluşturmaya başladı. Cemaat; yargıda, emniyette ve eğitim kurumlarında etkindi. AKP, MİT Müşteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağırmasıyla patlak veren çatışmada, başta İstanbul olmak üzere Cemaate yakın olan polise operasyon yaparak tasfiye etti. Yargıyı da denetim altına aldı. Cemaatin elinde önemli bir kurum kalmıştı, o da eğitim kurumuydu. Cemaatin eğitim kurumları içinde, dershanelerin önemli bir yeri ve payı var. Burada tek iş dershanecilik işi mi? Hayır. Burada önemli olan nokta şu; eğitimi denetleyen ülkenin geleceğini denetler. Temel çatışma bu. Bu öyle bir günde ortaya çıkmış değil. 20-30 yıl önce Cemaatin yurtlarında kalan, gönül bağı olan ve okullarında okuyan insanlar bugün birçok yerde validir, emniyet müdürüdür, yargıçtır. Cemaat bütün eğitim kurumlarını denetim altına alma yoluyla ülkenin geleceğini denetleme arzusundadır. Aynı şeyi Erdoğan'da da istiyor."
'Cumhurbaşkanlığında ipler kopacak'
AKP ve Cemaat arasında gerilimin ikinci nedeninin önümüzdeki yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi olduğuna işaret eden Özer, şöyle devam etti: "Şimdi Cemaat ve AKP'nin içindeki bazı gruplar dirsek temasında ve Erdoğan'ın bu kadar güçlenmesinden rahatsız. Erdoğan bu güç birikimini çok yoğun bir şekilde kullanıyor. Neredeyse her tarafta öfkeli ve kibirli bir şekilde 'güç bende' diyerek dolaşmaya başladı. Yani Erdoğan başkan ya da partili cumhurbaşkanı gibi modellerle iktidara geldiğinde hiçbir zaman zap edilemeyeceği kaygısı içerisindeler. Böyle olunca da cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan'a karşı Abdullah Gül'ü desteklemek istiyorlar. Aslında cumhurbaşkanlığı için Cemaatin asıl adayı Numan Kurtulmuş'tu. Erdoğan bunu gördüğü için Kurtulmuş'u AKP'ye getirdi ve o kaleyi düşürdü. Şimdi Cemaat ve AKP'in içindeki bazı gruplar, açıktan olmasa da Erdoğan'a karşı Abdullah Gül'ü desteklemek istiyor. Ancak Abdullah Gül'ün Erdoğan'a rağmen rakip olacağını pek sanmıyorum. Erdoğan, cumhurbaşkanı seçildiğinde istediği şekilde yönlendireceği bir başbakan isteyecektir. O kişide Abdullah Gül değildir. Bu nedenle Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı ya da başbakan olmaması bir ayrılık noktası olarak öne çıkacaktır. Yerel seçimlerden sonra cumhurbaşkanlığı seçiminde iplerin kopacak olmasıyla kasttettiğim noktalardan birisi de buydu. Bu noktada Cemaat ve Erdoğan'a muhalif kesimler, yeni bir aday çıkarabilir. Bunu başaramazlarsa yeni bir parti kurabilirler."
Cemaat yeni parti kurabilir
Cemaat ve AKP içindeki grupların yeni bir parti kurmasının AKP'yi böleceğini ifade eden Özer, "Zaten AKP'nin rakibi AKP'dir. AKP'yi ancak üç şey yıkabilir: Birincisi dış dinamikler, ikincisi ekonomideki gelişmeler o da Kürt sorunun çözümüne bağlıdır. Yani Kürt sorunu çözülmezse, tekrar silaha ve savaşa para aktarılırsa deniz bitecek ve AKP sarsılacaktır. Üçüncüsü de, AKP içinde meydana gelecek bir çatlama veya bölünmedir. Bu karşılıklı çatışmada Cemaat istediklerini elde etmediği taktirde yerel seçimlerden sonra yeni bir parti kurabilir. Ya da önümüzdeki yerel seçimlerde AKP dışında başka bir partiyi destekleyebilir" dedi.
Çözüm sürecinde uyuşmuyorlar
AKP ile Cemaat arasındaki gerilimin üçüncü nedeninin de "barış süreci" konusundaki fikir ayrılıkları ve paralel devlet yapılanması olduğunu vurgulayan Özer, şunları belirtti: "Kürt sorununun çözümü konusunda iktidar ile Cemaat arasında derin bir görüş ayrılığı söz konusu. Cemaat bunu tamamen kendisinin istediği biçimde çözmek istiyor. Bunun için başka bir çözüm planı var. Bundan dolayı AKP ile uyuşmuyor. Kürt sorununun çözümünde AKP, Cemaate oranla pozitif görünse de, samimi adımlar atmıyor, demokrasinin önünü açmıyor. Demokrasinin geleceği bir ortamda Cemaatçilere daha fazla yer yoktur, demokratik siyasete yer vardır. Siyaset üzerinde bir tasarrufta bulunamaz."
Paralel devlet budur!
Diğer önemli noktanın da bir paralel devlet olgusu olduğuna işaret eden Özer, Yüksekova örneğine dikkat çekerek, şu noktaların altını çizdi: "Öcalan da kendisini ziyaret eden BDP heyetine bundan bahsediyor. Aslında Cemaat eskiden beri gerek 'KCK operasyonları'nda Kürt siyasetçilerine yönelik yargı ve polisteki gücünü kullanmasıyla, çözüm sürecine karşı bir tavır sergiledi. AKP ve Erdoğan'ın bu süreci başarıyla götürmesi onları güçlendireceği için sabote etmek isteyebilir. Yüksekova'da iki yurttaşın polislerce öldürülmesi ile ilgili BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın yapmış olduğu bir tespit var: 'Bu nasıl bir barış istemektir, dağda PKK'liler boşaldı ama polis savaş istiyor.' Yani askerin yapmadığını polis mi yapmak istiyor. Bu hükümetin ve İçişleri Bakanlığı'nın bilgisi dahilinde mi, yoksa bu kurumlarda Cemaata yakın unsurların yaptığı provokasyonlar mı? Eğer öyleyse gelecekte böyle provokasyonların yapılma ihtimalinin yüksek olduğu söylenebilir. Cemaatin bugün yaptığı en büyük yanlışlardan birisi iktidardan pay istemesidir. Kendisine hizmet hareketi diyor. Ama iktidara ortak olacağım diyerek hizmeti aşan işlere kalkışıyor. Demek asıl amaç hizmet değil, hizmet kılıfı altında başka şeyler yapmaktır. Kürt sorununu öyle değil böyle çöz diyor. Polisi seferber ediyor, şunları tutukla-bırak diyorsa bunlar büyük yanlış ve kabul edilemez. Paralel devlet dediğimiz bu işte."
Öcalansız masa olmaz
"Çözüm süreci"ni onurlu bir barışa evriltmenin paralel devlet yapılanmasını ortadan kaldıracağını ifade eden Özer, "Kürt sorunu konusunda atılan adımlarla artık cin şişeden çıktı. Ancak hükümetin attığı adımlar beklentileri karşılamadı. Barış süreci en az cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli, cumhuriyeti yeniden kuracak, demokratikleştirecek bir adımdır. Burada AKP şark kurnazlığı yaparak işi ertelemek, ötelemek yerine gerçek anlamda bir takım demokratik adımlar atarak, bu meseleyi çözdüğü taktirde bu ülke demokratikleşecektir. Tekrar ediyorum:Masasız barış Öcalansız masa olmaz" diye belirtti.
Öcalan'ın sadece Kürtler için değil Türkiye barışı için de bir şans olduğunun altını çizen Özer, "Barışın temel aktörlerinden biri O'dur. Diyalog sürecinin müzakereye evirilmesi ve bunun için de Öcalan'ın koşullarının düzeltilmesi gerekir. Öcalan'ın koşullarının düzeltilmemesi durumunda sürecin ilerlemesi zor olur. Hükümete sormak lazım; amaç üzüm yemek mi bağcı dövmek mi? Barış yapmak savaş yapmaktan zordur. Bugün bu tarihi fırsat var, bu küçük pragmatik nedenlerle heba edilmemeli. Barış sürecini sonuçlandırmak, onurlu bir barışı getirmek hem paralel devleti ortadan kaldırmış olacak hem de Türkiye'ye demokratikleştirecektir" diye konuştu.
DENİZ TEKİN/DİHA/MERSİN