AKP’nin aldığı yüzde 49.5 oranındaki oy, CHP ve MHP’ye karşı açık ara bir zafer.
HDP’ye karşı ise ortada, sandığa gitmeyen ve gidemeyen yüzde 2’lik HDP oyu dışında bir zafer yok. HDP bölgede açık ara birinci parti.
Türkiye’nin iki siyasi, sosyal ve kültürel “bölgeden” meydana geldiğini bıkmadan usanmadan dile getirmek gerekiyor. Bu açık bir gerçek. Böyle olmasaydı, bundan önceki her seçim sonrasında AKP liderleri “bölge” adını verdikleri Kürdistan’da “birinci parti” olduklarını şişine şişine anlatmazlardı. Şimdi sustular ve sadece “yüzde 49.5” deyip duruyorlar. Kürdistan’da HDP AKP’nin Fırat’ın Batısındaki “çıtasını” bir adam boyu aştı. Durum bu. Bıkmadan hatırlatılması gereken de bu durum. Türkiye’de iki tane “birinci” parti var; Fırat’ın Batısında AKP, doğusunda HDP.
Türkiye’de “bölge mölge, Kürdistan Mürdistan, çözüm mözüm, Kürt Mürt yok” diyenlerin dışında hiç kimse bu gerçeği inkar edemez.
Bu böyle olunca, Türkiye’nin Batısındaki seçmenin “Erdoğancı kişisel başkanlık rejimine” ve inkarcılığa onay verdiğini söyleyenlere şunu hatırlatmak gerekir: Fıratın Doğusundaki seçmen de, “başkanlık rejimini kabul etmediğini, demokratik özerk bölgeler toplamından oluşan ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde bölünmez birliğine dayanan ve toprağı bütün ve sınırları dokunulmaz bir Demokratik Cumhuriyet”ten yana olduğunu, öyle yüzde ellinin altındaki yüzde 49.5’luk değil, yüzde elliyi açık ara aşan bir oyla dile getirdi.
Ve işin gerçeği şudur ki, AKP ve Erdoğan Fırat’ın Batısında yüzde yüz oy alsa bile, bu oya dayanarak Fırat’ın Doğusundaki halk kabul etmedikçe Kürdistan halkına hiçbir “rejimi”, hiçbir “Başkanlık sistemini”, hiçbir “Türklere özgü anayasayı” ve babayasayı dayatamaz, kabul ettiremez.
Çünkü Türkiye’de iki adet “milli irade” vardır. Biri Türklerin çoğunlukta olduğu bölgenin milli iradesi, diğeri ise Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgenin milli iradesi. Eğer Kürtle Türk “eşitse”, Fırat’ın Doğusundaki “milli irade”de Batısındakiyle eşittir. Bunu kabul etmeyen kişi, çoğunluğu oluşturan Türklerin iradesini, onlardan daha az nüfusa sahip Kürtlere zorla kabul ettirmeye kalkışmış olur. AKP aldığı yüzde 49.5 oyla Fırat’ın Batısındaki muhalefete her istediğini “dayatabileceğini” düşünebilir. Ama bu oy oranına dayanarak, açık ara azınlıkta kaldığı Kürdistan’a hiçbir dayatmada bulunamaz.
Şu anda AKP, bu gerçeği “inkar” ederek, tehlikeli bir yola girmiş bulunuyor. Kürdistan’ın ezici çoğunlukla HDP’yi “onaylaması” karşısında, AKP Hükümeti, Kürdistan’daki “milli iradeye” karşı savaş açtı. Ortada neredeyse tutuksuz Belediye başkanı kalmadı.
Silvan’da, HDP’ye oy veren bütün seçmenleri, bırakalım bütün seçmenleri Silvan halkının tamamını 9 gündür “ev hapsinde” tutuyor. Sonunda Silvan sokaklarına ordunun tankları girmiş bulunuyor.
Amaçları HDP’yi karıştırmak olan kimi medyatörler “Başkanlık rejimini de tartışırız” diyorlar ama, hiç kimse Silvan’da halkın “hendekler” kazarak dile getirdiği “özerkliği” AKP’nin “tartışmak” şöyle dursun, “tartışmayı” kanla bastırdığından söz etmiyor. Şu anda Erdoğan çıksa ve “siz Başkanlığı tartışın, ben de özerkliği Dolmabahçe mutabakatına dönerek tartışmaya hazırım” dese, o anda “hendekler” kapanır.
Ama ne oluyor? Herkes Kürtlere “tartışın” diyor, kimse AKP’ye “tartış” demiyor.
Şöyle düşünün: Kürt gençleri “özerlik” için “hendek” açmış. İyi de AKP ve Saray, “başkanlık” için ne yapmış?
Önce Kandil’e, derken Cizrelere, Silvanlara savaş açmış. Bu arada gazetelere, TV’lere, hatta özel kapitalist tekellere el koymuş. Konulacağını da ilan etmiş… Tam bu sırada Ertuğrul Özkök’e dava açmış… DAİŞ’le halvet olmuş. Legal HDP’ye bilmem kaç yüz yerde saldırmış.
Ve şu sırada Rojava’yla aramıza, yarın içi kanla dolacak büyük bir “uçurum” kazmakla meşgul.
Söyleyin bana; Silvanlı’nın “özerklik” için “hendek” kazması ile AKP’nin “başkanlık” için “uçurum” kazması kıyaslanabilir mi?
“Hendek”ten çıkılır, “uçuruma” bir kere düşülürse, çıkılmaz...