***
Sanat, insanların duygu ve bilinç dünyasında, güzellik anlayışlarında derin etkileri olan öznel bir olgudur. Başka bir deyişle, nesnel gerçeğin yaratım yoluyla öznel bir üretimidir. İmgelerle yürütülen, sürekli bir arayış ve yetkinleşme çabasıdır. Odağında kalıpları, paradigmaları parçalama tutkusu, özgür yaşamaya susayış vardır. Bu dünyada insan gibi yaşama bilinci vardır.
Sanat yapıtı bilimsel bir tez değildir. Bu nedenle somut olanı bir fotoğraf gibi saptaması beklenemez. Sanat bizi bir yargıya götürebilir ancak sanatçının amacı, bilim insanı gibi bir olguyu ispatlamak değildir.
Sanatçı, eserindeki düşünceyi ham ve kaba biçimde yansıtmaz. Eserini ince duygu ve düşüncelerle işler. "Sanat eserindeki düşünce, meyvenin içindeki gıda gibi erimiş olmalıdır." diyor Valery.
Sanatı folklorik ögelere indirgeyen, halka inme adına popülizme düşen anlayışlar, evrensellik bir yana, ulusal kültürü bile zenginleştirme ve geliştirme şansına sahip olamazlar. Kültür mirasına katılacak, katkılar sağlayacak bir yapıt, kültür kaynaklarını besleyici niteliklerini iyi kullanmış, yetkin bir biçimde yeniden üretilmiş yapıttır. 'Halka bağlılık' ya da 'Halka yakınlık' kategorilerini popülizmle karıştırmamak gerekir.
Dil olgusu, başlı başına zaten belli bir kültüre bağlı oluşur. Dilin ulusallığı tartışılmaz. Edebiyat bir dil içinde var olduğuna, biçimlendiğine göre öncelikle ulusaldır. Bu ulusallık, evrenselliğe açılan yolu tıkamaz; önemli olan insanı ve dünyayı daha derinden kavrama yetkinliğini göstermektir.
Sanatçılar kendilerini insanlıkça yaratılmış değer ve kültürlerin mirasçıları sayarlar. Tüm dünya halklarının ortaya koyduğu değerler ve birikimler insanlığın ortak malıdır. Bir sanatçı yalnız kendi sanatının değil başka halkların sanatının ustalarını da kendi ustası bilmek durumundadır. Böyle bir açılımı gösteremeyen kültür de durağan olacak, mahalli, yöresel olmanın ötesine geçemeyecektir. Yöresellik dar bir çerçevedir. Oysa kültür de, sanat da çerçevelere sığmayan bir bütünselliktir.
***
Sanat entelektüel bir uğraştır, yararlanma alanına sınırlar çizmez, sınırsız bir düşünce ve kaynak özgürlüğü gerektirir. Her sanatçı kendine özgü anlatım ve tasarım araçlarını kullanır. Yerellikte boğulup kalması ya da evrensel bir nitelik kazanması onun birikimi, yetkinliği ve yaratıcılığıyla ilgilidir.
Yaşamın birçok alanında, özellikle maddi üretim sürecinde bireysellik belirleyici değildir. Ancak sanatsal yaratımda bireysellik son derece önemlidir. Sanatçının öznelliği, ideolojik ve estetik konumu ile yaratıcı etkinliği en başta onun dünya görüşüyle belirlenmiştir. Bu öznellik bireysel yaratma tarzında kendini gösterir. Sanatsal yaratım sorunu, çoğaltma, benzerini yapma, eskiyi onarma değil, özgün olanı yaratabilme sorunudur.
Hiçbir sanatçı yaşadığı dönemdeki insanlara ve sonrakilere iletmek istediğini tek başına veremez. O kendisinden önceki yapıtlardan beslenir. Geçmişle bir uyum içindedir, bu uyum, geçmişteki değerlerin tümünün kabullenilmesi, benimsenmesi anlamına gelmez. "Gelenek" şimdinin talepleri gözardı edilerek, tümden olduğu gibi kutsandığında, ilerici kılıklara bürünmüş tutucu bir "gelenekçilik" anlayışına götürür sanatçıyı. Böyle bir anlayış da gelenekteki ulusal ve evrensel özelliklerin ayrılmaz bir birlik ve bütünlük oluşturduğunu göremez.
Özgün olanı yaratabilmek
Bu yazı, geçen haftaki okuyucu mektuplarından kaynaklı yazımın bir devamı olarak okunabilir…