Özgür Basın geleneğinden geliyorlardı. Bu gelenek ağır bedeller ödemiş bir geçmişin adıydı. Yasaklının, cezalının, zulmün, ölümün adıydı…
Anlatıldığında dudak uçuklatan, inanılması zor bir süreçten geçtiler. Bu gelenekten gelen gazeteler defalarca toplatıldı, cezalandırıldı ve kapatıldı. Muhabirleri, yazarları, hatta küçük yaştaki dağıtıcıları kaçırıldı, kaybedildi ve katledildi. Başbakanlar emriyle gazete binası bombalandı ama her seferinde kendi küllerinden yeniden doğmasını bildi.
Sanırım devletin anlamadığı buydu. Bu gelenek her türlü zorluğa karşın devam etmesini biliyor. Bunu görevinin bir onuru sayıyor. Bu yüzden bir kısmı hala yargılanıyor.
***
Toplumsal ve siyasal sistemi denetimi altında tutan grup, mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışveriş ve kitle iletişimini de tümüyle elinde tutma ve denetimi altına almayı amaçladı her zaman. Bunun dışına taşan muhalif -özellikle Kürt– medyaya her türlü zulmü reva görecekti. Bu mantalitenin bir göstergesi olarak uygulanan ve Aralık 2011 tarihinde ‘KCK Basın’ adıyla gerçekleşen ve Özgür Basın kurumlarını hedef alan operasyonun üzerinden yaklaşık iki yıl geçti. 20’si tutuklu 46 gazetecinin yargılanması devam ediyor.
***
Evet. İktidarın ‘KCK’ adıyla gerçekleştirdiği ve başta demokratik Kürt siyasetini hedefleyen ‘rehin politikası’ özünde devlet ve hükümetin Kürt sorununun demokratik çözümüne yaklaşımının da turnosol kağıdı oldu. Geçen süreç boyunca, demokratik siyaset yapan kişiler başta olmak üzere tutuklu gazeteciler, avukatlar ve insan hakları aktivistlerinin bırakılmasına dönük birçok çağrı gelişmesine rağmen iktidar rehin politikasını sürdürmüş, bu konuyu da Kürt siyasi hareketiyle devamlı bir pazarlık unsuru olarak kullanmaya çalışmıştır.
Bu davaya sahip çıkmak, tutuklu gazetecilerle dayanışma içerisinde olmak, sadece onların ilkeli, kararlı ve onurlu duruşuna güç vermek anlamının ötesinde, demokrasiye ve özgürlüklere, Özgür Basına sahip çıkmak anlamını da içeriyor.
Sorunlar korkutarak, sindirerek değil demokrasi ve siyasetle çözülür. Zihinlerdeki olumsuz imajları olumluya, kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek bir akla ihtiyaç var.
***
Entelektüelin ve gazetecinin misyonu, dünyanın efendisi haline gelmiş haksız ve yanlış karşısında cümle alem diz çökerken bile, ayakta kalıp, ona insanlık bilinciyle karşı çıkmak, gerçekleri ifade etmek ve yazmaktır…” diyor Julien Benda. Düşünce özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Düşünceyi hapsolmuş karanlıklardan aydınlığa ulaştırmaktır. Birçok alanda olduğu gibi bilimin de doğal ortamı özgürlüktür. Bilim özgür ortamda serpilip gelişir.
Aynen de öyle, artık bu dava aynı zamanda Türkiye’nin bir demokrasi davasıdır. Bu davadan çıkacak sonuç Türkiye’nin rotasını belirleyecektir. Dileniyor ve temenni ediliyor ki, adına çözüm denilen bu süreçte Türkiye, bu dava adı altında yargılanan gazeteciler ayıbından bir an önce kurtulur ve Özgür Basın emekçileri özgürlüğüne kavuşur. Ve defalarca ifade edildiği gibi bu anlamda çıkacak karar aynı zamanda çözüm sürecine ilişkin bir samimiyet göstergesi olacaktır.
Bu davanın ne olacağına ilişkin serzenişte bulunan bir arkadaşa “iyi olacak” dediğimde kullandığı karşı bir replikle bitireyim yazıyı;
“Hele baxax ne”
Özgür Basın hala rehin
Suçları gerçekleri yazmaktı... Yargısız infazların, toplu mezarların, asit kuyularının, inkar ve imhaların haberini yapmak, çarpıtılmış olayların gerçek yüzünü yansıtmaktı.