
Geçen yıl bugün Özgür Gündem, Dicle Haber Ajansı, Gün Matbaası, Etik Ajans ve Demokratik Modernite dergisine yönelik 'KCK' adı altında yapılan soykırım operasyonu başlatıldı. Onlarca ev ve gazete binasının basılıp onlarca arkadaşımızın gözaltına alınışının ve ardından tutuklanışlarının bugün birinci yılı doldu. Özgür basına yönelik 20 Aralık 2011 başlatılan siyasi soykırım operasyonu dünyada eşine rastlanmayan toplu gazeteci tutuklaması oldu. Türkiye, gazetecilere yönelik baskı konusunda dünyada birinci sıradaki yerini de bu operasyonla aldı. Son açıklanan basın özgürlüğü raporlarında da Türkiye hala en çok tutuklu gazetecinin olduğu ülke.
32 arkadaşımız hala tutuklu
20 Aralık günü gözaltına alınan 44 gazetecinin 32'si hala tutuklu. AKP Hükümeti arkadaşlarımızın her ne kadar gazeteci olmadığını 'terörist' olduğunu iddia etmeye devam etse de, CPJ başta olmak üzere dünyada kimseyi ikna edemiyor. İddianameyi okuyan herkes tutuklu özgür basın çalışanlarının tümünün gazetecilik faaliyeti yaptıklarından dolayı suçlandıklarını görüyor. Aslında onların siyasi bir karar sonucu tutuklandıklarını ve Kürt sorununda çözümsüzlük politikasının rehineleri olarak cezaevlerinde tutulmaya devam ettiklerini biliyor.
Çözümsüzlüğün parçası
'KCK' adı altında 2009 yılından bu yana süregelen ve 10 bini kişiyi aşan tutukluyu bulan siyasi soykırım operasyonlarının bir parçası olarak tutuklanan gazeteci arkadaşlarımızın göz göre göre hukuksuz bir biçimde yargılanıyor olmaları hükümetin Kürt sorununda izlediği çözümsüzlük politikasının derinleştirerek devam ettirdiğinin önemli kanıtlarından biri. Kürt gazeteciler, hukukun yasakladığı, "suç" olan bir eylemi gerçekleştirdiklerinden tutuklu bulunmuyor. Onlar AKP Hükümeti'nin Kürt sorununda çözümsüzlük politikasına karşı çıktıkları için kelepçelenmiş bulunuyorlar.
Savaş provokatörleri tutukladı
Kürt gazeteciler, Demokratik Özerklik talebine sahip çıktıkları için, anadilde eğitim hakkının olmazsa olmaz olduğunun altını çizdikleri için, Kürt sorununda savaşla değil müzakere yoluyla çözüm istedikleri için, Kürt Halk Önderi Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanarak Kürt sorununun barışçıl çözümünde rolünü oynamasının gereğine inandıkları için kelepçelenmiş bulunuyorlar. Bu talepleri savunan gazetecilerin kelepçelenerek cezaevlerine doldurulmasından daha belirgin bir savaş çığırtkanlığı olabilir mi?
Mahkeme değil siyasi organ
Gazeteci arkadaşlarımız, saçma sapan ve siyasi suçlamalarla dolu iddianame ile 9 aya yakın bir süre mahkemeye dahi çıkarılmadı. İstanbul Adliyesi'nde Eylül ayında görülen birinci duruşmada Kürtçe savunma yapmasına izin verilmeyen arkadaşlarımız, mahkemeyi protesto etti. Mahkeme heyeti ise en küçük bir itiraza bile tahammülsüzlük göstererek daha önce ilan ettiği süreyi de dikkate almadan mahkemeyi yarıda keserek 2 ay erteledi. İki ay sonra yani Kasım ayında görülen duruşmanın ilk gününe ise 68 gün süren ve gazeteci arkadaşlarımızın da katıldığı açlık grevi direnişinin talepleri damgasını vurdu. Açlık grevinde olan arkadaşlarımızın söz alarak taleplerini dile getirmek istemesine mahkeme başkanı olağanüstü bir tahammülsüzlük örneği sergileyerek duruşmayı görülemez hale getirdi. Ertesi gün ise saçmalıklarla dolu iddianamenin okunmasına geçildi. İki duruşma boyunca mahkeme heyetinin tutumunun da AKP Hükümeti'nin Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarına paralellik arzetmesi dikkat çekti.
4 kişinin tahliye edildiği gazeteciler davası 4-8 Şubat 2013'te görülmeye devam edecek.
İşte asılsız ve çarpıtılmış suçlamalarla tutuklu bulunan arkadaşlarımızın tam listesi: Zuhal Tekiner (DİHA İmtiyaz Sahibi), Fatma Koçak (DİHA Yazıişleri Müdürü), Ramazan Pekgöz (DİHA editörü), Mazlum Özdemir (DİHA editörü), Ertuş Bozkurt (DİHA editörü), Semiha Alankuş (DİHA editörü), Kenan Kırkaya (DİHA Ankara Temsilcisi), Sadık Topaloğlu (DİHA Urfa muhabiri), Çağdaş Kaplan (DİHA İstanbul muhabiri), Ömer Çelik (DİHA İstanbul muhabiri), Nilgün Yıldız (DİHA Mardin muhabiri), Pervin Yerlikaya (DİHA muhasebecisi), Zeynep Kuray (Birgün Gazetesi muhabiri), Nahide Ermiş (Özgür Halk ve Demokratik Modernite Dergisi Yayın Kurulu Üyesi), Ömer Çiftçi (Demokratik Modernite Dergisi İmtiyaz Sahibi), Davut Uçar (Basın Çalışanı), Hüseyin Deniz (Özgür Gündem eski çalışanı), M. Emin Yıldırım (Azadiya Welat Genel Yayın Yönetmeni), Dilek Demirel (Özgür Gündem eski çalışanı), Sibel Güler (Özgür Gündem eski çalışanı), Nevin Erdemir (Özgür Gündem Gazetesi editörü), Nurettin Fırat (Özgür Gündem Gazetesi yazarı), Turabi Kişin (Özgür Gündem Gazetesi editörü), Ayşe Oyman (Özgür Gündem editörü), Yüksel Genç (Özgür Gündem yazarı), Ziya Çiçekçi (Özgür Gündem Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü), Selahattin Aslan (Demokratik Modernite dergisi çalışanı), Saffet Orman (Demokratik Modernite dergisi çalışanı), İrfan Bilgiç (Eski Fırat Dağıtım çalışanı), Şeyhmus Fidan (Fırat Dağıtım İstanbul çalışanı), Haydar Tekin (Fırat Dağıtım eski çalışanı), İsmail Yıldız (DİHA eski çalışanı).
Kürt kurumları hedefe konuldu
Dünya ve Türkiye tarihinde ilk defa bu kadar gazetecinin tutuklandığı operasyonun ardından düzenlenen panel ve toplantılarda, Türkiye'de basın özgürlüğü tartışmaları gündeme geldi. Aradan geçen sürede gazeteciler hakkında hazırlanan 800 sayfalık iddianamede ise, 12'si 'örgüt yöneticiliği', 32'si ise 'örgüt üyeliği' iddialarıyla ile yargılanmaları istendi. Kürt basınının bütün kurumlarını hedef gösteren savcı, iddianamesinde; Özgür Gündem, Dicle Haber Ajansı, Med Tv, Roj Tv, Nuçe Tv, Stêrk Tv, Fırat Haber Ajansı, Azadiya Welat, Yüksekova Haber sitesi, Gün Radyo, Yeni Özgür Politika, Özgürlük Yolu, Xebat, Rizgarî, Roja Welat, Kawa, Ala Rizgarî, Serxwebun, Tîrej Dergisi, Nûdem, Armanc, Kurdistan Press, Berbang, Halk Gerçeği, Yeni Halk Gerçeği, Yeni Ülke, Dema Nû, Deng, Rewşen, Jiyana Rewşen, Tiroj Zend, War, Nûbihar, Denge Mezopotamya Radyosu, Rojaciwan'ın da bulunduğu gazete, dergi, ajans ve televizyonları "PKK'nin yayın organı" olarak gösterdi.
HABER MERLEZİ
1 yıldır rehinler
Uydurma delil ve gizli tanık ifadeleriyle tutuklanan gazeteci arkadaşlarımız hala cezaevinde. Arkadaşlarımızın tutuklanmasına tepki ilk günkü sıcaklığını korurken, duruşmalar ise tiyatro sahnelerini aratmıyor.
2009 yılından itibaren 'KCK' adı altında yürütülen operasyonlarda binlerce kişi gözaltına alınıp, tutuklandı. 2011 yılında İstanbul'da geniş çaplı yürütülen 'KCK operasyonu'nda, ilk önce BDP'li yöneticiler ve BDP Siyaset Akademisi çalışanları tutuklandı. Sonraki "KCK" operasyonunda Başbakan Erdoğan'ın "Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var, talimatları onlar iletiyor" sözlerinin ardından PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatlığını üstlenen Asrın Hukuk Bürosu avukatları hedef oldu. 2011 yılının sonlarına doğru ise Vakit, Habertürk, Zaman gibi gazeteler ile Aksiyon dergisi ve habervaktim.com gibi internet sitelerinde "KCK'nin basın komitesi" başlıklı haberler ve bir takım şemalar kamuoyuna servis edildi. 3 Aralık 1994'te dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in hedef gösterdiği Özgür Ülke Gazetesi'nin bürolarının bombalanmasının ardından Türkiye'de Özgür Basına yönelik gerçekleştirilen ikinci bir operasyon ise, 20 Aralık 2011 tarihinde Kürt basın kurumlarına yönelik gerçekleştirilen 'KCK' operasyonu oldu. Özgür Gündem, DİHA, Etik Ajans, Demokratik Modernite Dergisi, Gün Matbaa ve Fırat Dağıtım Şirketi ile gazeteci arkadaşlarımızın evlerine sabahın erken saatlerinde düzenlenen baskında, 44 gazeteci gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan bazı gazeteciler gerçekleştirilen operasyona karşı emniyet müdürlüğünde açlık grevi başlatırken, Kürt basınına yönelik gerçekleştirilen operasyon Türkiye ve dünya çapında yankı uyandırmış ve birçok çevreden tepki gösterilmişti.
Adliyeye çıkarılan 44 gazeteciden 36'sı tutuklanırken, sonradan ortaya çıkan savcılık sorgu tutanakları ise, gerçekleştirilen operasyonun hukuki değil siyasi olduğunu göstermişti. Gazetecilerin gözaltında başlattıkları açlık grevini "örgütle organik bağ" olarak değerlendiren savcı, operasyon öncesi Zaman Gazetesi'nin "KCK'nin basın komitesi" başlığıyla okuyucularına servis ettiği şemanın yanı sıra "Kürtçe müzik CD'lerini, çalıştıkları kurumun yayın çizgisini, 2005 yılında Kandil'de yapıldığı iddia edilen Basın Konferansı toplantısına katılıp, katılmadıklarını, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın talimatları ile haber yapıp yapmadıklarını, Öcalan'ı tanıyıp, tanımadıklarını, Roj Tv ve MMC televizyon kanallarını izleyip izlemediklerini, haber kaynakları ile yaptıkları telefon görüşmelerini, telefon rehberlerindeki kişilerin kim olduğu" konularında sorular sordu.
Gün geçtikçe gazetecilerin tutuklanmasına tepkiler artarken, aralarında 94 kurumun bulunduğu "Gazetecilere Özgürlük" kampanyası çerçevesinde "Tanıklık günleri" etkinlikleri gerçekleştirildi. 5 Haziran tarihinde başlayan "Tanıklık günleri" Çağlayan'da bulunan İstanbul Adliyesi önünde 28 Haziran tarihine kadar devam etti.
MÜTHA ÇETİN / DİHA/İSTANBUL
Operasyon 'konsept' gereği!
Konuya ilişkin konuşan ve 90'lı yıllardan bu yana Kürt basın kurumlarının hukuki danışmanlığını yapan avukat Özcan Kılıç, "Neden bu kadar gazeteci tutukladınız, 93'te bile bir şey olmadı" sorusuna savcının, "Bu bir konsept" cevabı verdiğine dikkat çekti. Gazetecilere, savcılık sorgusunda Başbakan Erdoğan ile ilgili yaptıkları haberler üzerinden "Neden bu haberleri yapıyorsunuz", "AKP'nin Kürt açılımını niye desteklemiyorsunuz" gibi soruların yöneltildiğini belirten avukat Kılıç, "Gazetecilere 'örgüt üyeliği' veya 'neden molotof attınız' diye sorulmuyor, haberleri üzerinden yayın politikaları sorgulanıyor. Örneğin Özgür Gündem Gazetesi editörlerinden Nurettin Fırat'a 'sizin politikanız sürekli hükümetin Kürt meselesini eleştirmek' demişti. Bu sorulara bile baktığımız da operasyonun hangi çerçevede yapıldığı anlaşılıyor. Bugün gazeteciler savunma yapsa dahi serbest bırakılmaz. Çünkü diğer KCK davalarında olduğu gibi gazeteciler de esir olarak tutuklandı. KCK operasyonları, AKP'nin 'Kürt açılımı' politikasında rehin almadır" değerlendirmesini yaptı.
Suçları gazetecilik
800 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede suç delili olarak gösterilen "eylemlerin" tamamı gazetecilerin haberlerinden oluşuyor. Bunlardan birkaçı şöyle:
DİHA editörü Ramazan Pekgöz'ün 2 Kasım 2011 tarihinde "İmralı'da kritik 4 saat" başlıklı haberi 'delil'lerden biri. Pekgöz, PKK'nin o günlerdeki eylemsizlik kararını uzatan sürecin arka planına bakıyor. Haberin spotu şöyle: Kandil'den gelen eylemsizliğin uzatılması kararının perde arkasında İmralı'daki görüşme trafiği çıktı. Devlet Öcalan'la iki kez görüştü. İlk görüşme 3 saat 15 dakika sürdü. İkinci görüşme 45 dakika. Öcalan örgüte mektup yolladı. Aynı gün eylemsizlik uzatıldı.
Ailelerin adalet arayışı bile gazetecilerin örgüt üyeliğinin 'delilleri'nden. DİHA Ankara Temsilcisi Kenan Kırkaya'nın, gözaltına alınmasından bir hafta önce yaptığı "Ailelerin 2 bin kilometrelik adalet arayışı" başlıklı haberi de iddianamede yer alıyor. Haberde Kazan Vadisi'nde çocukları kimyasal silahla öldürüldüğü için cenazeleri teşhis edemeyen ailelerin, 2 bin kilometre yolu kat edip son çare olarak Ankara'ya gelişi anlatılıyor. Kırkaya'nın eski bakan Salim Ensarioğlu, Demokrat Yargıçlar Derneği Başkanı Orhan Gazi Ertekin, sosyolog İsmail Beşikçi, eski bağımsız milletvekili Ufuk Uras, ANAP eski Milletvekili Abdülbaki Erdoğmuş ile yaptığı görüşmelerin haberleri de 'delil'.
DİHA muhabiri Ömer Çelik'in örgüt üyeliğine 'delil' olarak gösterilen haberinin konusu oldukça trajik. DİHA'da 2 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan "Neden başkası değil de sen" başlıklı haberde, Van depreminde Erciş'te açtığı kuaför dükkânının enkazında kalarak yaşamını yitiren Erciş Belediye Meclis üyesi Melek Bütün'ün kızı Berivan'ın taziye çadırında yazdığı yazı yer alıyor.
DİHA muhabiri Çağdaş Kaplan'ın ise basın operasyonundan kısa bir süre önce gerçekleşen "KCK Avukatlar Operasyonu"yla yaptığı haberler nedeniyle hedef seçildiği anlaşılıyor. İddianameye, Kaplan'ın operasyonla ilgili yaptığı ve "Kanar: Devlet avukatlara tuzak mı kurdu?", "Tutuklu avukatlardan mahkemeye: Ahlaksızlık ve vicdansızlık yapmayın" başlığıyla yayınlanan haberleri konulmuş.
İsmail Yıldız'ın akademisyen Rifat Bali, Zeynep Kuray'ın da avukat Ercan Kanar ve milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile yaptığı görüşmelerin haberleri, ANF'nin internet sitesinden alınarak iddianamede 'delil' olarak kullanılıyor.