1994 yılında 2 Aralık'ı 3 Aralık'a bağlayan gece bombalanmıştı Özgür Ülke’nin büroları. Eylem, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in emriyle ve Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) kararıyla gerçekleştirilmişti. İstanbul Kadırga’daki merkez bina, Cağaloğlu bürosu ve Ankara bürosu eş zamanlı olarak bombalandı. Gazetenin Kadırga bürosunda Ersin Yıldız bu eylemde katledilmişti. Yeni Ülke’nin yerini dolduran Özgür Ülke’nin yeri de derhal Yeni Gündem ile dolduruldu.
O günden bu güne 50'yi aşkın günlük ve haftalık gazete, sömürgeci baskılara meydan okuyarak devletin deşifrasyonuna yönelik çalışmasını kesintisiz sürdürdü. 1990'dan bu yana 40 civarında muhabir 80 civarında özgür Kürt basını çalışanı katledildi. Özgür basın susturulmak istendi, ağır bedeller ödendi, ama susmadılar, susturulamadılar.
İ.Cüre, M.Kaptan ve ben, üç imzalı bir yazı ile tavrımızı açıklamıştık kamuoyuna. Bildirinin bir yerinde şöyle demekteydik: “Bu saldırılar, Kürt halkınadır, onun özgürlük isteğine karşıdır! Bu saldırılar Türk halkınadır, onun demokrasi isteğine karşıdır! Bu saldırılar insanlığın ürettiği bütün güzelim değerlere karşıdır!
Saldırıda ölenler için saldırıya sessiz kalan bütün Türklerin başı sağ olsun. Çünkü onlar bu sessizlikleriyle, insan olmanın tek temel ölçüsü olan onurlarını kaybettiler. Ve bu onuru onlara yeniden kazandıracak tek şey, Kürt ulusal hareketinin zaferi olacaktır. Dileriz ki bu saldırılar, susan Türk aydınına, düzen sınırları içine sığınmaya çalışan Türk soluna bir uyarı olabilir. Kutlarız seni Özgür Ülke! Bu uğurda kaybettiğin her birey insanlığın kazandığı yeni bir onurdur! Kutlarız sizi geleceğin özgür ülkesinin onurlu çocukları!“
Benzeri bildiriler, tarih güncellemeleriyle yinelenerek günümüze dek onlarca kez tekrarlandı. Devlet Aklı, halkların özgür haber alma alanlarını tüketerek halk aklını körelte körelte kendini var etmeye çalıştı. Her genelkurmay başkanının emekli olunca itiraf ettiği “Kürtlere karşı yanlış yöntemlerle savaştığımız için başarılı olamadık” açıklamaları yeniden yeniden tekrar etti. Ama bir barış programına sahip olmayan İttihat Terakki kalıntısı Osmanlı-Türk sömürgeciliği, ayının armut öyküleri gibi, aynı uygulamaları günümüze dek tekrar etmeyi sürdürdü.
Oysa söz konusu bildirinin yazıldığı tarihten günümüze çok şeylerin değiştiğini görmek için göze gerek yok. Bugün özgürlük gücünün Ortadoğu’nun dengelerini değiştirebilecek bir düzeye erişmesi, sömürgeciliğe karşı mücadelede ve sosyalizmde ısrarının sonucudur.
Gelinen noktada PKK, HPG, PYD, YPG uluslararası arenada çok ülkenin dostu, hatta Ortadoğu kaosunda en güvenilir müttefikidir. Türkiye ise, kendi marifetiyle yarattığı bir ateş çemberi içerisinde intihara hazırlanan bir akrepten farksız konumdadır artık. Sömürgeci devlet, gerçeği gizleyebilmek için bütün olanaklarını kullanarak şiddetin dozunu artırmakta, türünü çoğaltmaktadır. Bugün bu ülkede hukuk yoktur. Buna rağmen birkaç muhalif sosyalist basının yanı sıra ve esas olarak Kürt özgür basını devletin şiddetine direnmektedir. Bu basın, Cizre evlerinin bodrum katlarındaki yanık ceset kokularını yeryüzüne taşıyabildi. Zırhlı araçlar arkasına bağlanıp sürükleyerek diri diri gerçekleştirilen cinayetleri anında ve fotoğraflarla deşifre edebildi. “İnsani yardım” tanımıyla IŞİD’e gönderilen silah yüklü TIR’ların taşıdığı bir orduyu donatacak güçteki cephaneyi, devlete rağmen sergileyebildi. Yani devlet baskısına dayanabilen bir avuç basın bile devletin iğrenç yüzünü başarıyla sergilemeye devam etti.
Gün değişti ve değişecek de! Bugün binlerce insan, yayın sorumlusu tutuklanan Özgür Gündem’in yayın sorumlusu olmak için sırada bekliyor. Sahte üniversitelinin sınır tanımaz akademisyen düşmanlığının bile engelleyemediği akademisyenler, basın mensupları, aydınlar ve özgürlük sevdalısı halklar, gazetenin yayın sorumlusu olarak nöbettedirler. Şimdi örnek bir davranışla, sadece Özgür Gündem’in değil, bütün basının yeniden özgürleştirilmesi için birlikte atılım dönemidir. Yayın Yönetmenlerimiz Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu’ndan sonra Yayın Yönetmenimiz Can Dündar’la devam eden sorumluluk paylaşımı artık Tayyip’in yeni kâbusu oldu.
Kaçmakla da kurtulamayacaksın Tayyip! Seni yiyip bitiren bu korkulardan kurtulmanın hiçbir yolu yok artık. Hayranı olduğun Hitler’in de yaptığı gibi aile boyu bir intihar bile, seni halkların önünde diz çökmekten kurtaramayacaktır.