Bunları biliyoruz. Memlekette hukukun da, insan haklarının da aldığı hali anlatmak, malumu ilam oldu. Anlatmaktan ziyade direnmek, dayanışma içinde olmak ve bu akıl dışı, izan dışı ablukayı parçalamak, günün anlamlı görevidir. Zira bu görevi de bize en çok, muhalif gazeteciler, medya organları hatırlatır. Bu ahval içinde, KCK Basın Davası’nda da meslektaşlarına yönelen bir hukuksuzluk bahse konu olduğu için, en çok bu muhalif gazetecilerin duyarlılık göstermesi beklenir, değil mi?
Beklenir, beklenir de... Döner, dolaşır, aynı şey olur. Ateşin içindeki gerçeğin peşine, ateşle yoğrulan gazeteciler koyulur. Silivri’de görülen duruşmayı izlemeye de, onca muhalif, duyarlılık çağrıcısı gazetecinin hiçbiri gitmeyi düşünmez de, yalnız iki Özgür Basın çalışanı orada bulunur.
Bunun iki belirgin sebebi var:
Birincisi, bir grup medya mensubu, gerçeğe göre değil de egemenlerin ‘duyarlılık’larına endeksli bir objektiflik tanımı yapıyor ve bu tanımdan hareketle, Özgür Basın çalışanlarını objektif olmamakla suçluyor! Hatta işi ileriye götürüyor, ‘O halde gazeteci de değiller’ diyor. Zira onlara göre objektiflik, ‘egemenleri çok kırmadan’ söylemektir. Gerçeği olduğu gibi yazmak, halkın gerçeğini sayfasına, ekranına taşımak ‘militanlık’tır.
İkinci grupta ise kendilerini ‘muhalif’ olarak tanıtan gazeteciler var. Onların önemli kısmı ise herhangi bir olaya duyarlılık göstermek için iyiden iyiye gündem olmasını beklerler. Herkesin konuşmadığı bir konuda duyarlılık göstermeyi pek az akıl ederler. Zira hukuksuzluğu gündeme getirmek kadar, ‘kendilerini gündeme getirmek’ de önemlidir! Bahse konu, meslektaşlarının uğradığı hukuksuzluk dahi olsa...
İşte bu nedenle Özgür Basın, sadece bir gazetecilik faaliyetini değil; ayrıca bir direnişi ifade ediyor. Çok boyutlu bir direniş bu. Hem halkın gerçeğini, o gerçeği halktan kaçırmak isteyen iktidarlara rağmen taşıma uğraşını sürdürüyor; hem de medyadaki etik dışı, gerçek dışı, ahlak dışı yaklaşımlara karşı direniyor. Denilebilir ki, gazetecilik onurunu da sırtında taşıyor.
Kendi meslektaşının uğradığı haksızlığı bile görmeyen, destek için değilse bile, hiç değilse izlemek için davasına gitmeyen bir basından halkın gerçeğini taşımasını bekleyebilir misiniz?
Halkın uğradığı haksızlıklar karşısında, amansız şiddet karşısında mertçe durmasını, bu saldırının özünü her türlü engelleme çabasına rağmen, tutuklanmaya, katledilmeye varan baskılara rağmen halka taşıyabileceğine inanabilir misiniz?
O halde, ‘gerçek’ açıktır: Özgür Basın, halkın gözü, kulağı, duyargasıdır. Ona sahip çıkacak olan da halktır. Deyim burada gerçek anlamını bulmaktadır: Halk ona ‘gözü gibi’ bakmalıdır. Tutsak gazeteci şampiyonu ülkedeki tutsak olmayan muhalif gazetecilere düşen görevi ise hatırlatmaya lüzum yok. Zira onların hemen hepsi, kendileri yapmasalar dahi, mütemadiyen hatırlatıp duruyorlar, yapılması gerekeni!
Özgür Basın’dan başkası yok mu?