
Özgür eş yaşam konusu şu ana kadar hiç tartışılmamış, hiç dile gelmemiş bir konu değil. PKK'nin kuruluşundan bu yana Kürt Halk Önderliği, "özgür yaşam nasıl kurulmalı, kadın nasıl yaşama katılmalı, erkek nasıl katılmalı, kadın sorunu hangi düzeyde yaşanıyor, egemen bir cinsiyetçilik etkisi altında erkek nasıl toplumun özgürleşmesi önünde engel oluyor" gibi konuları gündeme getirip kadın şahsında özgürlüğü geliştirmek istedi. Bunun için de kadın öncülüğünü yaratmak istedi. Mücadele sırasında kadın iradesinin ortaya çıkması, bunu kadın örgütlülüğüne ulaştırma konularında sürekli özgürlük çözümlemeleri yaptı ve derinleştirdi. Bugün PAJK bunu 'özgür eş yaşam' olarak tanımlanıyor. Bu da Kürt Kadın Özgürlüğü Mücadelesi'nde değerlerin toplanması oluyor.
Kadının tümden özgürlük konusu sadece Kürt Kadın Hareketi ile sınırlandırılamaz; evrenin oluşumundan bu yana var olan bir konudur. Kürt Halk Önderliği, “adeta evrenin amacı, özgürlüktür diyesim geliyor” diyor. Bunun insanlıkta temsili ve özgürlükle bağlantısı, bir anlam yaratıyor. Toplumsallaşmanın geliştiği doğal toplumda, yaşamı birlikte özgür paylaşmak vardı ve egemenlik geliştiğinde özgürlüğün öldürülmesi söz konusu oldu. Tüm toplumda özgür eş yaşam konusu bundan dolayı temel bir konu oldu.
Nereden başlamalı?
Özgür eş yaşam, sosyalizmi yaratmanın temelidir. Sorunlar, kadına dayatılan kölelikle başlıyor. Toplumsal sorun demek, kölelik demektir. Eğer egemenlik gelişmeseydi, iktidar, savaş, açlık, işgal, işsizlik gibi diğer sorunlar da çıkmazdı. Toplum parçalanmazdı, uluslar paramparça bir halde yaşayamazdı. Bundan dolayı özgür eş yaşamdan söz ederken, Öcalan'ın özgürlük kuramından bir bütün olarak söz etmek gerekir. Kadını yaşamın bir önderi, öncüsü olarak görüyor Kürt Halk Önderliği. Erkek ise, iktidar kişiliğini temsil ediyor. Bu nasıl aşılacak? Klasik erkeklik nasıl öldürülecek, nasıl özgürleşme olacak? Toplumun yeniden yaratılması, yeni bir toplum nasıl oluşacağı sorularına cevap, özgür eş yaşam konularının kapsamı içindedir.
Bugün toplumda ilişkilenme, üreme, çalışma, ekonomi, gelişme, çocukların bakımı gibi konuların hepsi birer sorun halindedir. Sorunları çözme adına gelen güçlerin kendilerinin sorun olduğunu bizzat devlet somutunda görüyoruz.
O halde toplumsal sorunların çözümlenmesine nereden başlamak gerekir?
Aile içi iktidar devletin kök hücresidir
İnsanlar beslenmek, üremek ve kendini korumak zorundadır. Bununla birlikte en üst aşamaya gelmiş olan iktidar sorunlarını çözerek özgür yaşamak zorundadır. Özgür eş yaşam konusu bunlara cevap olma iddiasındadır. Toplumun bugün üreme, çoğalma, soyunun tükenmesi tehlikesi yok. Hatta diğer canlıların türünü yok edecek kadar fazladır. O kadar aşırı nüfus patlaması var ki, açlıklar üst düzeydedir. Her şeyde bir dengesizlik sözkonusudur. Toplumsal adaletsizlik, eşitsizlik de artarak sürmektedir. Yine sistem kendini savaş üzerinden yaratmaktadır. Ne kadar nüfus artarsa sistem için o kadar işçi, ucuz emek yaratılmakta, insanlar daha rahat sömürülmekte ve ucuz savaşçı gücü olarak ceset haline getirilmektedir. Kısacası çoğalma sorunu yoktur, çoğalmanın kendisi bir sorun haline gelmiştir. Bugün en fazla sorun olan konu, iktidar konusudur.
Toplumda ise bu konu ailede başlıyor ve çocuklar iktidarı ailede tanıyor. İktidar deyince akla devlet geliyor, devlet yöneticileri geliyor ama kendini önce ailede oturtuyor. Topluma kendini bu şekilde kabul ettiriyor. Elbette devlet baskısını görmek ve dile getirmek kolaydır ama aile içindeki iktidarı çözümlemek dile getirmek daha derinlikli bir durumdur. Evin reisi kavramı vardır. Bu bir mikro devlet yapılanmasıdır. Toplumdaki iktidarı devlet iktidarının altından çekerseniz, hiçbir şey kalmaz. Ev içinde erkeğin iktidarı, devlet iktidarının garantisidir. İktidar en alttan en üste kendini konumlandırmıştır. Aile içi iktidar, devletin kök hücresidir. Buna karşı özgür eş yaşamdan söz edeceksek, buradan başlamalıyız.
Cinselliğe sıkıştırmış toplum
Özgür eş yaşam deyince, akıllara bir kadın ve bir erkek geliyor. Bu yanlıştır. İktidar zihniyetini bir bütün anlamak gerekir. Erkeğin ve kadının toplumsallaşması olarak anlaşılmalıdır. Etnisiteleri, inançları, kültürleri farklı olsa da ortak evrensel kadınlık değerleri vardır. Demokratik modernitenin kurulması için öncelikle erkekte somutlaşan iktidarcılığın, iktidarla yıkanmış zihniyetin çözümlenmesi ve aşılması gerekir.
Kadının kimliği, cinselliği sonuna kadar istismar edilmiştir. Kadın, toplumun bir öğesi olarak görülmemiştir. Kadının sınırları fazlasıyla daraltılmıştır. Kadına verilen rol, cinsel objeyle sınırlı olmuştur. Kadına toplumun soyunu sürdürebilmesi için çocuk doğurma, sistem için işçiler, askerler ve köleler doğurma rolü verilmiştir. Kadının konumundan en fazla beslenen hakim sistemdir. Kadın-ana emeği hiç görülmez. Hiç saygı da duyulmaz. Bir yandan da bugün kapitalist modernite kadının cinselliğini meta olarak kullanmaktadır. Neyi satmak istese, meta sistemi yanında onu süslemek için kadın bedeni pazarlanıyor. Toplum o kadar ki kendi gerçeğinden cinsellik yoluyla çıkarılmış, güdümlenmiştir.
Cinselliğe sıkıştırılan bir toplum, toplum olabilir mi? Bir insan sadece cinselliğini nasıl yaşayacağına kilitlenirse, kültürden, ahlaktan, insanlık değerlerinden kopar. Toplumdaki klasik namus anlayışı parçalanmıştır bugün. Toplumun ahlakı da parçalanmaya çalışılıyor. Bu varlık yokluk sorunudur aslında. Benim toplumum nasıl yaşıyor, kimliğim nedir ya da nasıl yaşamak gerekir ki özgürlük duyumsansın? Bu sorular yerine "benim ailem", "nasıl geçineceğim", "kendi dar alanımda, kendi sınırlarımda nasıl yaşayacağım" sorularıyla yetinme var.
Aile devlet gölgesinde varlığını sürdürüyor ve bazı zihniyet kurumlaşmaları doğallaşmıştır. Bir ailede şiddet yoksa o aile 'özgürdür' diyemeyiz. Yine bir aile yurtsever ise, içinde şiddet sürüyorsa, erkeğin her türlü hakimiyeti sürüyorsa o aile için 'özgürdür' diyemeyiz. Özgür eş yaşamı iki cinsin ya da ailenin sorunu olarak görmek eksik bir yaklaşımdır.
Bedensel çoğalma sistemi büyütmeye yarıyor
Sömürge halklar, ezilen ve sürekli katliamlarla yüz yüze olan halkların bir gerçeği vardır. Yok edildikçe kendini bedensel olarak var etme, çoğalma, bir anlamda kendini var etmenin bir temel yöntemi olarak görülüyor.
Bugün kapitalizm çocuk doğar doğmaz el atıyor, sistem içine alıyor. Aslında esas kırılma budur. Ana baba kültürü ile çocuğun kültürü arasında uçurum var. Giderek geleneğinden, onu var eden kültürel değerlerden kopma var. Annelerle çocukların giyimleri, konuşmaları, ilişki biçimleri değişiyor. Annenin elinden kayıp gidiyor çocuk. Çocuk doğduktan sonra da annenin görevi bitmiyor. İlk eğitim, bakım, ahlaki öğretiler hepsi annenin sorumluluğundadır. Ama bugün sistem bunu gerçekleştiriyor. Ne kadar kendini çoğaltsan da bedensel olarak, bu senin halkını büyütmüyor, tam tersine kapitalist sistemi büyütüyor.
Tam bir ceset gibidir. Böyle çoğalmalara rağmen varlık tehlikededir. Çünkü varlık salt bedensel değildir. Kürt olduğunu söyleyen ama hiçbir Kürt kültürel değerlerini yaşamayan o kadar çok genç var ki! İşte bu, ceset olmaktır. Adı Kürt ama içi dolu değil. İçi evrensel Kürt kültürüyle dolu değil. Maddi çoğalsan da maneviyat olmazsa büyüme, çoğalma olmaz. Bu şekilde çoğalma aslında sistemi büyütmektir.
Aile, insanın neslini çoğalttığı değil de, demokratik sosyalizmin yaratıldığı bir kurum olarak görülmelidir. Cinslerin nasıl kendisi olarak katılacağı, birbirinin gerçeğini tanımanın, birbirinin iradesini tanımanın gelişerek özgür eş yaşamın oluşturulacağı yerler olmalıdır. Cinsler, kuşaklar, yaşlılar, çocuklar gibi kategorilerin nasıl özgür yaşama katılacağı soruları da aile içinde doğru bir cevaba kavuşmalıdır. Devam edecek...
EMİNE ERCİYES