Erdoğan sadece Türkiye’de yaşayan Kürtlerin Alevilerin düşmanı değildir. Ve Erdoğan herhangi bir faşist diktatör de değildir. Bundan önceki Türk devletinin faşist yöneticileri, sonuçta sınırları belli olan bir devletin içinde hareket ediyor ve halklara verdikleri zararlar, bu sınırlarla ve çevreyi etkilediği kadarla kalıyordu. Ancak bugün Erdoğan‘ın kurmak istediği sistem, Türkiye’nin sınırlarını taşıyor. Bu nedenle Erdoğan‘ın sistemine karşı mücadele sadece Türkiye halklarının sürdürmesi gereken bir mücadele değildir. Bölge ve Avrupa halklarının da bu mücadeleye katılması gerekli ve yaşamsaldır.

Erdoğan‘a karşı mücadele, geçmişte olduğu gibi Kenan Evren faşist diktatörüne karşı mücadeleden çok farklı olarak ele alınmalıdır.

Bu anlamda bölge ve Avrupa halklarının Erdoğan‘a karşı mücadele etmeleri, huzur ve güvenlikleri için zorunludur. Bu sadece Türkiye halklarına, Kürtlere ve Alevilere verilmiş bir destek değil, tam tersine kendileri için kaçınamayacakları hayati bir görevdir.

Bugün Türkiye ve Kürdistan halklarının Erdoğan‘a karşı mücadelesi önemli bir seviyede ve değişik biçimlerde devam etmektedir. Ancak bölge ve Avrupa halklarının da Erdoğan gibi ortak bir düşmana karşı mücadeleden yerlerini daha etkin bir biçimde almaları gerekmektedir. Madem ki Erdoğan ortak düşman ve ona karşı mücadele ortak sorumluluktur, o halde bu olguya uygun bir eylem planının oluşturulması, bu eylem planını hayata geçirecek bir yapılanmanın yaratılması pratik bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Ancak ne yazık ki, henüz bu konuda bir fikri berraklık ve perspektif, bunu gerçekleştirecek bir mekanizma ve buna uygun bir ruhsal şekillenme yaratılabilmiş değildir. Halbuki objektif olgular ve koşullar böyle bir sorumluluğun yerine getirilmesine fazlasıyla fırsat sunmaktadır.

Suriye ve Irak halklarının büyük bir Erdoğan karşıtlığı içinde oldukları ortadadır. Özellikle Suriye’de yaşayan Kürtlere ve Alevilere karşı çok aleni ve kontrolsüz bir düşmanlık içinde olan Erdoğan’ın, onlar tarafında sevgi ve saygı görmesi beklenemez. Barzani üzerinden Irak Kürt halkının Erdoğan‘a karşı, en azında hayırhah bir tutum içinde olduğu varsayılabilir ki bu hiç doğru değildir. Bölgede Kürt halkının, Barzani‘ye rağmen, Erdoğan’a karşı pozitif bir tutum içinde olmaması için birçok neden bulunmaktadır. Öncelikle ve en önemlisi, bütün ezilen halklar gibi Kürt halkının da tarihsel hafızası kuvvetlidir ve Türk devletinin Kürt karşıtlığının farkındadır. İkincisi Güneyli Kürtlerin tamamı Barzanici değildir. Bu durumda en çok Kürtlerin özgürlüğüne karşı olduğu bilinen Erdoğan’ın, Kürtler tarafından onaylandığını ileri sürmek, hem doğru değildir, hem de saptırma olur.

Bu durumda bölge halklarının Erdoğan‘ın ve Türk devletinin savaşçı, katliamcı ve kaos üreten bu politikalarına karşı net, kesin ve kararlı bir itirazlarının olduğunu hesaba katmak gereklidir. Bölge halklarının bu itirazı her ne kadar dünya kamuoyuna yansımıyorsa da yaşanan gerçeklikler bu olguyu çok açık olarak göstermektedir. Mülteci olarak yollarda ve denizlerde hayatını kaybeden yüzbinlerce insan, savaşın en dehşetli ve kanlı yüzünü yaşamak zorunda kalan halklar yada doğrudan savaşın ön cephesinde yeralan gençler, bu savaşın baş mimarlarından olan Türk devletini ve Erdoğan‘ı sevemez, benimseyemez, onaylayamazlar.

Suriye savaşı başladığından beri IŞİD’in Avrupa ülkelerinde patlattığı bombaların ve bu bombalarla katledilen insanların sayısı hesaplansa, orta ölçekli bir savaş bilançosu çıkacaktır karşımıza. Avrupa halkları, ülkelerinin birçok şehrinde bu bombaların patlatılmasında IŞİD’in stratejik müttefiki olduğunu bildikleri Erdoğan‘ın ve Türk devletinin parmağı olduğuna ikna olmuş durumdadırlar. Bu nedenle Avrupa halkları Erdoğan ve Türk devletine kaygı ve öfkeyle yaklaşmaktadırlar. Avrupa’nın bu yaygın ve etkili Erdoğan ve Türk devleti karşıtlığı sadece bu olgudan beslenmiyor elbette. Bunun dışında Avrupa ülkelerine ihraç edilen ‘İslami terör’ ve dayatılan yaşam tarzı da Avrupa halklarının tepkisini çekmektedir. 

Bölge ve Avrupa’nın Erdoğan‘a karşı duyduğu bu güçlü antipatinin, sonuç almayı kolaylaştıracak bir enerjiye ve kitlesel etkinliklere dönüştürülmesi zor değildir. Bunun için yapılması gereken, Avrupa ve bölge halklarının Erdoğan‘a ve Türk devletine karşı duydukları bu tepkinin ete kemiğe büründürülmesi için harekete geçmektir. İlk yapılması gereken Avrupalı demokratik kurumların bu konuda etkin ve örgütlü bir çalışmayı planlamalarını önermek ve sağlamaktır. Bundan sonrası ise Erdoğan‘ın yıkılacağı zamana kadar planlanmış periyotlarla ve planlanmış biçimlerde eylem ve etkinliklere devam etmek olabilir.

Kürt halkının, Alevilerinin ve Türkiyeli sosyalist demokratik kurumların katkı ve çabalarıyla, ancak daha çok Avrupalı kurumların örgütlülüğü ve kitlesel katılımıyla sürdürülecek böyle bir eylemsellikle Erdoğan‘ın yıkılmasını hızlandırmak mümkündür.

Elbette Erdoğan’ın yıkılması ve Türk devletinin demokratikleşmesi, esas olarak, Türkiye halklarının işi, görevi ve sorumluluğundandır. Ancak böyle olması belirtilen nedenlerden dolayı bölge ve Avrupa halklarının gücünün ve enerjisinin örgütlendirerek harekete geçirilmesine engel değildir. Avrupa ve bölge halklarının kaygılarını ve öfkesini açığa çıkartıp güce dönüştürmek, asli görevin bir parçası olarak ele alınabilir. Özellikle diasporada faaliyet yürüten tüm Türkiye ve Kürdistanî kurumların bu amaçla yapabilecekleri, olan mümkün ve kolay birçok planlama ve faaliyetin bulunduğu bilinmektedir. Motivasyon yaratıcı bir katkısının da olacağını bilmek, böyle bir çalışmaya ilgiyi de artırabilir.

Değil mi ki halklar, özgürlüğü kazanmaya mecbur ve mahkumdurlar, bu amaçla bir yol açmanın basiretini de gösterebilir, yaratıcılıklarını ortaya koyabilirler.