YPG-YPJ ve Burkan El Fırat güçleri, 6 Mayıs tarihinden 16 Haziran’a kadar faşist DAİŞ çetelerine karşı destansı bir mücadele yürüterek, Girê Sipî’yi (Til Ebyad) özgürleştirdi. Girê Sipî'nin özgürleştirilmesi Türk devletini ve AKP’yi adeta çıldırttı. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin zaferi ve hemen ardından Girê Sipî zaferi, AKP ve müttefiki DAİŞ’e büyük bir darbe vurdu. 

Kuşkusuz Girê Sipî’de zafer kazanan tıpkı Kobanê’de olduğu gibi Apocu ruhtur ve Önder Apo’nun demokratik özgür yaşam projesidir. Önder Apo’nun özgürlük felsefesini, demokratik ulus paradigmasını ve mücadele anlayışını temsil eden YPG ve YPJ savaşçıları Kobanê, Til Hemîs, Til Temir, Kizwan Dağı zaferinden sonra Girê Sipî'de de yeni ve büyük bir zafer kazandı. Girê Sipî (Til Ebyad) zaferi Rojava Devrimi’nde olduğu biçimiyle Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik ulus paradigmasını yaşamsal-toplumsal bir kimliğe kavuşturdu. 

Girê Sipî zaferi, Demokratik Suriye Federasyonu’na doğru gidişte büyük bir devrimsel hamledir. Bu devrimci hamle Demokratik Suriye Federasyonu’nu mümkün hale getiriyor. DAİŞ faşizminden kurtulan Til Ebyad’ın özgürleşen halkları demokratik öz yönetim sistemlerini kurarak kendi öz kimlikleri ve renkleri ile ortak yönetim çatısı altında bir araya geleceklerdir. Kendi kendilerini yönetecek ve savunacaklardır. 

YPG-YPJ ve Burkan El Fırat’ın, yine PYD Eşbaşkanı Sayın Salih Muslim’in açıkladığı gibi Girê Sipî (Til Ebyad), Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin ve bu coğrafyada yaşayan tüm farklı kimliklerin ortak yurdudur. Til Ebyad’da yaşayan halklar nasıl ve ne biçimde isterlerse, o şekilde yaşamakta özgürdürler. İsterlerse Cizîrê, Kobanê ve Efrîn gibi ayrı bir kanton da kurabilirler. Veya isterlerse Cizîrê ya da Kobanê Kantonuyla birleşebilirler de. Til Ebyad halkları buna kendi özgür iradeleriyle karar vereceklerdir. Til Ebyad’ın Arapları, Türkmenleri, Kürtleri ve burada yaşayan farklı kimlikten topluluklar özgürce kendi kendilerini yönetme hakkına sahiptirler. Rojava’dan yapılan tüm açıklamalarda bu gerçeği görmek ve anlamak mümkündür. YPG-YPJ ve Burkan El Fırat güçlerinin yaptığı tek şey; Girê Sipî’de (Til Ebyad) yaşayan halkları DAİŞ faşizminden kurtarmak ve bu halkların demokratik özerk bir sistem altında kardeşçe ve dostça, birlik ve dayanışma içerisinde güvende yaşamalarını sağlamaktır.

DAİŞ en büyük maddi ve manevi gücünü Türkiye’den, AKP’den alıyor. Erdoğan DAİŞ’in halifesi, siyasi temsilcisi ve başbuğu gibi hareket ediyor. Türkiye’den birçok özel harpçı, JİTEMci general, subay ve asker DAİŞ’in saflarında Kürtlere karşı savaş yürüttü, doğrudan savaşı koordine etti. Genel olarak Rojava özel olarak da Kobanê savaşında DAİŞ’in savaş stratejisini ve taktiğini belirleyen Türkiye oldu. Türkiye Akçakale’den başlayarak sınır hattını ve özellikle Urfa, Mardin, Antep ve Antakya’yı, DAİŞ’in eğitim, örgütlenme, dinlenme, tedavi görme, korunma ve barınma yerleri haline getirdi. Türkiye DAİŞ’e her türlü silah, cephane, lojistik ve savaşçı ihtiyacını Akçakale-Til Ebyad üzerinden karşıladı. DAİŞ adeta bir yıl içinde Türkiye’nin Suriye’de Kürtlere karşı savaşan bir ordusu haline geldi. 

Hatırlanırsa Kobanê savaşında DAİŞ en ağır saldırıları Kobanê’nin doğusundan; yani Til Ebyad’dan yaptı. Savaşta YPG-YPJ’yi en çok zorlayan cephe burası oldu. Erdoğan, "Kobanê düştü, düşecek" dediğinde DAİŞ, üç savaş cephesinin en çetini ve aktif olanı Til Ebyad’dan çok büyük bir saldırıya başlamıştı. Bu saldırı planı Türkiye’de yapıldı ve Erdoğan biliyordu. Plana güveniyordu ve Kobanê’nin düşeceğine inanıyordu. Bundan kaynaklı Til Ebyad’ın DAİŞ’ten kurtarılması Erdoğan ve AKP’nin canını çok yaktı. Erdoğan ve AKP Til Ebyad’ın düşüşünü kendi düşüşü olarak gördü ve hemen Erdoğan ve AKP yetkilileri, "YPG etnik temizlik yapıyor" diyerek kara propagandaya başladı.  

AKP haftalardır YPG’nin etnik temizlik yaptığını söylüyor. Kendisinin uydurduğu bu özel savaş yalanını ısrarla sürdürüyor. Neden mi? AKP, YPG’ye karşı anti propaganda yaparak ve özel savaşı yoğunlaştırarak Suriye, Irak ve bölgenin birçok yerinde etnik temizlik yapan, farklı etnik ve inanç kimliğine sahip halkların kutsal mekanlarını, tarihi mirasını yok eden faşist DAİŞ çetelerini aklamaya, masum göstermeye ve DAİŞ’e karşı pozitif bir algı yaratmaya çalışıyor. Kendisi gibi soykırımcı olan bu tecavüzcü çete örgütünü açıktan savunuyor. Daha da önemlisi YPG-YPJ’nin bölgede ve dünyada yarattığı olumlu etkiyi kırmaya, Arapları ve Türkmenleri, Kürtlere karşı kışkırtmaya ve halkları birbiriyle çatıştırmaya çalışıyor. Fakat çok boş bir çaba. AKP halkların dalgalı ve aydınlık denizinde boynuna sarıldığı DAİŞ canavarıyla birlikte boğulup gidecektir. 

Herkes de çok iyi biliyor ki Şehîd Rubar, Til Ebyad hamlesinde yüzlerce DAİŞ çetesi Türkiye’ye geçti. Girê Sipî’deki DAİŞ çeteleri MİT’e ait araçlarla DAİŞ’in Türkiye’deki karargahlarına taşındı. Girê Sipî zaferinden sonra AKP’nin yandaş medyası "bu savaş uzun sürecek" derken AKP’nin DAİŞ ortaklığının güçlenerek süreceğine işaret ediyordu. Til Ebyad’daki DAİŞ yenilgisinden kahrolan, yüzüne ve bakışlarına sinen öfkeyi ve kederi gizleyemeyen, DAİŞ’le gönül bağı çok açık olan Urfa Valisi İzzettin Küçük’ün özgür basına karşı tehditleri de 'DAİŞ’in intikamını alacağız’ anlamına geliyordu.

7 Haziran’da halkın sandıklara gömdüğü AKP’yi 16 Haziran’da da YPG-YPJ ve Burkan El Fırat güçleri tünellere gömdü. 7 Haziran’da nasıl Önder Apo’nun demokratik ulus paradigması kazandıysa, 16 Haziran’da da aynı biçimde Önder Apo’nun demokratik ulus paradigması kazandı. Büyük bedeller ve destansı kahramanlıklarla elde edilen bu kazanımların kalıcı temelde özgür bir yaşam ve demokratik bir sisteme kavuşması, Önder Apo’nun özgürlüğüyle mümkündür. Önder Apo’nun özgürlüğü ve demokratik müzakere için 7 Haziran ve 16 Haziran ruhuyla her yerde mücadeleyi yükseltelim!