
Özellikle özyönetim temelli direnişlere karşı Türk ordusu tanklarla şehirlere girdi. On şehir büyük oranda yakılıp yıkıldı, yüzlerce sivil insan katledildi. AKP savaştan istediği sonucu alamadı. Türkiye faşizme ve tek adam yönetimine, diktatörlüğüne hızla yol almaya başladı. Bu iç çatışma ve iktidar dalaşmaları daha önce Başkan Apo’nun çokça uyardığı gibi 15 Temmuz’da darbe girişimiyle karşımıza çıktı.
Darbe girişimi basarısız olunca Erdoğan bunu fırsat bilerek devleti yeniden düzenliyor, milli dediği faşist bloku inşa ediyor. Bunun sonucu olarak CHP ve MHP’yi yanına almaya çalıştı. Darbe karşıtı havayı arkasına alarak kurtulmak istediği her kesimi olağanüstü hali de kullanarak tasfiye etmeye başladı. On binlerce insan görevlerinden alındı, hapishanelere gönderildi.
Darbe başarısız olmuştu ama Erdoğan hızını alamadı. Daha önce aynı salonda bulunmaya tahammül etmediği TBB başkanı Fevzioğlu’nu Beştepe’ye davet ederek ittifak kuruyor. Fethullah Gülen’e karşı milli birlik kurmaya gerek yoktu. Zaten Fethullah da onlar gibi milliyetçi cenahta bulunuyordu. Onların arasındaki kavga tamamen iktidar kavgasıydı. Erdoğan ve AKP demokratik bir birlik ve ittifak kurmak arayışından hiç olmadı. Kurduğu cephe tam tersine demokrasi karşıtıydı. Sözde yeni anayasa yapacaklar, demokrasiyi en fazla isteyen ve savunan HDP’yi bu çalışmanın dışına ittiler.
HDP sol, demokratik güçlerle Kürtlerin birliğini ifade ediyordu. Solun tümü içinde olmasa da büyük bir demokratik zemin oluşmuştu. Demokrasi isteyenler böyle bir partiyi ve bileşimi dışarıda bırakamazdı.
Bütün bunlar milli birlik dedikleri faşist blokun asil hedefinin Kürt direniş güçleri ve sol çevreler, demokrasi güçleri, Aleviler vb olduğu açıktı. Asıl saldırının demokrasi güçlerine olacağını, karşı darbe sürecinin faşizmi hakim kılmaya çalışacağını daha başında söyledik. Darbeye karşı belli bir rahatlama sağladıktan sonra demokrasi güçlerine saldırıyı tırmandırdılar. Özgür Gündem gazetesiyle saldırı başlatıldı.
Özgür Gündem baskınını, gazetenin kapatılarak, binasının mühürlenerek çalışanlarının şiddet kullanılarak gözaltına alınmasını sıradan bir baskı, bir basın ihlali biçiminde ele almak son derece yanlış ve yanılgılı bir değerlendirme olacaktır. Bu gazete 1990’larda bombalanarak susturulmaya çalışıldı. Faili meçhullere onlarca çalışanını kurban verdi. Musa Anterler katledildi. Binlerce köy yakılıp yıkıldı.
Dersim, Ağrı, Şeyh Sait katliamlarında Kürtlerin basını yoktu. Resmi tek yanlı basın vardı. Kürtler eşkıya, şaki ilan edilerek tüm katliamlar, yıkım ve sürgünler gizlendi veya haklı gösterildi. Şimdi bunu istedikleri gibi yapamıyorlar. Özgür basın kılçık gibi boğazlarına batıyor. Binlerce televizyon, radyo, internet sitesi, gazeteleri var. Kürtlerin ise yurt dışında kurdukları televizyonlar var. Türkiye’de ise çıkardıkları bir iki gazeteye bile bu devletin tahammülü yok. Tüm üniversiteler, devletin tüm kurumları ve basını gerçekleri gizlemeye ve dünyaya yutturmaya yetmiyor. Çünkü gerçeğin gücü fazladır. Bir Özgür Gündem onların yalanlarını ve karanlıklarını yaymalarına, hakim kılmalarına izin vermiyor. Bu engelden kurtulmak için tüm yasaları ayaklar altına alarak, büyük bir kin ve düşmanlıkla Özür Gündem’e saldırdılar.
Özgür Gündem’e saldırı Kürdistan’daki saldırı ve katliamların tırmanacağının işaretidir. Savaş ve katliamlar için önce gerçeğin sesinin kısılması gerekir. Bunun en iyi örneği İmralı üzerindeki tecrittir. Gerçeğin sesinin duyulmasını faşizm istemez.
Kürt halkı ve öncüleri herkesten daha fazla askeri darbelere karşıdır. Bunu kanıtlamışlar. Bu toplumda bir kültür yaratmıştır. Türk toplumunda da bunun önemli bir etkisi olmuştur. Sözde AKP ve Erdoğan darbe karşıtı ama asıl darbelere, faşizme karşı direnen güçlere, Özgür Gündem ve HDP’ye saldırıyor. HDP’lilerin evleri sürekli basılıyor, tutuklanıyorlar.
Görülüyor ki, AKP, Kürdistan’da tüm meşrutiyetini yitirmiştir. Devlet sadece zor ve işgal gücü olarak kendisini egemen kılmaya çalışmaktadır. Halkı yitirmişlerdir. Halka ve demokrasiye inançları ve bir beklentileri kalmamıştır. Zor kullanarak yeniden Kürdistan’ı işgal etmeye ve elde tutmaya çalışmaktadırlar. Aslı Erdoğan gibi tanınan bir yazarın evinin basılması olası katliamlar ortamında Türkiye’de kimse kıpırdamasın, Kürtlerle yan yana durmasın mesajıdır. Bu azgın faşist bloka karşı tüm güçlerin direniş iradesi ortaya koyması çok önemlidir. Yenilmez bir birlik ve irade ortaya çıkarsa AKP ve faşizmin ömrü uzun olmayacaktır.
Muzaffer Ayata