Bu yıl 8 Mart’ı Kürt ve Türkiye’li kadınlar başta olmak üzere tüm dünya kadınları büyük bir isyan ve başkaldırı ruhu ile kutladı. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca kadın sokaklara döküldü, kadına karşı şiddeti kınadı, katliamları lanetledi, özgürlüğü ve eşitliği haykırdı.
Kadınlar 8 Mart’ın herhangi bir bayram ve sıradan bir kutlama günü değil, büyük bir direniş ve mücadele günü olduğunu yürüyüş ve eylemleriyle, ‘yasta değil isyandayız’ sloganlarıyla çok çarpıcı bir biçimde ifade ettiler.
8 Mart 1857 yılında New York’ta erkek egemen kapitalist sistemin dünya imparatoru tarafından diri diri yakılan onlarca direnişçi kadın, kadınlara direnişin kutsallığını öğretiyor, kadınları anlamın kaynağı mücadeleye çağırıyordu. Bedenleri ateş topuna dönüşürken bu kadınların haykırdığı tek şey; kutsallığın direniş, anlamın mücadele, gerçek yaşamın eşit ve özgür bir yaşam olduğu idi.
İnsanlık tarihi direnerek verilen bedellerin hiçbir zaman boşa gitmediğinin sayısız örnekleriyle doludur. 8 Mart büyük kadın direnişi de bunlardan biridir. Bu direniş tüm dünya kadınlarına derin bir mücadele bilinci, cesareti ve iradesi kazandırdı. Bu direniş kültürü üzerinden yükselen dünya kadın özgürlük mücadelesi kadınlara, kadınlı bir Dünya’nın kapılarını açtı. Kadın direnişi, erkek egemen sistemin, kültürün ve ahlakın donuklaştırdığı, matlaştırdığı, öldürdüğü yaşamı; mücadele ile özgürleşen ve güzelleşen kadınla, yeniden diriltti, canlandırdı, yeşertti.
Kürt kadınları New York’ta yükselen özgürlük çığlığını en güçlü duyan ve ayağa kalkan kadınlar oldu. Kürt kadınları Önder Apo’nun derin özgürlük felsefesinden beslenerek, gerçek kadın dostluğundan, yoldaşlığından anlam üreterek, büyük emek ve çabalarından güç alarak 8 Mart özgürlük direnişini Kürdistan’da ve Ortadoğu’da görkemli bir kadın baharına ve devrimine taşıdılar. Saralar, Zîlanlar, Bêrîtanlar, Bêrîvanlar, Viyanlar, Nudalar, Şîlanlar, Ronahîler, Rojbînler, Avaşîn Têkoşîn Güneşler ve Arîn Mîrkanlar 8 Mart direniş kültürünü özgür yaşama taşıyan özgür kadınlar oldular.
YJWK (Kürdistan Yurtsever Kadınlar Birliği) ile başlayan, YAJK (Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) ve kadın ordulaşması ile büyüyerek yayılan özgürlük ateşi, Kürdistan Özgür Kadın Partisi- PAJK ile tüm Kürdistanlı ve Ortadoğulu kadınları içine alarak derinleşti. Bu özgürlük ateşi YJA STAR, YPJ ve YPJ-ŞENGAL ile doruklaştı, KJK ile demokratik ve özgür yaşam sistemine kavuştu.
Kürt kadınları onlarca yılı bulan görkemli özgürlük mücadeleleriyle bütün dünya kadınlarına yeni bir umut, cesaret, irade ve inanç kaynağı oldular. Kürt kadını özgürleşen yüzünü en çarpıcı ve en güçlü bir biçimde Rojava devriminde, Kobanê, Şengal, Maxmur, Kerkük ve Celavla direnişinde ortaya koydu. Direnişin ve devrimin başını çeken Kürt kadını tüm dünya kadınları açısından büyük bir moral, ilham ve güç kaynağıdır.
Bu yıl dünya kadın yürüyüşünün startı 8 Mart’ta Kürdistan’da verildi. 7 Mart’ta onbinlerce kadın Nusaybin’de ve hemen karşısı Kamuşlo’da buluştu. İki görkemli buluşmanın arasından geçen, söküle söküle kırık dökük demir yıkıntısına dönüşmüş, etkisini ve anlamını çoktan yitirmiş sınır telleri direnişi haykıran kadınların ateşli özgürlük çığlıkları içinde eriyip yok oldular. Kürt kadınları egemen erkeğin kadınların beynine, yüreğine ve ruhuna çektiği telleri yıktıkça Kürdistan’ı bölen, parçalayan telleri de ortadan kaldırdı. Kürt kadınının parçaladığı kölelik zincirleri Nusaybin ile Kamuşlu’yu, Suruç ile Kobanê’yi, Hewler ile Amed’i, Mahabat ile Ağrı’yı birleştirdi.
Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesi bütün bölge ve dünya kadınlarını çok derinden etkiliyor. Şu bir gerçek ki kadınların ulusal kimliği ne olursa olsun erkek egemen zihniyetin ve sistemin kadınlara dayattığı kölelik statüsü, baskı, şiddet ve sömürü aynıdır. Tabii ki sömürgeleştirilmiş bir ülkenin kadınları bu zulmü, baskıyı ve şiddeti çok daha derin ve ağır yaşıyorlar. Fakat egemen erkeğin çıkarlarına, arzularına göre kurgulanmış ve kurulmuş bu erkek dünyada kadınların acıları ve sorunları ortaktır. Bu nedenle kadınlar hangi ulus ve toplumdan olursa olsun aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamıyorlar.
Kadın örgütlendikçe ve kendi öz savunma gücüne ulaştıkça devletin ve temsilcisi erkeğin her türlü baskı, şiddet, yasak ve sınırlandırmalarına karşı kendisini koruyabilir, erkeğe ve devlete bağımlı-muhtaç olmaktan çıkabilir. Kadın erkeğe, erkeğin sistemi devlete bağımlı ve muhtaç olmaktan kurtulmadıkça, şiddete ve katliama maruz kalmaktan kurtulamaz ve dolayısıyla özgürlüğüne kavuşması da mümkün olamaz.
Devlet sistemi egemen erkeğin imalatıdır. Kadın köleliği üzerinden kurumsallaşan, kadının adının geçtiği ama varlığının olmadığı, insana, kadına ve topluma dair tüm güzellikleri, özgürlükleri yok eden bu sömürü aygıtı ancak kadının öz örgütlenme ve öz savunma mekanizmalarını geliştirmesiyle etkisini yitirebilecek ve sönümlenecektir. Erkek aklının ürünü olan devlet sisteminin katliam ve acı dışında kadına bir şey vermediği ortaya çıkmıştır. Bu açıdan kadının eşitçe ve özgürce yaşayacağı yeni bir toplumsal sistem vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Kadın, kendi toplumsal haklarını ve özgürlüğünü korumak ve geliştirmek için kendi sistemini kendi toplumsal sözleşmesiyle (anayasasıyla) geliştirmek durumundadır.
Türkiye anayasası da dahil mevcut devlet anayasalarında kaba anlamda kadın-erkek eşitliği yer almaktadır. Cins ayrımı belirtilmeyerek cinslerin eşitliği varsayılmış olarak kabul edilmektedir. Lakin beş bin yıllık birikmiş erkek egemenliği ve kurumlaşmış devlet iktidarı kadın köleliği üzerinden inşa edilmiştir. Bu iktidar sistemi, kadında ve erkekte zihniyetten davranışa, toplumsal rollerden ruhsal şekillenmeye kadar derin bir etkide bulunmuştur. Kadın düşmanı erkek egemen cinsiyetçi bir kültür ve ahlak inşa etmiştir. Zihniyetin, kültürün, ahlakın, sosyal, siyasal ve ekonomik yaşamın kadın karşıtı olduğu bir dünyada, bir ülkede kağıt üzerine eşitlik kelimesini yazmak pratik karşılığı anlamında fazla bir değer ifade etmediği gibi ataerkil erkek egemen kültü gizlemeye ve yaşatmaya hizmet eden bir sonuca da yol açmaktadır. Kadının kendisini katleden bir erkeği yargılama hakkı yoksa bir ülkede o ülkenin demokrasi ile de bir ilişkisi yoktur.
Eşit ve özgür yaşamın tek doğru çaresi kadının demokratik özerk örgütlenmesini geliştirmesi ve bu hakkın yasal olarak tanınmasıdır. Kadının öz örgütlenme ve öz savunma hakkının resmi olarak kabul edilmiş bir toplumsal sözleşme ile garantiye alınması eşit ve özgür yaşamın temel güvencesidir. Bu gerçek anlamda hakiki bir demokrasinin ve barışın da garantisidir. Kadın toplumsal sözleşmesi (anayasası) kaba cinsiyetçi ya da salt kadın cinsinin çıkarlarını savunan bir sözleşme değil, cinslerin farklılığını gözeten, eşitlik zihniyetine dayanan, yine toplum içindeki tüm farklı kesimlerin (kadın, erkek, yaşlı, çocuk, engelli) kendi farklılıkları temelinde toplumda özgür ve eşit katılımını esas alan toplumsal bir sözleşmedir. Bu sözleşmeyi hayata geçirmek kadınların 8 Mart direnişçilerine ve ardılları tüm kadın özgürlük emekçilerine, savaşçılarına verecekleri en değerli hediyedir.
Kadının öz örgütlülüğü, öz iradesi, öz savunması ve ortak mücadele gücü-birliği kadının en temel yaşam güvencesidir. Kendisini savunmasını ve yaşatmasını bilen kadın toplumu da özgürleştirir ülkeyi de demokratikleştirir.