“Yaşama içgüdüsü yaşamayı koruma çabası, doğanın ilk davranışıdır. Sadece kaçmakla doğmaz bu içgüdü başka türlü de belirebilir. Vahşi bir güç haline gelebilir. Canlı yaratık saldırıya uğradığı zaman savaşır, dövüşür, tırmalar ve kendi varlığını savunmak için saldırır.” (General Panfilov)
Kaybettiklerini kazanmanın yeriydi dağlar,
Böyle bir tarihi bilinçle başlarsın hayalini aramaya,
Patikalara düşersin yeni bir yaşam için
Dağlara doğru yol alırsın.
Caustier, Zooloji kitabındaki ıstakozlar bahsinde şöyle diyor: “Istakozlar yılda bir defa sırtlarındaki sert kabuğu değiştirirler. Kabuksuz kaldıkları zaman o kadar aciz ve zavallıdırlar ki, düşmanlarına görünmemek için denizin diplerindeki oyuklara saklanırlar. Tekrar kabuklanıp güçleninceye kadar ortalığa çıkmazlar. Çünkü büyük balıklar bunları kabuksuz gördükleri anda saldırır ve yerler.”
Hiçbir ülkeye saldırmadılar. Hep kendi vatanlarını savundular. Kürtlerle dağlar arasında bir simbiyotik ilişki olduğu muhakkak. (Simbiyoz, genel anlamda ‘birlikte yaşama’ demek.)
Tıpkı masallarla eğitilen, öykülerle yaşam deneyimi kazanmış halkların direnen çocukları gibi… Yaşamları dün ve yarına bir bağdı. Yaşama izler bırakanlar. Yüzler hep güneşe dönük. Özgürlük bu topraklarda yaşayan halkların yüreğinde bir yıldız gibi parlar.
Gabriel Garcia Marquez’in sözleriyle: “Hayat yaşanan değildir. Kişinin hatırladıklarıdır hayat, nasıl hatırladığıdır.” Önemli olan kişinin kendi içinde hayallerini çürütmemesidir. Kişiyi hayatta tutan en etkili silahı, hayallerin peşinde koşmasıdır. Hayalsiz insan, kumsuz kum saati gibidir. İşlevsiz!
İnanç ve cesaret büyüklerinden kalan tek mirastı. Özgürlük ruhlarını hiç teslim etmediler ve kendilerini hep dağlarla var ettiler. Dağların özgürlük sevdasını ruhlarına işlediler. O izler ki, Kürtlerin yazılmayan tarihidir. Kürtler hep o tarihin sözünü tuttular. Çünkü söz her daim ölümsüzdür!
***
Her bahar umut tazelenmesidir.
Her yürüyüş yeni bir başlangıçtır.
Her başlangıç yeni bir maceradır.
Yolun yolcularına.
Büyük umutlarla çıkılır patikalara. Yolların bir güzelliği ise yoldaşların birbirine kavuşmasını ve buluşmasıdır. Ne kadar hayal kurursan kur! Gitmediğin yer ve yol senin değildir.
Böyle bir duyguyla yürüyorduk bir grup arkadaşla... Heyecanlıydık yeni arkadaşlar tanıyacak ya da tanıdığımız arkadaşlarla buluşma umuduyla adımlarımız hızlandırıyorduk. Bizden önce yürüyenlerin izleri hala tazeydi. Patika kenarında rengarenk çiçeklerin üzerinde uçuşan kelebeklerin dansını izlerken adımlarım yavaşladı. Keyfinin esiri olan kaplumbağa dışında herkesin hareket halinde olması gibi… Ama bende yorgunluk belirtileri başlamıştı. Tanımadığım yol bana daha uzun ve zor geliyordu. Yavaş yavaş karanlık çökmeye başlamıştı. Üşümeye, terim soğuduğu için öksürmeye başlamıştım. Önümde yürüyen arkadaş gülerek “haydi haydi biraz daha dayan az kaldı” dedi.
Ay ışığı altında yürümek güzel olacak diyeceğim, ama önüme bakmaktan gökyüzüne bakmaya fırsat bulamıyordum. Tepeyi inişte sesler yakınlaşmaya başladı. Kampa vardığımızda yatacak bir yer aradım. Uzun ve derin bir uyku sonrası “rojbaş” ile kalktım. Hemen ateşe doğru yürüdüm. Zaten ateşi ve çayı görünce tüm yorgunluk bir anda keyfe yol açtı. Ama yine de üşüyordum. Ateş başındaki arkadaşlarla uzun yıllar önce Nemrut dağına gittiğimde yaşadığım ilginç bir olayı anlattım. Aylardan temmuzdu. Arabayla çıkmıştık Nemrut’a. Dağın zirvesinde öyle bir rüzgar esiyordu ki, kemiklerimiz donuyordu. Hepimiz güneşin çıkmasını beklemeye başladık. Güneşin en güzel doğduğu yerde olmanın heyecanı ve bekleyişi içindeydik. Biraz ötede bir çocuk ve adamın kayalık dibinde oturduklarını gördüm. Ve kulak misafiri oldum. Adam çocuğun kirvesiymiş. Çocuğun üşüdüğünü görünce kendimi unuttum. Çocuk kirvesine şöyle diyordu “Kirve ben donuyorum haydi gidelim. Bugün ben buradayım ya, bu güneş hiç çıkmayacak mı? Ben üşüyorum.”
Uzun sürmedi. Güneş kendini gösterdi. Çocuk donmadan güneşin doğuşunu gördü. Kirvesine, sıcaklığın vermiş olduğu rahatlıkla “ya kirve bu güneşin aynısı bizim köyde de çıkıyor. Biz niye ta buraya geldik ki” dedi. Kirvesi ise bilge bir edayla “bazı güzelliklerin farkına sonradan varırsın” dedi.
Ateş etrafında hepimiz aynı anda derin bir iç çektik. Zamanın ruhu bu olsa gerek.
O çocuğun sabırsızlık ve aceleci duygusuyla şimdi bizde başka bir dağda turistik amaçlı değil de ortak bir amaç uğruna Güneşimizin özgürlüğünü bekliyoruz! Çünkü, hepimizin ortak hayali ve umudu Amed surlarında Güneşi karşılamak ve buluşmak.
Güneşe, onun yolcularına, besleme kaynaklarına, köklerine, oluşmuş değerlere güçlüce sarılmayan beceremezdi özgürlük yürüyüşünü.
İddialı ve kararlıydık. Zaten söz eylemse sözü çoktan söylemiştik.
Yürümek zamanıydı artık. Ve yürüdüler...
Kimi Botan’a, kimi Zağroslara ve Dêrsim dağlarına gitti. Kimilerinin yürüyüşü yarım kaldı. Kimileri halen yürüyor.
Uzun bir süre sonra bir arkadaş şunları yazmıştı mektubunda: “Geç kalmadan bunu sözcüklerle de olsa yazmak istedim. Yazacak o kadar çok şey var ki… Bir daha ki görüşmeye saklayacağım. Kendine çok ama çok iyi bak!
Güneşi görmek için,
Yarım kalanları tamamlamak için,
Arkanda seni düşünen ve sevenler için,
Doyamadığın hasretle kucaklaşmalar için,
Özgür günlerin acısını çıkararak yaşamak için,
Kendine çok ama çok iyi bak!” Ekin*
Zaten yaşam yarım kalan kesitlerin keşfi değil midir? Her giden, yüreğinin bir parçasını götürür. Bir parçası ise yüreğinde kalır, unutamadıklarımız gibi. Yücelir aşk olur. Tamamlanmayı bekler. Taşırsın hep acısını, yoldaşların senden önce gidişi, yüreğinde ince bir sızı ve iz bırakır.
Zaten hakikat ve özgürlük tarihe iz bırakmak değil midir ki! Bize ise takibi ve daha zirveye taşımak kalır.
***
Bugünlerde özgürlük gerillaları yine tarihi değiştirecek bir yürüyüşle Medya Savunma Alanları‘da üstleniyorlar. Kimilerine göre ‘geriye çekilme’ olsa da, önemli olan sorunun çözümüne katkı ve imkan sağlamaktır. Çünkü gerilla için önemli olan adımın nereye atıldığı değil, niçin atıldığıdır. Eğer çözüm ve özgürlük içinse adımlar daha da hızlanır. Güneşli ve özgürlük dolu günler için... Güneşe bakanın yönü kaybolmaz.
* Ekin Sivas (Esra Bulut), 12 Mart 2008’de Besta alanında Türk ordusuyla çıkan çatışmada yaşamını yitirdi.
ÖZGÜR PAZARCIK: Güneşi görmek için