
Yağ, çalıştayın kendilerinin mücadele deneyimleriyle ulaştıkları değerleri, yöntem ve ilkeleri konuşmak, kadına yönelik şiddetle mücadele ve önleme çalışmaları açısından önemli bir adım olacağını ifade etti. "Her ne kadar sığınaksız bir dünya hedeflesek de şuan sığınaklar, kadınların kazanmış olduğu en önemli mevzilerdendir" diyen Yağ, mevcut durumuyla sığınakların gerek işlevsel olarak, gerek mekansal, yöntem ve bakış açısı olarak çeşitli sıkıntıları barındırdığının da göz önünde olduğuna dikkat çekti.
Amed’de ön bir tartışma olarak başlattıkları platformu hatırlatan Yağ, bu çalıştayda görüş ve deneyimleri ortaklaştırarak, daha ileriye taşırmak istediklerini kaydetti.
Soy anadan geçtiğinde daha eşitlikçi bir yapı oluşur
Gün boyu sunumlarla devam eden çalıştayın ilk konusu, "Kadının doğal yaşamdaki yeri" adı altında hukuk, ekonomi, sağlık, eğitim, inanç sistemleri bağlamında kadının doğal yaşamındaki yerinin ele alınması idi. Sunumu yapan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Prof. Dr. Nükhet Sirman, dönemin aile yapısının bugünkü ile bağdaşmadığını ve gruba aidiyetin veya ilişkilenmelerin kan bağı ile ilişkilendirilmediğine dikkat çekti.
Soy ve aile meselesinin, toplumun birçok alanını düzenlediğini kaydeden Sirman, bu düzenlemenin yeni hiyerarşik bir yapı olduğuna vurgu yaptı. Toplumda soyun anadan geçtiğinde daha eşitlikçi bir yapı oluştuğuna işaret eden Sirman, ata soylu topluluklarda ise daha çok çocuğun, daha çok gücün arzulandığı ve daha geniş bir ailenin istendiği bir yapı oluştuğunu belirtti.
Bugün bütün toplumsal sistemlerin, bireye dayalı sistemden beslendiğini ifade eden Sirman, "Modern toplum, bedeni, toplumun üzerine yazı yazabileceği bir yazı tahtası olarak kuruyor. Sığınma evlerinde çalışan kadınlar da, işte iki toplumun kesiştiği yerde çok zor bir iş yapıyor. Kadın bedenindeki yaraları açan, kadın bedeni üzerinde söz söyleyen toplumsallıktır" şeklinde konuştu.
Demokratik toplum özgür kadınla inşa edilir
SELİS Kadın Derneği çalışanı Avukat Ruşen Seydaoğlu ise, "Alternatif hukuk" konulu bir sunum yaptı. "Demokratik toplum, özgür kadınla inşa edilir" sloganı ile sunumuna geçen Seydaoğlu, ilk olarak kadının toplumsal sözleşmesi konusunu aktardı. Her şeyden önce toplumun iktidar ilişkileri ile örgütlenmesini hiçbir dönem kabul etmediklerini kaydeden Seydaoğlu, tüm dünya kadınları olarak, mevcut toplumsallığın içinde bir birileriyle ve toplumun tüm diğer üyeleri ile özgürlükçü, adil ve eşit ilişkiler sisteminin garantisinin kadının, toplumla sözleşmesi ile gerçekleşeceğine inandıklarını söyledi.
"21. yüzyıl kadın özgürlük yüzyılı olarak tanımlanmaktadır. Her güç, kadın özgürlüğü söylemi etrafında toplumsal dokuya kendine göre şekil vermeye çalışmaktadır. Fakat tüm sistemler kadını, toplumsallığın ilk oluşturanı ve yaratıcısı olarak ele almaktan uzaktır" diyen Seydaoğlu, bozulan hakikat, kötürümleştirilen ahlak ve politika üzerinden kadının ve toplumun yorumlanmaya çalışıldığını vurguladı.
Kadın toplumsal ilişkilere anlam katmıştır
"Kadın başatlığıyla örgütlenen toplumsallığın özü, ahlaki ve politiktir" diyen Seydaoğlu, toplumun, kadının oluşturmuş olduğu yasalar, ilkeler çerçevesinde öz değerlerini belirlerken, günlük uygulama gücünü ise, politikadan aldığını belirterek, kadının toplumsal ilişki sisteminde, egemenlikli yaklaşımın gelişmediğinin altını çizdi. Toplumun tüm üyelerinin ihtiyaçları gereği, dayanışmacı ve kolektif olduklarına dikkat çeken Seydaoğlu, "Kadın tüm toplumsal ilişkilere maddi ve manevi dünyası ile anlam katmıştır" dedi. Toplum ve bireyin, kadının ilişki sisteminden esinlenerek doğa ile kendinden bir parçası gibi ilişkilendiğine dikkat çeken Seydaoğlu, egemenlikli ilişkiler sisteminin erkek tarafından geliştirilmesiyle birlikte, toplumun iktidar ve devletçi gelenek ile yürütülmeye çalışıldığını belirterek, bu geleneğin karşısında toplumların sürekli direndiklerini kaydetti.
Çalıştay 3 gün sürecek
Öte yandan ikinci gün atölye çalışmalarıyla tartışmalar derinleştirilecek. Üçüncü gün ise, atölye çıktılarının sunumları ve sonuç bildirgesinin hazırlanıp basınla paylaşılmasıyla son bulacak.
DİHA/MERSİN
Yeni yaşam alanları inşa edeceğiz
SELİS Kadın Danışmanlık Merkezi'nden Elif Berk ise, "Neden sığınaklar için yeni bir model" başlıklı bir sunum yaptı. Amed'de düzenledikleri çalıştayda, sığınma evlerinin işleyişine dair mevcut durumunun Türkiye ve dünya deneyimleri üzerinden ortaya konulduğunu belirten Berk, çalıştayda mevcut durumuyla sığınakların gerek kavramsal, gerek işlevsel, gerek yöntem ve bakış açısı olarak çeşitli sıkıntıları barındırdığının açığa çıktığını kaydetti.
Berk, söz konusu sorunları şu şekilde sıraladı: "Koruyucu ve önleyici mekanizmaların yeterince güçlü olmadığı, daha ziyade şiddetin sonuçları üzerinden bir yaklaşımın benimsendiği, kadınların sığınak sonrası yaşamlarına dair alternatif mekanizmaların üretilmediği, şiddete uğrayan ve risk altında olan kadınların ve çocukların geçici süreyle korunma ihtiyacını karşılayacak yerler olduğu, sığınma evlerinin mekansal ve anlayış olarak ekolojik bir yaklaşımı sergilemediği, kadınların sığınma evinde kaldıkları süre ve sonrasında üretime dahil olabilecekleri koşulların yeterli düzeyde olmadığı, kadın dayanışmasını güçlendirecek araçlardan biri olan kolektif yaşamın açığa çıkarılmadığı, kalan kadınlar ve çalışanlar arasında da hiyerarşik bir işleyişin olduğu, sığınakların doğal amacı olan şiddetsizliğin, sığınak ortamında yeterince sağlanamadığı, çocuklara ilişkin çalışmaların, çocukları bir hak öznesi olarak ele alan değil, anneye bağımlı bir anlayışla yürütüldüğü, kadınların sığınaktaki yaşamlarını kolaylaştıran düzenlemelerin değil, kadınları sınırlayan ve baskılayan kuralların işletildiği."
Şiddet her şeye rağmen önlenemiyor
Mevcut sığınak algısının, kadını bağımlı kılan, sürekli bir korunma ihtiyacı anlayışını geliştiren, öz iradesiz, tercihler noktasında yönlendirilerek, sanki kendi ayakları üzerinde duramazmış gibi bir perspektifte yer aldığına dikkat çeken Berk, kadının, bu yönlendirme karşısında anlamsızlaşarak bütün umutlarını yitirebildiğini söyledi. Şiddettin her şeye rağmen önlenemediğinin altını çizen Berk, "Bizim sığınaklar ile hedeflediğimiz, toplumsal rollerin eşitlenmesine çalışıp, erkeklerin binlerce yıllık egemenliğine karşı mücadele ederken, kadını şiddetten korumaktır" dedi.
Örgütlü hareketi esas alıyoruz
"Kadına yönelik cins kırımı ile mücadele ederek, ahlaki ve politik toplumsal dönüşümü esas alıp kadınların ortak akıl temelinde bir araya gelmesi ve örgütlü hareket etmesini esas alıyoruz" diyen Berk, demokratik modernitenin inşa edilmesi sürecinde yeni sosyal politikalarıyla birlikte "kadının kendi kaderini tayin hakkını kendisi belirler" ilkesinden hareketle yeni bir mücadele dönemini başlattıklarını aktardı. Kadın ve toplum sorununa eğilirken, eril zihniyete dayalı kurumsallaşmalara dayanan sığınaklar yerine, komünal bir anlayışla kollektif hareket edecek, toplumsallığın ve farklılığın gereği olan özgünlüklere önem vererek, kadın ve çocuk meclisleri temelinde yeni yaşam alanlarını inşa edeceklerini belirten Berk, "Bu bağlamda alternatif özgür yaşam alanlarını, kooperatifleri, yaşam merkezleri, kadın dernekleri kurumlaşmalarla bir bütün olarak ele alıyoruz." şeklinde konuştu.
Cins kırımının sürdüğü bir toplumda kadın özgürlüğünden söz edilemeyeceğine işaret eden Berk, "Sorumluluğu doğru temelde ele almak ise, demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü bir paradigmanın yaşama kanalize edilmesi ile mümkün olacaktır" dedi.