Rêber Apo’nun İmralı esaretine tam on yedi yıldır Kürtler alıştırılmaya çalışılıyor. Ama buna asla alışmadılar. Bu lanetli komplonun gerçekleştiği günü kendi tarihlerine "Kara Gün” olarak yazdılar. Bu Kara Gün’ü arkalarında bıraktıkları on altı yıl boyunca büyük bir protesto ve bazen de serhildan ruhuyla karşıladılar. Rêber Apo şahsında ulus olarak üzerlerindeki bu lanetli komployu boşa çıkarmak ve İmralı esaretini sona erdirmek için on altı yıldır, hep beraber seslerini dünyaya duyurmaya çalıştılar. 

Uluslararası 15 Şubat komplosunu, Kürtler bu yıl da tüm Kürdistan’da ve yurt dışı alanlarında, yaşadıkları her yerde, büyük bir öfke ve nefretle protesto edip lanetlediler. Komplocu zihniyete ve komplocu güçlere karşı sokak ve meydanlarda adeta büyük bir öfke seli olup aktılar. İmralı esaretinin sona erdirilmesi ve Rêber Apo’nun özgürlüğü için büyük bir imza kampanyası yürüttüler. Dünyanın azımsayamayacağı bir sayıda insan bu imza kampanyasına destek verdi ve katıldı. 

Bu neyi gösteriyor? 

Kürt halkının demokrasi ve özgürlüğe doğru, bu ısrarlı ve iddialı yürüyüşünü sağlayanın, Önderliğine olan güven ve bağlılığı olduğunu gösteriyor. Güven ve bağlılık, gönül vermekle, sevmekle ilgili gelişen bağlardır. Sadece kuru aklın geçerliliği ile sağlanacak bağlar değildir. Zaten bu yüzden gönül gözü kör olan modernist felsefe ve pozitivist sosyoloji, oluşan bu toplumsal doğa bağlarını açıklayabilecek kabiliyeti gösterememektedir. 

Kürt halkının Önderliği ile ilişki kapsamı, sadece ideolojik ve politik bir ilişki düzeyi olmakla sınırlı değildir. Bu ilişkide aşk ve tutku düzeyi de vardır. Kürt Halkı, Önderliğine büyük bir tutkuyla bağlıdır. Yürekten gelen bir coşkuyla kucaklamakta ve sahiplenmektedir. Kırk yıldır yılmadan, yorulmadan, gün geçtikçe daha da bilinçlenerek, daha da özümseyerek, daha da severek, daha da güvenerek arkasında yürüyor ve kendini adarcasına mücadelesine, davasına katıyor. Devlet ve iktidarların tüm tehdit, baskı, sömürü, inkar ve imha saldırılarına rağmen, mücadeleye verdiği destekten ve sahiplenme düzeyinden asla geri adım atmıyor. Bu davayı kendi davası olarak görüyor ve fedakarca, büyük bir yurtseverlik duygusu içerisinde sahipleniyor. Davaya her gün binlerce çoğalarak katılıyor.

Günümüz modernist siyaset felsefesi ve sosyolojisi, onlarca insanın neden bu uğurda bedenini ateş topuna çevirdiğini anlayamayacak kadar anti toplumcu ve anti demokrattır. Yüzlerce insanın, kendini feda eden yüreği, nereden bulduklarını çözemeyecek kadar klasik fizikçidir. Gerçek toplumdan, insan doğasından uzak durmaktadır. Bu yüzden de yaşanan toplumsal sorunlara ve bu kapsamdaki Kürt sorununa, mevcut siyaset bilimi ve yöntemleri temelinde çözüm geliştirememektedir. Devlet ve hükümetler, Kürt sorununa Newton mekaniği ile yine Bacon’un doğaya hükmeden anlayışı ile yaklaştığı müddetçe bu sorunu çözemeyecektir. Hükmedici mekanik bilimin siyaset alanını belirleme gerçeği, 20. yüzyıl dünyasını, kan ve gözyaşıyla sulamaya sebep oldu. 

O zaman Kürt sorunun çözümü, devlet ve hükümet cephesinden felsefik ve zihinsel bir değişimi de farz kılmaktadır. Değişime kapalı, doğmatik kılınmış mekanik kanunlarla devleti ve toplumu yöneten bir zihniyet ve dayandığı felsefe, elbette bugünkü toplumsal sorunları çözmeye yetmemektedir. Sadece Kürt sorununa yaklaşımda değil, diğer tüm toplamsal sorunlara yaklaşımda da durum buna benzerdir. Bu gerçek bu kadar açık bir biçimde ortaya çıkmışken, bunda ısrar etmek, topluma yapılan en büyük zulüm olmaktadır. 

Çünkü ulus devlet ve hükümetlerine hakim olan bu akıl, komplocu bir akıldır. Çözüm oluşturan değil, sorunlar üzerinden kendini büyüten, krizleri derinleştirerek kendini yaşatan ve hakim kılan bir akıldır. Tarih boyunca bu akıl, toplum dışından yürüyen bir akıl olmuştur. Toplumun gönül gözünden, demokratik iradesinden ırak, gizli tuzaklar döşeyen korsanvari bir eylem gücü olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu yüzden lanetli bir akıldır. Toplum tarih boyunca bu aklı gördüğü, duyduğu yerde lanetlemiştir. Dolayısıyla Kürtler güncel olarak, asrımıza sarkan bu komplocu akla maruz kalan bir halk olarak komployu her yıl lanetlemektedir. 

Bu lanetleme, toplumsal doğa aklının, ahlaki ve politik toplum ruhunun sesi ve eylemidir. Bu ruh toplumsal hakikatin ruhudur. Kürtler, hakikatli yaşamak istiyor. Rêber Apo’nun dediği gibi "Hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır.” İşte budur, Kürtlerin Rêber Apo’ya olan aşkını gün geçtikçe büyüten gerçeklik. İşte bu özgür yaşam aşkıdır, asrın komplosunu duruşuyla her gün biraz daha boşa çıkaran.

Kürtlerle beraber, devlet-iktidar-sermaye tekelinin, zulüm tekelinin dışında kalan demokratik toplum güçleri de artık hakikatli, demokratik ve özgür yaşamak istiyor. Bu da giderek hakikat aşkına, özgür yaşam aşkına bağlanan toplumsal umutları güçlendiriyor. Dolayısıyla biriken bu umutları, ortak bir demokratik irade kanalına akıtmanın tam zamanıdır şimdi.