
Şedadê: Sadece başlangıç - 1
YPG’nin de yer aldığı Suriye’deki 13 silahlı grubun bileşimiyle 10 Eylül 2015’te kuruluşunu ilan eden Demokratik Suriye Güçleri (QSD), daha sonra katılan diğer silahlı güçlerle bileşenlerin sayısını 20’nin üzerine çıkardı. Özellikle kurtarılan alanlarda saflara katılan çok sayıda genç ve halkın sempatisiyle gücünü büyütüyor. Hol ve Tişrîn ardından DAİŞ çeteleri için askeri ve stratejik olarak büyük önem taşıyan Şedadê’yi özgürleştiren QSD, yeni zaferlere hazırlanıyor.
YPG’nin de bileşeni olduğu Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) “Xabûr’un Gazabı” adıyla Şedadê bölgesine başlattığı operasyon başarıyla sonuçlandı. 16-22 Şubat tarihleri arasında devam eden operasyonda 2 bin 400 kilometrelik alan kurtarıldı. Kentte 275 kayıp veren DAİŞ, büyük bir darbe aldı. QSD savaşçıları, Şedadê merkezi ile birlikte 315 köy ve mezrayı özgürleştirerek büyük bir zafere imza attı. Xabûr’un Gazabı, askeri alandaki bu başarısı kadar, DAİŞ çetelerinin petrol gelirini durdurduğu için ekonomik olarak da çetelere büyük darbe vuran bir hamle.
Şedadê’ye giriş...
Kurtarılmasının hemen ardından gittiğimiz Şedadê’ye girmeden, kısa süre önce yaşanan çatışmaların izleriyle karşılaşıyoruz. Bombardımanda devrilen telefon vericisi, bir demir yığını halinde. Patlatılan bombaların açtığı çukurlar, yola saçılan şarapnel parçaları, barikat olarak kullanılan beton blokların içinden geçerek ilerlemeye çalışıyoruz. DAİŞ çetelerinin kentin giriş kapısında esirleri hapsetmek için yaptırdığı küre şeklindeki devasa kafes karşısında ilk şoku yaşıyoruz. DAİŞ vahşetinin sembolü olan bu kafesin olduğu yer en şiddetli çatışmaların yaşandığı alanlardan. Burada büyük kayıp veren DAİŞ çetelerinin yıkıntılar arasında çok sayıda cenazesinin olduğunu da öğreniyoruz.
Kentte bulunan bütün tabelalar ve birçok duvar siyaha boyanarak üzerlerine Arapça yazılar yazılmış. Ana cadde boyunca karşılaştığımız bombardıman görüntüleri, şiddetli çatışmaların yaşandığını gösteriyor. Özellikle çetelerin karargah olarak kullandığı hastane gibi kurum binalarında belirginleşen yıkımdan, burada çatışmaların daha şiddetli geçtiği anlaşılıyor. Yerle bir olan binalar, yıkılan duvarlar, aşağı inen tabelalar, düşen elektrik direkleri ve patlamaların etkisiyle yanan ağaçlar... Göze çarpan her görüntü, en canlı haliyle çatışma anlarını çağrıştırıyor. Üçüncü yılına giren bu savaşın başından itibaren izlediğimiz görüntülerin, haber yaparken kullandığımız fotoğraf karesinin bir köşesine iliştirilmiş gibiyiz. Tüm çatışmalar bittikten sonra karşılaştığımız manzara bizde böyle bir etki yaratıyorken her anında bulunanların neler yaşadığını sorgulamamak elde değil. Şedadê’yi kurtaranlar, onlarca kilometreden buraya nasıl ulaşabildi? DAİŞ’e karşı nasıl savaştılar? Şu köşede kim mevzilendi? Duvarı delen mermi izi kimin? O mangal yürekli savaşçılardan birine değdi mi? Şedadê şehitlerinden Sara, Helin, İskender, George burada mıydı?
Bunları düşünürken, etrafı kuşatan sessizlikle sarsılıyorum. Şedadê’ye girer girmez hissedilen sessizlik karşısında ürpermemek elde değil. Karşılaştığımız durum, dondurulmuş bir film karesini andırıyor. Bombardıman ve çatışmaların şiddetiyle çimento yığını haline gelen evler arasında, az sayıdaki QSD savaşçısı ve haber takibi için gelen gazeteci arkadaşlar dışında kimse yok. QSD’nin yıkıntıları temizlemek için gönderdiği iş makineleri önümüzden geçiyor. Hamle sırasında DAİŞ’ten alınan ağır silahları taşıyan araçların gelişiyle caddedeki hareketlilik artıyor.
Şedadê meydanına ulaştığımızda YPJ ve QSD savaşları tüm mimiklerine sinen zafer sevinciyle karşılıyorlar bizi. Sıcacık selamlarını veriyor, gözlerimize bakıp gülüşleriyle konuşuyorlar. Selamlama ardından gözlerinin takıldığı alana biz de bakıyoruz. Buranın DAİŞ’in Êzîdî kadınları pazarladığı, infazları gerçekleştirdiği yer olduğunu öğrenen herkesin sevincine hüzün de bulaşıyor.
DAİŞ’in alandaki beton üzerine kazıttığı kara bayrağın üstünde QSD bayrağı dalgalanıyor. Bu tarihi anı yakalamak için fotoğraf çekme yarışına giren gazeteci arkadaşlar, tatlı bir telaş içinde. QSD savaşçılarını ise fotoğraf çekmek kesmiyor! Buradaki Alevilere özgü Arapça müzik eşliğinde bayrağın dikildiği yere çıkarak halay çekip Şedadê’nin kurtuluşunu kutluyorlar.
Alandaki sevinç gösterisini arkamızda bırakarak ana caddede yürümeye devam ediyoruz. DAİŞ‘in tüm kepenklerini maviye boyayarak mührünü bastığı dükkanların tümü kapalı. Evler gibi yıkılan çok sayıda dükkan da var. Kentin tümden terk edildiğini düşünürken bir süre sonra nihayet özgürleştirilmesinden sonra evlerine dönen Şedadêlilerle karşılaşıyoruz. Hamle ardından açılan tek fırında çıkarılacak ekmeğin hazırlıkları yapılıyor. Biri el arabasıyla bize yaklaşıyor. Oyun için fırsat kollayan çocuklar da zaman kaybetmeden yasak nedeniyle uzun süredir uzak kaldıkları topla oynamak için sokakta. Kaşla göz arasında oyunlarına gazeteci arkadaşları da davet ediyorlar.
‘Hevalleri bekledik’
Özgürleştirildikten günler sonrasında gitmemize rağmen hepsinin yüzünde ilk günkü sevinç var. Arapça cümleleri içinde anladığımız tek sözcükler “heval” ve “QSD” olsa da iki elleriyle yaptıkları zafer işarelerinden memnuniyetleri anlaşılıyor. Ronahi TV’nin Arapça bilen muhabirleri, söylediklerini Arapça bilmeyen gazeteci arkadaşlara tercüme ediyor.
İlk söz ettikleri, DAİŞ’in cezalandırma yöntemleri ve yasakları oluyor. DAİŞ’in yasakladığını söyledikleri giysileri, takıları ve sigaralarıyla sokakta, karşımızdalar. Yıllardır özledikleri bu halleriyle poz vermeyi de ihmal etmiyorlar.
Cuburi aşiretinden olan Hamid Gray, “Her şey yasaktı” diyerek bir nefeste yıllardır maruz kaldıkları DAİŞ vahşetini sıralıyor. Yasakların detaylarını da veriyor. Sigara içene 40 sopa, bir paket sigara taşıyana ise bir kilo altın cezası verildiğini söyleyerek yüzünü gölgeleyen infazları anlatıyor: “Namaz kılmayanları da cezalandırdılar. Kendileri namaz kılmıyordu ama bize dayattılar. Bizi namaza çağırırken, meydanda herkesin gözleri önünde başlarını kestiler. Cezaevinde çok sayıda kişi vardı, bir kısmını bizden habersiz öldürdüler. Benim kardeşim de cezaevindeydi.”
Şedadê özgürleştirilmeden önce DAİŞ’in ateşe verdiği cezaevinde kalan 10 kişiden 7’sinin yaşamını yitirdiğini, 3’ünün de sağ kurtulduğunu anlatıyor, Hamid Gray; sonra hemen hepsinden duyduğumuz o cümleyi söylüyor: “Hep hevalleri bekledik.”
‘Yeniden doğmuş gibiyiz’
Hemen yanındaki Ahmed Abdil Mistefa da diğer yasakları anlatarak devam ediyor: “Televizyon izlemek yasaktı. Televizyon ve internet bağlantısını kestiler. Dünyayla bağlantımızın olmasını istemiyorlardı. DAİŞ’in hakimiyeti dışındaki alanlara gitmemiz yasaktı. Dükkan sahiplerinden zekat diyerek aylık yüzde yirmi vergi aldılar. Vermeyenlerin dükkanları kapatıldı. İyi ki QSD geldi. Bu zulümden kurtulduğumuz için mutluyuz.”
DAİŞ’in yasakladığı giysilerini iki yıldır evde saklayan Semael Emir ise bu pantolonlardan birini giyerek karşımıza çıkıyor. Sürekli YPG’nin kötü olduğunu söyleyen DAİŞ çetelerine inanmadıklarını belirtip, “QSD bizi koruyacak” diyor.
Xelef Abdullah ise DAİŞ işgali ardından yaşadıkları 2 yılın çok zor geçtiğini, hep zulüm gördüklerini anlatıyor. Dün taktığını söylediği yüzüğünü göstererek, “QSD geldiği için çok mutluyuz, yeniden doğmuş gibiyiz. Elimde ve kolumda dövme vardı, çıkarmaya çalıştım ama hepsi gitmedi. Görselerdi kolumu kesebilirlerdi” diyor.
‘DAİŞ kara çarşafından kurtulduk’
DAİŞ’in kara çarşaflı kadın silüeti çizerek altına “Kadının güzelliği bunun altında gizli” yazılarını yazdığı sokaklarda kadınları göremiyoruz. Bunun nedenini sorduğumuzda, DAİŞ’in kadınlara koyduğu yasaklar nedeniyle sokağa çıkmaya çekindiklerini belirtiyorlar. Bu sorunun hemen ardından bir erkeğin sürdüğü motosikletin arkasında bize doğru gelen bir kadını görmek hepimizi şaşırtıyor. Eşiyle birlikte yanıbaşımızda duran kadın, adını sormaya fırsat vermeden, her iki elini kaldırarak konuşmaya başlıyor: “Şükürler olsun ki, DAİŞ’in kara çarşafından kurtuldum. Hiç sokağa çıkamadım. DAİŞ kadınları eve kapattı. Bundan kurtulduk, kurtulduk, kurtulduk!”
Motosikletle uzaklaşan kadın kısa süre sonra ağlayarak dönüyor yanımıza. Az önce gördüğümüz sevinçten eser yok. Bir kaldırım taşına yığılırcasına oturuyor. Hıçkırık ve beddualar arasında DAİŞ’in yakınlarını öldürdüğünü, tek geçim kaynağı olan dükkanlarını yaktığını söylüyor. Arapça bilen kadın arkadaşlar, feryadına koşan kadınlarla birlikte teselli etmeye çalışıyor. Acının sessizliği çöküyor ve aklımız orada, ayrılmak zorunda kalıyoruz.
Caddenin sonunda ise yine sevinç var. İki aylık bebeği ve üç çocuğuyla bizi görünce sokağa fırlayan Nizara Cömert, Dirbesiyêli. Annesinin Kürt olduğunu söyleyen Nizara, kahkaha atarak gösterdiği sevincini Arapça dile getiriyor. Birkaç cümleye tüm kadınların yaşadıklarını sığdırıp, “DAİŞ’ten en çok kadınlar çekti. Kadın yok onlar için. Ölü gibiydik. Hiç dışarı çıkamıyorduk. Eşimin yanında dahi yürümeme izin vermiyorlardı. Kara çarşafı da zorla giydirdiler” diyor.
“Bugün en mutlu günümüz” diyen Nizara ve etrafımızı saran Şedadêlilerin zafer işaretleriyle uğurlanıyoruz. Bize “Yine gelin” diyorlar.
Cuburi aşireti: Hepimiz QSD’liyiz
QSD’nin Şedadê’nin ileri gelenleriyle birlikte yaptığı basın açıklaması için gelen Ebu Fadıl Cuburi de halkın artan desteğine dikkat çekiyor: “DAİŞ’in baskıları nedeniyle halk sessiz kalsa da hepsi QSD’den yana. QSD Şedadê’yi kurtardığı için minnettarız. Aşiretimize bağlı binlerce kişi var ve buradaki en büyük aşiretiz. Hepimiz QSD ileyiz.”
Şedadê ve çevre köylerin birçoğu Cuburi aşiretine bağlı. Mergele, Reşidiye, Xina Şarkiye, Xina Xerbiye, Şerab Qine, Ehwel Ziye, El Midaş, Xedadiye, Tile Xemiye, Wele Hileyen, Wele Miserxiye, Bisutil Mixamo, El Brec, Tel Şair, Dişeşe köylerinde Cuburi aşiret üyeleri yaşıyor ve QSD’ye destek veriyor.
Ebu Fadıl Cuburi, “Bundan sonra yapılacak işleri QSD ile birlikte yapmalıyız. Halk Meclisi oluşturulursa bunda yer almak istiyoruz. Halk kendini yönetmeli. Bu daha önce görmediğimiz bir şey ve iyi olacağına inanıyor, güveniyoruz. Arkadaşların halkın beklentilerini karşılayacağına inanıyoruz. QSD halkı kucaklamalı, sadece savunma gücü olmamalı” diyor.
Cuburi aşiretinden Mihemed El Hecel de halkın aylardır QSD’nin hamlesini beklediğini belirterek, “Hamle başlayınca çok memnun olduk, gün saydık. Halka yaptıkları zulüm kabul edilebilir değil. Şedadê çevresinde çok sayıda kişi QSD’yi seviyor ve saflarına da katılmaya hazır.”
Şedadê neden önemli?
DAİŞ çetelerinin özellikle de Cizîrê kantonuna yönelik saldırılarda merkez olarak kullandıkları Şedadê, stratejik rolü ve zenginlik kaynaklarıyla da büyük önem taşıyor. 2004 yılı nufüs sayımına göre çevre köylerle birlikte 58 bin nüfusa sahip Şedadê’nin çoğunluğu Arap olan halkının büyük bir bölümü de Cuburi aşiretine mensup. Cuburi aşireti ardından sırasıyla Hezim, Mixasen, Hesun, Cidan, Sibex, Bihson, en çok nüfusa sahip aşiretlerden. DAİŞ işgali öncesi kentten göç eden Kürt, Asuri ve Aleviler, Cizire Kantonu ve Güney Kürdistan’a yerleşti. İç savaş ardından yaşanan göçler nedeniyle nüfus, son üç yıl içinde oldukça düştü.
Şedadê doğal gaz ve petrol yataklarıyla da tanınıyor. Rimêlan ardından en çok petrol elde edilen bölge olmasından dolayı çetelerin saldırılarına hedef oldu. 14 Şubat 2013’te El Nusra tarafından işgal edilen Şedadê, 7 Şubat 2014’te DAİŞ’e teslim edildi. Çete gruplarının ilk yöneldikleri yer ise 6 bine yakın kişinin çalıştığı petrol şirketi oldu, çok sayıda çalışanı katledildi. BAAS rejiminde olduğu gibi DAİŞ döneminde de halk, petrol gelirinden pay almadı, yoksullukla yüz yüze bırakıldı. Şedadê’den çıkarılan binlerce varil petrol, kaçak yollarla Türkiye’ye satıldı.
Kent, zengin yeraltı kaynaklarının yanı sıra Xabûr nehir yatağı yakınında kurulması nedeniyle de tarım deposu niteliğinde. Buğday ekiminin yanında, Xabûr üzerinde kurulan barajdan yararlanılarak sulu tarım da yapılıyor. Tarımı ve yeraltı kaynaklarıyla BAAS rejimi döneminde de Humus ve Lazkiye’yi besledi.
Hesekê kentinin güneyinde ve 50 km uzaklıkta olan Şedadê, Şengal ve Musul sınırına da 47 km mesafede. Irak ve Suriye’ye saldırılara başlayan DAİŞ için kent, sürekli stratejik rol oynadı. Doğuda Musul ile batıda Rakka’yı birleştiren Şedadê, DAİŞ için geçiş hattı ve merkezi bir cephe oldu. Cizîrê Kantonu sınırında yer alması nedeniyle de çetelerin Rojava’ya yönelik saldırılarında üs görevi gördü, bombalı saldırılar ve katliamların planlanarak uygulama konulduğu yer oldu. Şengal, Musul, Cizîrê Kantonu’na yönelik saldırılarda DAİŞ çetelerinin silah, eleman ve lojistik takviyesi Şedadê’den gerçekleşti. Buralar, çetelerin Dêr El Zor’un savunması için de kullandıkları alanlardı.
Şengal’e yönelik 3 Ağustos 2014’te gerçekleştirilen katliamda da DAİŞ çeteleri Şedadê’den saldırdı. Esir alınan yüzlerce Êzîdî kadın ve çocuğun getirildiği, pazarlandığı yer oldu kent. Çetelerin Til Temir bölgesindeki Asurilere yönelik saldırıları sırasında kaçırılanların bir kısmı da Şedadê’ye getirildi.
DENGİR GÜNEŞ/HESEKE








