Özgürlük bir boyutu ile düşünseldir, dolayısı ile değerler dünyası ile ilişkilidir. Bu nedenle özgürlük yürekte ve kafada başlar. Zihnen köleliği kabullenen birey ya da toplumlar için bu nedenle fiziki koşulların serbestlik içermesi özgür olmaya yetmez.
Gizli esaretin zor kullanılmadan da hayatı kuşatabildiğine dair somut örnekleri kapitalist modernite ya da iktidarcı milliyetçiliğin uygulamalarında görebilmekteyiz. Kazanımların bile kaybedilebileceği korkusu üzerine kurulu yaşam felsefeleri,  değişimi göze almayı imkansızlaştırır. Değişmeyi ve değiştirmeyi göze alamayanlar ya geçmişin ya içinde yaşanılan anın esiri olurlar.
Alternatif bir gelecek iddiasında olanlarsa sadece bugüne müdahale etmekle kalmaz düne dair yüzleşmeyi de cesaretle yaparlar.
Bütün halkların özgürlük mücadelesinde öncülük önemlidir. Ama Ortadoğu halklarının sosyolojisinde ve özel olarak Kürtlerin tarihinde konu ayrıca belirleyicidir.
Türkiye devletinin doksanlı yıllardaki "terörle(!) mücadele"  aklı bu nedenle lider kadronun tasfiyesine odaklanmıştır. Sorunun toplumsal boyutunun kontrol altına alınabilmesi için bu tasfiyenin ne pahasına olursa olsun uygulanması hedeflenmiştir.
Kürt halkının önemli bir kısmının "önder" kabul ettiği Öcalan’ın resmi söylemde "bebek katili(!)" gibi psikolojik harp kavramları ile tanımlanması uluslararası komplo ile birlikte sürdürülemez hale geldi. Yakalanma ve Türkiye’ye teslim sürecini bir zafer gibi sunanlar bugün ortaya çıkan sonuçlara bakarak yeni bir okuma ve tanımlama yapmak zorundadırlar.
Sadece Kürtlerin haklarının güvenceye alınması değil, doğal olarak aynı zamanda Türkiye’nin barışının da kilit konumuna yerleşmek on beş yıllık kararlı duruşun eseridir.
Kürt özgürlük mücadelesinin geldiği aşama, tüm engellemelere, yasaklamalara, tecrite ve imkansızlıklarına rağmen ortadadır.
Kürt siyasetini beğenseniz de beğenmeseniz de bir realite olarak somut özne pozisyonu tescillenmiştir. Bütün eksik ve yanlışlarına rağmen ortaya çıkan tablo elbette ödenmiş ağır bedellerin eseridir.
Bugün gelinen noktada sayın Öcalan’ın özgürlüğü, çatışma yaşamış tüm ülkelerin barış süreçlerinde olduğu gibi çözümün parçası, sürükleyicisi, hızlandırıcısı, kolaylaştırıcısı konumuna gelmiştir.
Türkiye toplumunun zihnindeki Öcalan algısının ne ölçüde ve nasıl değiştiği ayrı ama önemli bir tartışma konusudur.
Esas itibarı ile daha belirleyici olan Kürtler’in dünyasında  Abdullah Öcalan’ın nerede durduğudur.
Ona baştan karşı çıkan ideolojik olarak itirazı olan Kürtler açısından bile, Türkiye tarafından Öcalan’a biçilen rol, artık Kürtlere reva görülenin sembolü durumundadır. Onu cezalandırmak isteyenler, öfkesini yenemeyenler, aslında O’nun nezdinde Kürtlere layık gördükleri muameleyi dillendirmektedirler.
Belki daha önemlisi ise gerçekten Öcalan’ı anladığını iddia edenlerin durumudur. Yakalanıp teslim edildiğinde kendi hayatlarını feda eden onlarca insanın eylemlilikleri göstermiştir ki Öcalan’ı imha yolu ile tasfiye imkansızlaşmıştır.
Belki bazıları abartılı bulabilir ama bence bugün Öcalan’a yönelik asıl tehdit onun projelerini, çözüm önerilerini boşa çıkaracak tutum ve alışkanlıklardır. Küçük iktidarcı hesaplar, kişisel ya da feodal çıkarlar uğruna Öcalan’a şeklen itiraz etmeyip ama O’nun uyarılarını uygulanamaz kılan, ısrarlı önceliklerinin içini boşaltan davranışlardır.
İdam cezasının kaldırılması gibi kritik bir kazanımla Türkiye demokrasisi nasıl bir eşiği atladı ise tüm muhalifler ve siyasi mahkumlar için sonuçları olacak bir "özgürlük" ortamı ile Türkiye barışı yeni bir aşamaya ulaşacaktır.