
16. yılında 15 ŞUBAT KOMPLOSU - 4
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Türk devletinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a bir halk önderine yakışır tutumla yaklaşmadığını belirtti. Türk devletinin Öcalan’a yaklaşımının zorunluluklarından dolayı değiştiğine dikkat çeken Ok, “Ya kendilerini bitirecek şiddetli bir savaşa girecek ya da Önderliği tanıyarak diyalog ve görüşme yapacaklardı” dedi. Türkiyeli ilerici, devrimci güçlerin önemli kısmının Kürt Halk Önderi konusunda devletin kara propagandasına kandığı eleştirisinde de bulunan Ok, çağrıda bulundu: “Rêber Apo’nun özgürlüğü için dünyanın her tarafından halklar çalışmalar yapıyor. Onun özgürlüğü ise en çok Türkiye’deki devrimci, sol, sosyalist güçleri ilgilendiriyor. Daha çok çalışmak gerektiğine inanıyorum.”
15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun zindandaki tanıklarından Ok’la söyleşimizin ikinci kısmında Türk devletinin Kürt Halk Önderi’ne yaklaşımını ve Türkiyeli demokrat, ilerici güçlerin tutumunu konuştuk.
Türk devletinin Öcalan’a yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
Türk devletinin Rêber Apo’yu nasıl değerlendirdiği ve Rêber Apo’ya nasıl yaklaştığı, kendisiyle yarım yüz yıl mücadele içinde gösterdiği pratiklerinden iyi bilinir. Türk devleti, Rêber Apo’ya karşı onlarca imha ve suikast girişiminde bulundu. Uluslararası Komplo için uluslararası hegemonik güçlere vermediği taviz kalmadı, tüm kaynaklarını peşkeş çekti. Önderliğimize karşı inanılmaz bir kara propaganda yaptı. Tek amacı Rêber Apo’nun halkımız ve insanlık nezdindeki itibarını düşürmekti. Öbür yandan sahte Kürt önderlerini hazırlamak için çok çabaladı, çok gayret gösterdi. Özetle Rêber Apo’yu fiziki ya da manevi anlamda tasfiye etmek için ne lazımsa yaptı. Ancak Önder Apo, İmralı’da kurulan sistemi iyi çözerek, kendisine karşı yürütülen özel savaşı ve psikolojik harekatı derinden kavrayarak, kendisini planlı, örgütlü hale getirerek bilinçli bir mücadele yürüttü. Tarihin en büyük mücadelesi, bu zor koşullarda Önderlik tarafından yürütüldü. Ağır tecride ve yürütülen özel savaşa rağmen güçlü iradesiyle inisiyatifi hep elinde tuttu. Bir an olsun yoğunlaşmasını ve direnişini eksiltmedi. Büyük bir yoğunluk ve yaratıcılıkla düşman karşısında ayakta kaldığı gibi İmralı’yı bile politik bir mücadele alanı haline getirdi.
Şimdi yaklaşımda bir değişim olduğu görülüyor. Bunu yaratan ne oldu?
Türk devleti, İmralı’da Önder Apo’ya bilimsel, gerçekçi ve saygın yaklaşmadı. Bir halk önderine nasıl yaklaşmak gerekiyorsa, ona göre bir tutum içinde olmadı. Sıradanlaştırmayı denedi. Hatta kendince, “Kullanabilir miyim” hesaplarını yaptı. Tabii bütün bunlar ahlaki, gerçekçi ve saygın yaklaşımlardan uzak; intikamcı, sorumsuz ve gayri ciddi yaklaşımlardı. Zaten kültürel soykırımcı sömürgeci Türk devletinden farklı bir tutum beklenemezdi. Onlarca yıldır esas mücadele verdikleri güç Önder Apo’ydu. Bu nedenle bu mücadeleyi İmralı koşullarında da sürdürüp Önder Apo şahsında hareketimizin ve halkımızın umudunu ve iradesini kırmak istiyorlardı. Önder Apo da bu gerçekliği derinden bilerek kendini örgütlüyor, her anını bir mücadele duruşu haline getiriyor, İmralı koşullarında bile “Hareketimizi ve halkımızı daha ne kadar etkili mücadele eder hale getiririm” çabası gösteriyordu.
Rêber Apo’nun hareketimiz ve halkımız nezdindeki yeri, giderek Ortadoğu halkları ve insanlık nezdindeki yeri ve itibarı bilinmektedir. Türk devleti, “Önder Apo’yu etkisizleştirirsem her şey biter” diye düşündü. Amaç bu olduğu için yaklaşımları da hep buna göre oldu. Tabii yanılgılı, yanlış, sorumluluktan uzak, gayri ciddi yaklaşımlardı. Bu hesapların gerçekleşmesi mümkün değildi. Nitekim düşündükleri gibi de olmadı. Rêber Apo, herkesi bir kez daha şaşırtan tarzda Demokratik Ulus perspektifli yeni paradigmasıyla müthiş bir yenilenme gerçekleştirdi. İmralı‘da halkımız ve insanlık için büyük yoğunlaştı. Hareketimizin ve halkımızın bırakalım mücadelesiz kalmasını, daha etkili mücadele edeceği ideolojik-teorik perspektifleri geliştirdi ve sürekli derinleştirdi. Hareketimiz ve halkımız bu temelde bilinçlenerek yeniden örgütlendi. Mücadele yükseltildi ve hareketimiz Ortadoğu’nun en belirgin bir gücü haline geldi. Türk devleti, bütün bu gelişmelerden sonradır ki, ancak Önder Apo’ya karşı az da olsa realist bir politika izlemeye başladı. Çünkü Önder Apo’ya ve Özgürlük Hareketi’ne karşı eski mücadele tarzıyla yaklaştığında sonuç alamayacağını, hatta Türkiye’nin birçok gücüyle karşı karşıya geleceğini görüyordu. “Savaş da barış da Önderlik’le olacaksa, o halde Rêber Apo’yla ilişkilenmeliyiz” diye düşündüler. Önderliğimize karşı zihniyette henüz köklü bir değişiklik olmasa da Türk devletini sınırlı da olsa değişikliğe zorlayan, Önderliğimizin bizzat geliştirdiği politikalar, gösterdiği duruş ve Özgürlük Hareketi’nin gelişmesi olmuştur. Türk devletinin Rêber Apo’yla ilişkilenme düzeyi, şu anda böyle bir düzlemde ve bu minval üzerinde olmaktadır.
Türk devletinin Önder Apo’ya yaklaşımında bir değişiklik olduysa, bu biçimde, zorunluluk temelinde olmuştur. Halen de olumlu ve istenen düzeyde ciddi bir yaklaşım içinde olduğunu söylemek zordur. Çünkü Türk devleti ve AKP iktidarı, Kürt düşmanlığı üzerine kurulan zihniyetinden arınmış değildir. Onlara göre devletin başına bütün bu belaları açan Rêber Apo’dur. Kendi sömürgeciliklerinin acımasız özelliklerini ve haksız politikalarını kabul etmedikleri için Kürtleri, Özgürlük Hareketi’ni ve Rêber Apo’yu sürekli hedeflemişlerdir. Oysa Önder Apo Türk devletine, AKP iktidarına fırsatlar sundu. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için sürekli perspektif, proje ve yol haritalarını geliştirdi. AKP devleti, Önder Apo’nun ve hareketimizin bu ciddi yaklaşımlarına gereken, doğru tutumu göstermedi. Zorlandığında ancak kerhen ilgi duydu. Eğer AKP devleti ciddi olup sorumlu bir yaklaşım gösterseydi, şimdi Kürt sorunu çözülmüş, Türkiye de demokratikleşmiş olacaktı. Ancak AKP’de Kürt sorununu çözecek demokratik bir zihniyet olmadığı için her yaklaşımı istismar etmiş, kendi hükümetini sürdürmek doğrultusunda ele almıştır.
20. yüzyıl isyanlarını hatırlayalım. İsyan liderlerinden hiçbiri sağ bırakılmamıştır. Hepsi ya darağacında ya sürgün yollarında katledilmiştir. Seyit Rıza ve Şeyh Sait örneklerinde olduğu gibi birçoğunun mezarları dahi yok, cesetlerinin bile nerede olduğu halen bilinmemektedir. İsyanlardan sağ kalanlar ise davalarından vazgeçirilmiş, tamamen sıradanlaştırılmıştır. Önder Apo, Kürtlerin son isyanını başlattı. Hem de nefes nefese kırk yılı aşkın bir isyan! Türk sömürgeciliği, tarihte olduğu gibi bu son isyanı da bastırmak için elinden ne geldiyse yaptı. Ancak isyan sürdü ve büyüdü. Rêber Apo’nun buradaki farkı, dünyanın en zor isyanını geliştirmesine rağmen halen İmralı Zindanı‘nda tutuklu da olsa Özgürlük Hareketi’ne ve halklarımıza Önderlik rolünü kesintisiz biçimde yerine getirmiş olmasıdır. Bu gücü ve iradeyi göstermiş olmasıdır. Türk sömürgeciliğine karşı en uzun süreli bu isyan, Önder Apo tarafından her türlü yenilgiye kapıları tamamen kapatılmış, özgürlüğe kilitlenmiş ve kazanacağı kesin olan bir isyandır. Önder Apo, bu büyük isyanın lideri olarak halen yaşıyor ve mücadelemize yol gösteriyorsa bu kesinlikle onun Önderlik dehasıyla ilgilidir. Böyle bir Önderlik gerçeği karşısında Türk devleti daha fazla dayanamaz, direnemezdi. Aslında çok bile direndi. Ancak halkımız ve hareketimiz, “Önderlik savaş ve barış gerekçemizdir, halkımızın siyasi iradesidir” dediğinden, Önderlik’le görüşmeleri kaçınılmazdı. Ya kendilerini bitirecek şiddetli bir savaş içine girmek zorunda kalacaklardı ya da Önderliği tanıyarak diyalog ve görüşme yapacaklardı. Önder Apo da AKP’de bir çözüm politikası olmasa da devleti ve toplumu bir çözüme hazırlamak için bu görüşme taleplerine olumsuz yaklaşmadı. Dolayısıyla gelinen aşamada Önderliğe yaklaşımlarının değişmesi, Önderliğin İmralı’daki duruşu, direnişi ve bunun halkımızın ve hareketimizin mücadelesinde yarattığı büyük gelişmelerin sonucu olarak görülmelidir.
Türkiyeli demokratların, ilerici, devrimci güçlerin komployla ilgili doğru, yeterli tutum geliştirdiğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası Komplo’nun gerçekleştiği ilk dönemlerde bizim kadar dostlarımız ve diğer ilerici, demokrat sol güçler de büyük bir şaşkınlık içindeydi. Komplo’nun ilk gününden bugüne kadar Önder Apo’yu doğru değerlendiren, dostça ve sadıkane kalan birçok dost, şahsiyet ve kimi örgütler de oldu. Ancak önemli bir kesim, ilk başlardaki o yoğun yanlış bilgilenme biçimi, Türk devletinin geliştirdiği muazzam karşı propaganda ve bazı işbirlikçi milliyetçi Kürtlerin Apo ve PKK düşmanlığı çerçevesinde yaptıkları karalama kampanyası karşısında olumsuz değerlendirmelere girdi. Aslında iyi niyetli ve dürüst olmalarına rağmen bu tür değerlendirmeleri yapanları çok da yadırgamıyorum. Çünkü Önder Apo, gerçekten insanlığa ve çağımıza ışık tutan yeni perspektifler geliştiriyordu. Aslında İmralı’da esaret altına alınmadan önce de reel sosyalizm konusunda çok kapsamlı değerlendirmeler ve çözümlemeler yapmıştı. Eski yaklaşımlarla etkili mücadele edilemeyeceğini görerek alışagelen kalıpları kırıyor, sosyalizmin yaratıcı özünü pratikleştiriyordu. Reel sosyalizmin çözülüşünden sonra dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan durumu çok iyi değerlendiren Rêber Apo, mücadelemizin ulaşmış olduğu düzeyi de esas alarak büyük bir sorgulama sürecini başlattı. Esaret altına alınmadan önce kısmen geliştirmeye çalıştığı yoğunlaşmasını İmralı’da daha da derinleştirip kapsamlılaştırarak köklü sonuçlara ulaştı. Bilim, iktidar, cinsiyetçilik, milliyetçilik, ulus kavramı gibi birçok konuda derinlikli yeni açılım ve perspektifler geliştirdi. Henüz reel sosyalizmin etkisinde olan grup ve kişilerin bunu hemen anlaması zordu. Bazıları tepkilerini sessiz kalarak gösterirken bazıları da “Fırsat bu fırsat” dercesine son derece olumsuz ve karalayıcı yaklaşımlar içerisine girdi. Ancak Rêber Apo’nun görüşleri ve savunmaları dışarıya ulaşınca, insanlar okuyup tartışınca, hem Rêber Apo’yu hem de geliştirdiği yeni paradigmayı daha iyi anlamaya başladılar. Bugün artık sadece Kürdistan ve Türkiye’deki demokratik sol - sosyalist güçler değil, dünya sol hareketleri ve devrimcileri Rêber Apo’nun görüşlerine büyük değer vermektedir. Güney Amerika’nın birçok ülkesinde Rêber Apo’nun savunmaları eğitim konusu yapılmaktadır. Aslında Rêber Apo’nun şahsında sosyalizmin yeniden doğuşu gerçekleşmiştir. Bu, bütün devrimci, sol, sosyalist güçlerde, emekçilerde, başta ezilen ve mücadeleci kadınlar olmak üzere tüm inanç toplulukları ve ezilen tüm halklarda büyük bir güven yaratmıştır. Kapitalist moderniteye karşı küresel düzeyde Demokratik Modernite ve Demokratik Uygarlık bilinci gelişmektedir. Ulus devletçiliğe karşı örgütlü demokratik topluma dayalı Demokratik Ulus ve Demokratik Konfederalizm’in halklar için tek çözüm seçeneği olduğu şimdi daha iyi görülmektedir.
Rêber Apo’nun özgürlüğünün, tüm devrimci ve sosyalist güçler için büyük bir moral ve zafer olduğuna inanıyorum. Hiçbir devrimci, sol, sosyalist bunun dışında olamaz. Nitekim Rêber Apo’nun özgürlüğüyle ilgili kampanyaya Türkiye’de birçok devrimci sosyalistin katıldığını görüyor ve bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Rêber Apo’nun özgürlüğü için dünyanın her tarafında diğer halklardan devrimciler, aydınlar, sanatçılar, sol, sosyalist güçler de kampanya yürütmüşlerdir. Aynı şekilde Ortadoğu’da kampanya yürütülmüştür. Rêber Apo bir kişi değil, bir halkın iradesi ve ezilen tüm insanlığın bir kazanımı olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla Rêber Apo’nun özgürlüğünün dünyada olduğundan daha fazla Türkiye’deki devrimci, sol, sosyalist güçleri ilgilendirdiğine inanıyorum. Bu şüphesiz devrimci dayanışma gereği görev ve sorumlulukların eksiksiz yerine getirildiği anlamına gelmiyor. Türkiye’deki sol, sosyalist, devrimci güçlerin bu konuda yapacağı daha çok çalışmanın olduğuna inanıyorum. Her şeyden önce de Rêber Apo’yu okumalarını, varsa eleştirileri dostça ve dürüstçe geliştirmelerini, böylece sosyalizm mücadelesinde daha güçlü ortaklaşmalarını bekliyorum. Önder Apo’nun özgürlüğü için de çalışmaları daha güçlü biçimde ortaklaştırmamız gerekiyor.
YARIN:
* İsrailli akademisyen, gazeteci ve eski ordu mensubu Prof. Dr. Dror Zeevi, İsrail’in Komplo sürecindeki tutumunu ve güncel Kürt politikasını değerlendiriyor.
* Almanya Federal Parlamentosu’nun Sol Partili milletvekili Ulla Jelpke, Uluslararası Komplo’yu, Almanya’nın tutumunu ve güncel Kürt politikasını değerlendiriyor.
DEMHAT TOLHILDAN/BEHDÎNAN