Egemenlerin şanlı tarihleri var. Fetihleri var, mesela hala İstanbul’u aldık diye, Ulubatlı Hasan mesela elinde bayrağıyla çizilmiş resmini hatırlıyorum ilkokul duvarında ama başkaları işgal ederse bu sefer ‘kurtuluş’ları var, hepsi anlı şanlı, çizilmiş, mesela yağlı boya ile, yağlı kalem ve resimde gösterilmese bile yağlı urganlar ucunda salladıkları bedenlerden yapılmış. Bunla övünenler var çünkü hayatta kendilerini çok küçük hissediyorlar, yoklar, konduğu bokla övünen bok sinekleri gibi…

Egemenlerin yasaları var, işlerine geldiğinde dibine kadar kullandıkları ve yetmeyince boylarına kadar aştıkları. Mahkemeleri var. Cüppeler, zabıt katipleri, mübaşirler ve mutlaka ‘Adalet Mülkün Temelidir.’ Yazısı. Bu mahkemelerin kararları var. Egemenlerin ki o zaman kim egemense onun ve şanlı tarihlerinin yine kim egemense onun kararlarının yazıldığı… 

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi hapisleri var, demir parmaklıkları ama şimdi daha çok sadece duvarları ve duvarları –O duvarlar bize vız gelir vız’- İçinde çalınmış gökyüzünün şairleri ve çalınmış hayatların susturulmaya çalışılmış kahramanları. Eh bir de bu kadar ton beton ve demiri kullanmak için çalışanları var, gardiyanlar, müdürler, mapusa ziyaretçi taşıyan minibüs şoförleri ve kapı önündeki beklemeyi ısıtan çay ocakları…

Mutlaka ki paraları var. Önceden altındı bunlar ve daha önce gümüş. Şimdi üstlerinde mağrur egemen resimleri basılmış, kağıda tahvil edilmiş güç ve kuvvet. Yasal ve yasal olmayan gelirleri, bunları yeniden artırabilecek ve kendilerine, iktidarlarını ve tabii ki şanlı tarihlerini yeniden ve yeniden yazdıracak ve de bu yüzden kendi yalanlarına yani şanlı tarihlerine, hani cinayetler ve katliamlarla dolu tarihlerine, hani en yakınına bile hainlik, alçaklık ve sizin bildiğiniz her şer ve bizim hiç bilemediğimiz her türlü kötülükle dolu şanlı tarihlerini yeniden yazıp ve her gün buna kendisi inanıp, kendisini bir şey sananlar var. 

Kendi yaptıklarının gölgesinden korkanlar, bir okyanus kadar mutsuz ve ancak bir yün güvesi kadar bahtiyar o da bazen ve belki ve en mutlu anları, sadece kendi sünnet törenleri. Bütün bunlara rağmen herşeylerinin var olduğunu zanneden mesela makam arabaları, direksiyonunda oturan ve kapıyı açan bir şoför ya da başka bir kapı açıcı, toplantı salonları, istediğiniz zaman değiştirilebilen toplantıya katılacak olanlar, evet efendimciler, banka hesap numaraları ve unutmadıysanız şifreleri, bir ya da iki ülke, mayınla çizilmiş sınırlar, suratınıza bakmakla görevli sınır muhafızları, özel doktorlar ve özel kalem müdürleri… Ne biliyim o kadar çok şeyleri…

Siz egemenler! Sahip olduğunuz bu kadar şeye rağmen, özgürlüğü susturabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Bir Halk susturulabilir mi?