Özgürlük ateşi bir toplumu sarmaya görsün. Dünyanın tüm silahlarına, dünyanın en güçlü dostlarına, dünyanın en donanımlı tekniğine ve dünyanın en ırkçı ve saldırgan toplumuna sahip olsanız da, o ateşi söndüremezsiniz. Böyle olduğunu bildikleri halde hemen hemen tüm istilacı, işgalci ve sömürgeci güçler aynı beyhude çabayı sürdürmektense geri durmadılar.
Oluk oluk kan aktı. Dünyayı birkaç kez yeni baştan imar edecek, üzerinde yaşayan milyarlarca insanı açlık sarmalından kurtarıp tüm toplumların yaşam standartlarını birkaç misline katlayabilecek maddi kaynaklar bu beyhude ve sonuçsuz çaba için berheva edildi.
Özgürlük bedel ödemeyi gerektirir. Özgürlük çaba ve fedakarlık gerektirir. Ve özgürlük buna ulaşmak için gerekirse can vermeyi, bunu göze almayı gerektirir.
Güney Afrika’daki Apartheid rejimi oldukça direndi. Çok kan döktü. Yaşamı yerli halka zehir etti. Ne var ki sonunda göçüp gitmek zorunda kalan ve tarihin çöplüğüne savrulan o oldu. Kazanansa çıplak yürekleri ellerinde, özgürlük şarkıları dillerinde yerli halk oldu.
Peki ya üzerinden güneşin batmadığı Büyük Britanya, fakir ve aç, elinde bir taş dahi olmayan Hindistan halkının özgürlük ateşini söndürebildi mi? Üç kıtada at koşturan, kılıç kuşanan Osmanlı, küçücük Bulgaristan ve Yunanistan halklarının özgürlük ateşini söndürebildi mi? Ya da dünya jandarması şımarık ve arrogant Amerika Vietnam’ı elinde tutmayı başarabildi mi?
Hiçbir diktatörlük, hiçbir zorba rejim, hiçbir sömürgeci güç özgürlük ateşi ile yanıp tutuşan bir halkın mücadelesi karşısında direnme başarısını gösteremedi. Hep çekip gitmek zorunda kalanlar zorbalar, diktatörler, sömürgeciler oldu.
Kürtleri sarıp sarmalayan, kavurup yakan özgürlük ateşi iki asırdır, zaman zaman soluklansa da Kürt halkını ısıtmaya devam ediyor. 20 yıldırsa elle tutulur meyvelerini vermeye başladı. Sömürgeci halka Kürdistan’ın güneyinde kırıldı, halk özgürlüğüne kavuştu. Şimdi sıra Kürdistan’ın Suriye egemenliği altındaki parçasında. İki aydır özgürlük havasını soluyan Kürt halkı, bir değil yüz Esad da gelse, yüz değil beşyüz Tayyip kılıklı Müslüman Kardeş Şam’a taht da kursa, özgürlüğüne koşar adım yürümeye devam edecektir.
Kuzey yakasında ise bunca bedelden, bunca acıdan, dökülen bunca kandan sonra milyonları saran özgürlük ateşini kimse söndüremez. Özgürlük ateşinin tutuşturulması bir kıvılcımı gerektirir ve aradan her geçen gün ve ödenen bedelle tüm toplumu, tüm ulusu sarar ve harmanlar.
Bu ateş bir yerde bir ölüm orucuyla tutuşturulabilir. Başka bir coğrafyada bir gencin bedenini ateşe vermesiyle. Bir kıvılcım, bir işaret fişeğiyle başlar tümü. Ve zamanla bir ateşe dönüşür, yanıp kavuran. Şêx Said, Seyid Rıza, Qazî Muhammed ve Leyla Qasımların kıvılcımı Mazlum Doğan, Hayri Durmuş, Yılmaz Demir, Necmettin Büyükkaya, Zekiye Alkan ve Rewşenlerle meşaleye döndü. Ve onlardan milyonlara sirayet etti. Onların adlarını taşıyan yeni nesiller birer fedaiye dönüştü ve özgürlüğün harman yeri dağın yolunu tuttu.
Kürtlerdeki özgürlük ateşi Türk toplumunda ırkçılık olarak karşılık buldu. Kürtlerin özgürlük ateşini mutlu sona kavuşturacak derman var. Ama Türk toplumunda başgösteren ırkçılığı tedavi edecek, kısa sürede onu sağlıklı bir toplum haline getirecek bir ilaç ne yazık ki yok. Bu ancak ve ancak birkaç neslin bu illet hastalıkla mücadelesiyle aşılabilir.
Bir halk özgürlüğüne kavuştuğunda huzura erer, serpilip gelişir. Irkçılık illetine tutulan bir toplumsa sirkeleşip küpüne zarar vermeye başlar, hırçınlaşıp saldırganlaşır, kendini yer bitirir.
Son otuz yıllık mücadelede Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer gibi Cumhurbaşkanlarının; Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit gibi Başbakanların; Necdet Üruğ, Necip Torumtay, Doğan Güreş, İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ ve Işık Koşaner gibi Genelkurmay Başkanlarının hükmü ne kadar olduysa Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Necdet Özel’inki de o kadardır.
Hepsi de kendinden ne kadar da emindi. Ne kadar da ateş saçıyordu, açtıklarında ağızlarını. Tümü de göçüp gitmek zorunda kaldı, gölgesiz. Tersini düşünenler İdris Naim Şahin’in 18 Ağustos tarihli Colemerg/Hakkari gezisine bakabilirler. Yüzde ellilik bir İçişleri Bakanı egemenliği altındaki bir ilde sığınacak bir delik arama durumuna düşüyorsa, gerisini izaha fazlaca gerek yok.
Ve onun içindir, yeni Milli Seferberlik Deklarasyonları. Onun içindir, Milli Mutabakat Sözleşmeleri. Onun içindir, ortalığa salınan ağzı salyalı grüh ve yaşanan linç ve yangınlar. Ve tüm bunlar onların derdine derman olmayacak, tersine kopuşu daha da hızlandıracaktır. Kazanan Kürt halkı, kaybedense Türk sömürgeciliği olacaktır. Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri tarihi bunu söylüyor. Ve sona kalmış Kürt özgürlük mücadelesi de, işte bu mutlu sona koşuyor.

msahin1@web.de