Güneybatı Kürdistan’da “Özgürlük Devrimi” sloganıyla halkın bir buçuk yıldır yürüttüğü büyük ve kararlı mücadele kalıcı sonuçlar vermeye başladı. Kobani ve Afrin’de halk yönetime elkoydu. Kamışlo ve Derik gibi Batı Kürdistan’ın diğer kentlerinde de yoğun kitle yürüyüşlerinin olduğu basına yansıyor. İrili-ufaklı tüm kent ve kasabalarda da halkın artık kendini yönetmeye başlayacağı anlaşılıyor. Şam’da Baas yönetiminin yediği darbe Suriye’nin değişik yörelerinde bu tür gelişmelerin yaşanmasına yol açıyor.
Kürt insanlarının bir anda kendi kendilerini yönetir hale gelmelerinin yarattığı şaşkınlık ve sevinç yüzlerinden okunuyor. Halkın yaşadığı büyük heyecan ve coşku TV ekranlarına yansıyor. Sanki onyılların, yüzyılların rüyası gerçekleşiyor gibi. İnsanlar sokaklarda birbiriyle kucaklaşıyor. Kürt bayrakları göndere çekilirken kadınların çektiği tilili etrafı çınlatıyor. Güneybatı Kürdistan kentlerinde gerçek bir özgürlük bayramı yaşanıyor.
Son süreçte gelişmelerin buraya varacağı zaten önemli ölçüde belli olmuştu. Kürt halkının özgürlük için yürüyüşü neredeyse her güne ve ana yayılır hale gelmişti. İki hafta önce Güneybatı Kürdistan’ın tüm örgütleri Hewlêr’de bir araya gelerek yedi maddelik bir ittifak anlaşması imzalamış, bu birlik adımı tüm parçalardaki Kürtler tarafından güçlü bir biçimde desteklenmişti. Biz de bu birliğin yeni bir Kürt statüsüne yol açacağını değerlendirmiştik.
Şimdi sözkonusu gelişmeler parça parça yaşanıyor. Kürtler oldukça dikkatli bir biçimde adım adım özgürlüğe yürüyor. Güney Kürdistan’dan sonra yeni bir Kürt statüsünün de Batı Kürdistan’da ortaya çıkacağı anlaşılıyor. Esat yönetiminin artık geri dönülemez bir sürece girdiği ve Suriye’de ciddi değişikliklerin yaşanacağı artık netleşmiş bulunuyor. Kobani ve Afrin’de atılan adımların, Batı Kürdistan’da yaşanan gelişmelerin tüm Kürdistan ve bölge üzerinde ciddi etkisinin olacağı görülüyor.
Kürtler dışında Kobani ve Afrin’de yaşanan gelişmelere ilk tepki Türkiye’den geliyor. AKP Hükümeti derhal “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” açıklaması yapıyor. Bu açıklama bir tür Güneybatı Kürdistan’daki gelişmelere karşı tavır koyma oluyor. Kürtler “Ayrılma niyetlerinin olmadığını, demokratik bir Suriye’de birlik içinde özgür yaşamak istediklerini” açıklasalar da, Türkiye yönetimi Suriye Kürtlerinin statü kazanmasından korkuyor.
Kürdistan’da yaşanan gelişmeler Suriye üzerinde yürütülen mücadeleye dair birçok gerçeği su yüzüne çıkartıyor. Şimdiye kadar yaşanan muğlaklık ve belirsizlikleri aşıyor. Kimin gerçekten ne istediğini ve niçin mücadele ettiğini somut olarak ortaya koyuyor. Kimin Suriye’de değişim istediğini ve kimin mevcut statükoyu korumaya çalıştığını gösteriyor. Adeta bir turnusol kâğıdı gibi, kimin gerçek renginin ne olduğunu belli ediyor.
Şimdiye kadar mevcut Suriye rejimine en çok karşı çıkan güç olarak AKP Hükümeti görünüyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan Baas yönetimine herkesten önce savaş açmıştı. Nitekim Doğu Akdeniz’de bir Türk savaş uçağı düşürülmüştü. Şam’daki son patlama da dahil Suriye’de yaşanan olayların arkasında AKP desteğinin olduğunu herkes söylüyordu. Suriye’de en çok değişim isteyen gücün AKP Hükümeti olduğu sanılıyordu.
Oysa Kürtlerin attığı adımlar tüm bunların gerçek olmadığını ortaya çıkardı. Türkiye yönetiminin Suriye’de değişim yaratmak için değil, olası bir değişikliği engellemek için çalıştığı, herkesten önce davranarak denetim sağlayıp Suriye’deki mevcut sistemi korumak istediği açığa çıktı. Yani değişimci değil statükocu olduğu bir kez daha ortaya çıktı. “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” açıklaması bunu ifade ediyor. AKP Hükümetinin Suriye’deki değişikliklerden ne kadar korktuğunu ve değişime ne kadar karşı olduğunu gösteriyor.
Bu bakımdan artık gerçekleri iyi görmek ve anlamak gerekiyor. Şimdiye kadar sanıldığı gibi TC Devleti ve AKP Hükümeti Suriye’de gerçek bir değişimden yana değil, tersine değişime karşı ve mevcut sistemin korunmasından yanadır. AKP Hükümeti sadece Beşar Esat’ın değişmesini ve geri kalan sistemin olduğu gibi korunmasını istemektedir. Beşar Esat’ın değişimini de mevcut sistemi artık sürdüremez hale geldiği için istemektedir. Yoksa Esat yönetimi güçlü olsa ve mevcut sistemi koruyabilseydi AKP Hükümetinin hiçbir itirazı olmazdı. Nitekim 2000 yılından bu yana yaşananlar bunun çok açık bir kanıtıydı.
Ne zamanki Beşar Esat yönetimi Suriye’deki mevcut sistemi yönetemez hale geldi, ne zamanki Suriye’de değişimin yaşanacağı kesinkes ortaya çıktı, işte o zaman AKP Hükümeti Esat yönetimine karşı çıkarak kendini adeta savaş bayraktarı yaptı. Niçin? Esat yönetimi yıkılırken Suriye’de köklü değişikliklerin olmasını engellemek ve Baas’ın yönettiği mevcut sistemi korumak için. Bu nedenle, AKP Hükümetinin Suriye’de değişiklik istediği ve bunun için mücadele ettiği görüşü doğru değildir. AKP sadece Beşar Esat’ın değişmesini, mevcut sistemin ise korunmasını istemektedir.
Kısaca TC Devleti ve AKP Hükümeti Suriye’de gerçek ve köklü değişiklik istememektedir. Suriye’deki köklü değişimden aslında korkmaktadır. Özellikle en çok da Kürtlerin statü kazanmasından korkmaktadır. Irak sınırından sonra bir de Suriye sınırında yeni bir Kürt statüsüyle karşılaşacak olması adeta Türk inkârcı yönetimine kâbus yaşatmaktadır. Bu durumda halâ Kürtleri inkâr etmeyi sürdüremeyeceğini çok iyi görmektedir.
TC ile birlikte ABD ve AB’nin de Suriye’de ciddi bir değişimden yana olmadıkları anlaşılmaktadır. Onların da sadece Beşar Esat’ın değişimini isteyen bir yaklaşım içinde oldukları görülmektedir. Nitekim Suriye’de köklü bir değişim programları yoktur. Yine gerçekten Suriye’yi değiştirmek isteyen güçlere destek vermemektedir. Aslında Beşar Esat’ın değişimi temelinde Suriye’deki mevcut sistemin esas olarak korunmasını istemektedirler. Bu gerçeği de iyi görmek gerekir.
Suriye’de köklü değişiklik isteyen ve bunun için mücadele eden güçlerin demokratik çevreler, Kürtler ve diğer azınlıklar olduğu açığa çıkmıştır. Bunlar sadece Beşar Esat’ın değişmesini değil, mevcut baskıcı ve inkârcı sistemin kökünden değişerek yeni demokratik bir Suriye’nin inşa edilmesini istemektedirler. Böyle bir Suriye’de tüm halkların özgür yaşamasını, tam bir düşünce ve ifade özgürlüğünü, her kesimin örgütlenerek çıkarını savunmasını, kadın özgürlüğü temelinde tam bir toplumsal demokrasiye ulaşılmasını gerekli görmektedir.
Kürtlerin Kobani ve Afrin’den attığı adım böyle bir sürecin başlangıcı olmaktadır. Artık Suriye’de gerçek değişim başlamıştır. Başlayan Kürt özgürlük devrimi gerçek bir Suriye demokratik devrimi olacaktır. Kürtleri Süryaniler, Dürzîler, Ermeniler, Aleviler, diğer halk toplulukları izleyecektir. Bu da Suriye’yi eksiksiz bir demokrasiye taşıyacaktır. Demokratik Suriye ise, gerçekleşecek olan Demokratik Ortadoğu’nun başlatıcısı olacaktır.
Kürt özgürlük devrimiyle birlikte Suriye ve Ortadoğu böyle bir sürece girmiştir. Bu gerçeği iyi görerek, süreci başarılı bir biçimde yönetebilmek gerekir. Bu da demokratik güçlerin görevidir. O halde Kobani ve Afrin’den başlayan Kürt özgürlük devrimini selamlarken, aynı zamanda “Herkes görevinin başına” diyoruz!