Esasında Türkiye devleti Suriye’ye yönelik uluslararası bir müdahaleyi Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı çok cepheli bir savaşa dönüştürmenin de hazırlığı içindeydi. Ancak müdahalenin askıya alınması ile bu plan da tehir edilmiştir. Buna rağmen hükümet çok cepheli bir savaşı zaten sürdürmektedir. Artık uluslararası düzeyde bile Rojava’daki savaşta Türkiye’nin El Nusra çetelerine verdiği destek açıkça eleştiri konusu yapılmakta ve hükümet yetkilileri tarafından yalanlanmamaktadır. Asıl kötü olan da bu durumun giderek kanıksanma eğilimi göstermeye başlamasıdır. Türkiye’nin Rojava’da Kürt halkına karşı illegal olarak sürdürmekte olduğu savaş bir devamlılık kazanmakta ve bu yolla Türkiye bir müdahale unsuru olma konumunu sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.
Kürtlerin kanı üzerinden ve uluslararası güç odaklarının işine gelen bir muhtevayla sürdürülmekte olan bu kirli savaşın Rojava’da askeri başarı kazanması bugün için imkansızdır. Amaçlanan, Rojava’nın statüsünü tartışmalı bir durumda tutmak ve bir savaş bölgesi niteliğine mahkum ederek ilerde bir müdahalenin koşullarını oluşturmaktır. Diğer yandan böylesi bir fiili durum, Güney Kürdistan’daki federal yönetim ile Kürt Özgürlük Hareketi arasında bir egemenlik çatışmasını da körüklemek için kullanılmaktadır. Böylelikle Ulusal birliğe doğru gidecek yolun tıkanacağı hesap edilmektedir. Ulusal kongrenin tehir edilmesi ve belki de yakın bir gelecek için tümden devre dışı bırakılması çabaları yanı sıra sayıları 60.000’e ulaşan bir Rojava nüfusunun Güney’e göçe özendirilmesi gibi girişimler hep bu savları güçlendirmektedir.
Türkiye, Güney Kürdistan’da başta ekonomik çıkar ilişkileri olmak üzere istihbari ve askeri varlığını tahkim etmekte ve bu tahkimat üzerinden Kürtlerin geleceği üzerinde söz sahibi olmak istemektedir. Bu tipik sömürgeci bir faaliyettir ve birliği zedelememe adına görmemezlikten gelinemeyecek kadar tehdit edici bir nitelik kazanmıştır. Türkiye’nin bu yolla Kürtlerin içişlerine karışmaları ve kendileriyle işbirliği içinde bir siyasi elit yaratma çabalarına karşı durulmalıdır. Bu görev de esas olarak Güney Kürdistan’ın yurtsever halkına düşmektedir. Bu uğursuz çabalara verilecek en iyi cevap ise biran önce Kürdistan Ulusal Kongresinin toplanması olacaktır.
Kürt Özgürlük Hareketi gelinen aşamada artık silahlı mücadeleyi devre dışı bırakacaksa etkinliğini sürdürmek için yeni kodlar bulmak durumundadır. Başka bir deyişle silahlı direnişin yarattığı manevi bütünlüğü koruyacak yeni ve etkili bir siyasal dil oluşturmak ve mücadeleyi daha evrensel bir özgürlükler ve ileri demokratik aşamalara taşımak zorundadır. Sayın Öcalan bu durumu görmekte ama koşulları dolayısıyla yeterli etkinlikte müdahale edememektedir. Ama bütün yoğunlaşması bu yeni duruma ilişkindir. Bunu herkesin görmesi gerekiyor. Daralma ve içe kapanma yerine etkili ve daha evrensel bir siyaset ve örgütsel çeşitliliğe ihtiyaç vardır. Bu temelde PKK’nin temsil ettiği enerji, yaratıcılık, israr ve sabra her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu ortadadır.
Egemen güçler, uzun savaşların ardından gelen böylesi müzakere ve barış süreçlerini yeni tutsaklıklara dönüştürme konusunda yeterince mahirdirler. Silahlı direnişin ardından başlayan süreçte eğer silahın toparlayıcı etkisi yerine aynı etkinlikte barışçıl araçlar konulamazsa ve bu konuda ürkek ve tutucu olunursa kaybedilir. Kürt Özgürlük Hareketi otuz yıllık savaşta hep ilkleri başarmıştır. Şimdi de bu yeni merhalenin gereklerini yerine getirecektir. Bunda herhangi bir kuşkuya yer yoktur.
cenap.oezek@hotmail.de
Özgürlük Hareketi’nin engelli koşusu