
Adalet, eşitlik, barış ve kardeşlik onlar için ne anlam ifade eder bilmiyorum, fakat kadim mekanlarımıza ateş kusarken bile sömürgeciliğin
Cellatların lanetli yüzünüze beddualar ettik, doğan günü, akan suları, soluduğumuz havayı, toprağı kutsal bildik. Sürgün yemiş düşlerimizde hala boynu bükük masum çocukluğumuzdur her dönemeçte önümüze çıkan.
Zehirli ırkçı cellatlar içimize birer engerek gibi sızdılar. Emir merkezi bellidir; Kıbrıs ya da Ankara ne fark eder.
Öldürülenlerimizin çığlıkları uykularımızı tar û mar etsede, her gece sabaha, her savaş barışa gebedir; fakat naifliğimizdi bizi Paris’te kahreden.
Tarihin lanetli yüzünde ki kara sesliler tarihin derin koyaklarından gelen bizleri kayıtlara kılıç artıkları diye geçirdiler fakat sayenizde kadim halkımız yekvücut özgürlüğe yürüyor. Ve özgür, aydınlık günler düşündüğümüzden de yakın. Özgürlüğü onur bildiniz ve halkınıza direnmeyi öğrettiniz. Şimdi dağlarda ve zindanlarda direnen bütün yüreklerdesiniz.
taş kitabeleri çözerken
büyülü sözcükler çarpıyor bilincimize
aşk ve ölüm arasında
öncesiz ve sonrasız
çığlıklar yükselir kırılmış ışıklar içinde
ey yaralı ülkemin tanrıçaları
gözlerinizde mevsimleri
ve en dokunaklı ezgileri
yarım bırakıp gittiniz.
Her katliam sonrası Zap suyu ağıt taşır gecelerimize.
Munzur yorgun akar, zaman tüneline dönen gözlerimizle, dehşet içinde bakamayız artık linç edilen halkımıza. Bu kadar zulüm bu kadar yalan yetmedi mi hala?
Ey paramparça halkımızınn aydınlık yüzleri, cellatlara inat nasılda sahiplendiniz yüreğimizin başkentinde. İşte düşmana inat kutsal öümlerde çoğalırız.
AYDIN DERE