Bir yandan sınıfsal, bir yandan cinsel kimliğinden dolayı çifte sömürüye maruz kalan kadın, her alanda çok yönlü saldırılarla karşılaşıyor. Hele de Kürt ise sınıfsal ve cinsel baskının üzerine bir de ulusal baskı ve sömürü ekleniyor; devlet merkezli şiddete maruz kalıyor.
Neyse ki Kürt ulusal mücadelesine dahil feminist bir hareket var. Neyse ki bu mücadele üzerine araştırmalar yapan kadınlar var. Dilar Dirik de işte bu kadınlardan biri. Kuzey Kürdistanlı mülteci bir ailenin kızı olan Dilar, lisansını Amerika'da Tarih ve Siyasal Bilimler Bölümü'nde yapmış. İngiltere'nin Durham Üniversitesi'nde, Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde yüksek lisans yapan Dilar, şimdi Cambridge Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde kadın hareketi üzerine doktora çalışması yapıyor. Dilar'la çalışmaları hakkında görüştük.
Kadınlar üzerine çalışmasının hem sosyolojik hem de özel gerekçeleri olduğunu söyleyen Dilar, bunları şöyle sıralıyor: "Birincisi, küçüklüğümden beri çok güçlü ve iradeli kadınlar ortamında büyüdüm. Hem kendi ailemdeki hem de dernek ve arkadaş çevresindeki kadınların duruşu beni etkilemişti. Ancak bazı çelişkilerin de farkındaydım. Toplumumuzda bir yandan Kürt kadın gerillalar varken öte yandan çocuk gelinler, kadına yönelik şiddet ve namus cinayetleri gibi olgular da bulunuyor. Bu çelişkiler üzerine biraz araştırma yaptıktan sonra bu kadar feodal, ataerkil bir toplumda bu denli güçlü bir kadın hareketinin nasıl ortaya çıkabildiğini merak ettim."

Kendi evinde işgalci erkekler...
Kadın hareketinin kuvvetinin ve kadınlara yaklaşımın devrim ve özgürlük anlayışının asıl ölçüsü olduğunu belirten Dilar, "Kürt erkeklerinin birçoğu kendini solcu veya demokrat hatta devrimci sayıyor; fakat kendi evine döndüğünde despotizme ve faşizme başvuruyor. Kendi evinde işgalci olmak daha dehşet verici bir şeydir halbuki! Bir toplumun özgür olması için kadının özgürlüğünü önemsemesi gerekir" diyor.
Sorun sistematik, çözüm radikal
Kadın sorununun "devrimden sonra", "özgürlükten sonra" denilerek ertelenemeyeceğinin altını çizen Dilar, Avrupalı feministleri de eleştiriyor. Avrupalı feministlerin Batılı toplumlarda eşitliğe ulaşılmış gibi bir tavır sergilediğini vurgulayan Dilar, "Halbuki kadına karşı şiddet global bir sorun. İstisnasız, dünyanın her yerinde var olan, sistematik bir sorun. Bu bakımdan çözümü de siyasi ve radikal olmalıdır" diyor.

Avrupa'daki Kürt kadını

Dilar, Avrupa'da yaşayan Kürt kadınlarının sorunlarıyla da özel olarak ilgileniyor. Dilar, şunları söylüyor: "Kürdistan'daki kadar siyasi baskı ve şiddet görmeseler de, sürgünde büyüyen Kürt gençlerinin durumu da çok zor. Kimlik arayışında bir sürü çelişki yaşıyorlar. Bu da beraberinde bazı psikolojik sorunları getiriyor. Örneğin bazen ailelerinin kültürlerini, birlikte yaşadıkları Avrupalı ortamda entegre edemiyorlar. Kendinden utanma ve kendini tam hissetmeme gibi birçok negatif hissiyat, birçok Kürt gencinde bulunuyor. Avrupa'da yabancı olarak hem ırkçılıkla karşılaşıyor hem de sosyo ekonomik sorunlar yaşıyorlar. Memleketlerine döndüklerinde ise 'Almancı' ya da 'Avrupalı' olarak görülüyorlar; ayrıca Kürt oldukları için de dışlanıyorlar. Bunun yanında, örneğin Almanya'daki Kürtler, uzun bir süre boyunca Türk olarak algılandı. Hep Türk sandığım arkadaşlarımın birdenbire Kürt olduklarını öğrendiğimi hatırlıyorum. Yani aşırı derecede bir kendinden utanma ve kendi kendini asimile etme eğilimleri var, Avrupalı Kürtler arasında."

Avrupa'daki Kürt aileler tutucu
Diasporada yaşayan genç Kürt kadınları için bu sorunların daha da ağır yaşandığına dikkat çeken Dilar, şu tespitlerde bulunuyor: "Bazı aileler, kendi kimliklerini koruma kisvesi altında daha da tutucu olabiliyor. Tutucu tavırlar da kadınların bedeni üzerinden tanımlanıyor. Namus ve değer kavramları, kızların bedeni etrafında algılanıyor. Bu yüzden de örneğin namus cinayeti gibi suçlar, diasporada çok görülür. Fakat, birçok tehdit ve engellemeye rağmen diasporadaki Kürt gençlerinin ve özellikle de genç kadınların çok aktif ve politik olduklarını düşünüyorum."

Güney'de kadının durumu vahim
Dilar'ın bir başka yoğunlaşma alanı da, kadın sorunu bağlamında Kürdistan'ın parçaları arasındaki farklılıklar... Rojava'da kadın özgürlüğü üzerine bir proje inşa edilirken Güney Kürdistan'da farklı bir durum geliştiğini belirten Dilar, "Aslında zengin, sağlam ve özerk olan bu bölgede kadınların statüsünün daha yüksek olmasını bekler insan. Ancak tam tersi, orada kadına karşı şiddet çok vahim bir durumda" diyor.

Kadın özgürlüğü güzellik yarışmasıyla olmaz

Kadın sorununun kökeninde ataerkil yapının olduğunu kaydeden Dilar, şöyle devam ediyor: "Özgürlük için sırf Kürdistan adı geçen bir yönetim yetmez. Özgürlük ve eşitliğin, devletleşmeyle bir alakası yoktur. Uluslararası sistem, kapitalist, pragmatik ve ataerkil bir Kürdistan'ı kabul edebiliyor. Bu sisteme başkaldıran, potansiyel tehlike olarak ortaya çıkan siyasi kesimler ise bu güçler tarafından marjinalleştiriliyor. Güney Kürdistan yönetimini demokratik, modern ve sağlam olarak alkışlayan sistem, Rojava'daki Kürtlere Cenevre 2 için bir delegasyon bile vermedi. Sorun siyasi ve ideolojiktir. Feodal ve ataerkil partiler, özgürlüğün ve modernitenin güzellik yarışmaları düzenlemekle ya da büyük alışveriş merkezleri inşa etmekle mümkün olabileceğini sanıyorlar; fakat özgürlüğe ancak eşit bir toplum inşa edilerek ulaşılabilir."
Kadın mücadelesinin mutlaka özerk kadın hareketiyle yürütülmesi gerektiğini düşünen Dilar, buna dair şunları anlatıyor: "1980'lerde PKK'li kadın gerillalar çok zorluk çekti. O zamanlarda, köyleri yıkılmış, daha çok eğitimsiz ve feodal bir halk kesimi katıldı gerillaya. Kadınlar kendilerini ispatlamak için çok zorluk yaşadı. 90'larda ise özerk bir kadın hareketi kurulması ihtiyacını anladılar. Bir kadın ordusu ve kadın partisi kurarak gerçek anlamda bir kadın hareketi oluşturdular. Röportaj yaptığım bir kadın gerilla bana, 'Kürt kadınlarının Türk devletinden kazanacak bir şeyleri yoktur; çünkü zaten her şeylerini onun yüzünden kaybetmişlerdir. Bundan dolayı da Kürt kadınları, erkeklerinden daha radikaldir' demişti."

Yavaş ama radikal dönüşüm

Kürt Kadın Hareketi'nin diğer feminist hareketlerden halka yaslanması yönüyle ayrıldığını vurgulayan Dilar, süreç içerisinde yaşanan gelişimle yavaş ama radikal bir dönüşüm gerçekleştiğine dikkat çekerek, "O kadar ki, bugün artık siyasi ortamlarda, derneklerde hiçbir erkek açık bir şekilde kadın haklarına karşı olduğunu ifade edemez, dışlanır" tespitinde bulunuyor.
Barış ve Demokrasi Partisi ve Halkların Demokratik Partisi'nin kadın katılımını sağlamak için uyguladıkları kotanın doğru bir yöntem olduğunu belirten Dilar, "Bence bu tür mekanizmalar, insanlara BDP-HDP'nin gerçekten demokrasiden yana olduğunu gösteriyor" diyor.
Dilar son olarak, Kürt Özgürlük Hareketi'nin sadece kadınları değil, bütün farklı kesimleri yönetime katmak için çaba gösterdiğini hatırlatarak, sözlerini şöyle bitiriyor: "İnsanlar ancak bu tür çabalarla binlerce yıldır süren erkek egemenliğini, emperyalist, devletçi, ırkçı ve kapitalist sistemi devrimci bir şekilde yok edebilirler. Demokrasiyi bankalarda, NATO gibi savaş ittifaklarında, erkek dolu parlamentolarda bulamayız. Halkın tüm renklerini temsil eden bir örgütlenmeyle ancak, demokrasiden bahsedebiliriz."



ÖZLEM GALİP/LONDRA