Uluslararası Komplo’nun 16. yılı Komplo gerçeği ve Kürtler - II -

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tezgahlananın bir komplo olduğunu söylemek ve deşifre etmekle kalmadı, boşa çıkarmak için de İmralı sistemi koşullarında 13 yıl boyunca fiziksel, ruhsal, duygusal ve düşünsel alanda amansız bir direniş sergiledi. Yalnızlığın yaman öğreticiliğinde İmralı hücresini bir inzivaya dönüştürdü ve kendi deyimiyle İmralı’da düşünsel-felsefi olarak yeniden doğuşunu gerçekleştirerek düşüncelerini en rafine düzeye ulaştırdı. Bu, komploya karşı başarılı çıkışın ilk adımı oldu. Ardından beş ana kitaptan oluşan dev bir zihniyet devriminin temellerini attı.
Kürt Halk Önderi savunmalarında sadece kendisinin uğradığı haksızlığa dikkat çekmekle kalmadı, binlerce yıllık egemen sömürücü sistemi sorguladı; Anadolu ve Mezopotamya’daki Ermeni, Helen ve Süryani halklarının katliamında Avrupa’nın oynadığı rolü ortaya koydu. Türk ulus-devleti, Avrupa ülkelerinin çıkarlarına çeşitli diplomasi oyunlarıyla uyum gösterdiğinden bu halklar da tarihin sayfalarında unutulmaya terk edilmişti. Aynı durum şimdi de Kürtlerin başına geliyordu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında komploya uğrayan Kürt halkıydı, onun hukukuydu. Yüz yıllık homojen ulus yaratma çabalarının, inkar ve asimilasyonun üzerine eklenen Uluslararası Komplo, öyle sıradan değil, bir halk için ölümcüldü. Özellikle İngiltere, ABD ve İsrail’in Türkiye lehindeki tavırları Öcalan’a yönelik komplonun başarıya ulaşmasında belirleyici olmuştu.
Türkiye’de alevlenen idam tartışmaları ve artan fedai eylemleri bir yandan hükümeti sarsıyor, diğer yandan önü alınmasa yüz yıl sürecek bir iç savaşın ve halklar boğazlaşmasının fitilini ateşlemeye hazırlanıyordu. Komplonun gerçek yüzü esas o zaman görünür olmuştu. İmralı’daki Genelkurmay temsilcisi Öcalan’a, “Apo, oyun büyük. Beraber boşa çıkaralım” demiş, bu sözler cılız da olsa barış ve siyasi çözüm şansının yaratılmasına ön ayak olmuştu.

Herkes denetimine almak istedi

Öcalan’ın çağrısıyla kendini yakma ve fedai eylemleri bir anda durdu. Gerilla güçleri sınır dışına çekildi, silahlı bir grup gerilla iyi niyet göstergesi olarak demokratik çözüm ve barışa katkı sunmak amacıyla silahlı mücadelenin ilk başlatıldığı yerlerden biri olan Şemzînan’dan Türkiye’ye giriş yaptı. Ardından Avrupa’dan ikinci Barış Grubu gitti. Ancak her iki gruba da onlarca yıl hapis cezası verildi. Geri çekilen gerilla güçlerine Talabani liderliğindeki YNK savaş açtı. Ortam kimi güçlerce ısrarla provoke edilmek isteniyordu. Uluslararası güçlerden her biri PKK’yi kendi denetimine almak ve amaçları doğrultusunda kullanma, kendi PKK’sini oluşturma çabası içerisindeydi.
Gerilla güçlerinin Öcalan’ın 2 Ağustos 1999’daki çağrısı üzerine sınır dışına çekildiği, PKK’nin olağanüstü kongreyle stratejik değişime giderek siyasal demokratik mücadele kararı aldığı ve 11 Eylül’de Amerika’nın ekonomik merkezi ikiz kulelere yapılan saldırılar ardından ABD’nin ikinci kez Irak’a müdahaleye hazırlandığı koşullarda, Kasım 2002 yılında Türkiye’de genel seçimler oldu. Sonuçta Kayseri-Konya sermayesine dayalı, İngiliz destekli AKP tek başına iktidar oldu. Sürecin detaylarını daha sonra Öcalan, avukatlarıyla yaptığı görüşmede değerlendirecek ve bunun barışçıl çözümün engellenmesine dönük bir komplo olduğunu ifade edecekti.
ABD Irak’ı işgal etti, Saddam idam edildi ve Güney Kürdistan’da bölgesel bir parlamento oluştu. Zaman Öcalan’ı bir kez daha haklı çıkardı. Kuzey Kürdistan halkının ve özgürlük hareketinin yok sayılması temelinde Güney’deki işbirlikçi Kürt çizgisine güneyle sınırlı bir ulus-devletçik vaat ediliyordu. AB’ye uyum yasalarıyla işe koyulan AKP, sorunlu 1 Mart tezkeresinden sonra uluslararası güçlerin Ortadoğu ve Asya’ya yönelik yeni planlarında bölgesel ajan olmayı kabul etmişti. Kısa zamanda ulusalcı Ergenekon yerine kendi yeşil Ergenekonunu ikame edip ABD’nin ılımlı İslam projesinin bölgesel aktörü ve Truva atı olduğunu ortaya koydu. Efendilerine yapacağı bu hizmete karşılık Türkiye’de iktidarını sürdürme ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni, Kürt halkını ezme icazeti almıştı. PKK’nin içine kadar sızan komplocu güçler hareketin içerden tasfiyesi için sarf ettiği çabaların karşılığını almış ve örgüt, tarihinin en derin krizini ağır hasarla ancak atlatabilmişti. Buna karşılık PKK, 1 Haziran 2004 Atılımı’yla yeniden silahlı direnişe geçti.

Kürt halkı iradesini beyan etti

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 2005 yılında demokratik konfederal sistemini “KCK” olarak ilan etti. Kürt halkı da aynı yılın Newroz’unda görkemli katılımıyla bunu kabul ettiğini meydanlarda haykırdı ve 3.5 milyon kişi Abdullah Öcalan’ı siyasi iradesi olarak kabul ettiğini alenen ilan etti.    
Yeni paradigmasıyla KCK, ulus-devlet yerine demokratik ulus anlayışını benimsemiş ve bunun tüm bölge halkları için bir alternatif olduğunu ortaya koymuştu. Ortadoğu’daki kukla ulus-devletler bile statükocu yapılarıyla dünya hegemonu ABD için aşılması gereken bir yapılanmaya dönüşmüştü. Buna direnen Saddam’ın akıbetinden diğerlerinin de ders çıkarması istenmişti. Ancak halkların özgürlük seçeneğinin diriliği ve PKK’nin 30 yıllık mücadelesiyle buna ilham kaynağı oluşu, uluslararası güçlerin planlarını bozuyordu. Öcalan’ın özgürlükçü-halkçı çizgisiyle BOP’un ılımlı İslam çizgisi, bu nedenle her yönlü kıyasıya bir mücadele içerisindedir. Bu yönüyle planın bölgesel aktörü olan AKP iktidarı İslam dinini de Kürt soykırımının sonuca ulaştırılması için kullanmaktan geri durmadı. Yüz yıldır uygulanan ve sonuç almayan ulusalcı faşizmin yöntemlerine ilaveten her tür komploculuğa başvurdu. Şemdinli’de “iyi çocuklar” suçüstü yakalandı, ama bombalananlar tutuklandı, kadın ve çocuklar Erdoğan’ın talimatlarıyla sokak ortasında vuruldu, halka yaşamın her alanında polis terörü uygulandı. Yetmediğinde hukuki terör devreye konuldu. Kürt’ün katline fermanı/fetvayı okyanus ötesinden hoca efendileri vaaz etti.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin aktifleştiği her dönemde aracılar kullanarak, mesajlar göndererek ateşkes ve eylemsizlik talebinde bulunan AKP, tümüne de olumlu yanıt aldı. Buna rağmen çözüm niyetini bile beyan edecek somut tek bir adım atmadı. Dolmabahçe’de Mayıs 2007’deki Erdoğan-Büyükanıt görüşmesi, bu dördüncü komplonun düğümünü çözebilecek nitelikte olduğu halde “devlet sırrı” yalanıyla kamuoyundan gizlendi. Bu görüşmede Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı ve AKP iktidarının devamına karşılık Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünün engellendiği ve Ergenekon davasında artık tümüyle deşifre olmuş kimi askerlerin tutuklanmasında anlaşmaya varıldığı, pratik uygulamalardan anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanı Gül’ün ilk ziyaretini başkomutan edasıyla Kürdistan’daki kışlalara yapması da dikkatlerden kaçmadı.

Hükümet çözüme gelmedi

Ardından Kürt Halk Önderi Öcalan’ın zehirlenmesi, ardı ardına hücre içinde hücre cezalarına çarptırılması, yere yatırılarak fiziki işkence yapılması, “zamanı geldiğinde öldürüleceğinin” söylenmesi, Erdoğan’ın “Düşünmezseniz kürt sorunu yoktur” söylemine gerilemesi, 5 Kasım’da Washington’da gerçekleşen Bush-Erdoğan görüşmesi ve eş zamanlı hava saldırıları, çeşitli Kürt hareketlerinin PKK’siz sözde bir Kürt Konferansı toplayarak PKK’ye silah bırakma çağrısı yapmayı planlaması, Avrupa’daki PKK kadrolarının ve KONGRA GEL yöneticilerinin tutuklanması, CPT’nin zamanında İmralı’ya gelmemesi ve geldikten sonra da hazırladığı raporu kamuoyuyla paylaşmaması, Türk ordusunun Şubat 2008’de gerçekleştirdiği kapsamlı Zap Operasyonu (sonu hezimet oldu) ve Türk ordusuna destek olarak peşmerge güçlerinin gerillayı kıskaca alma girişimi... Tüm bunlar, talep üzerine PKK’nin ilan ettiği ateşkes ve eylemsizlik süreçlerine AKP ve uluslararası cepheden verilen yanıtlar oldu. Kürtlerin talepleri görmezden geliniyor, oyalama ve çürütme politikasında ısrar ediliyordu. Ancak buna rağmen Kürt Özgürlük Hareketi ve Öcalan barışçıl demokratik çözüm seçeneğini güçlendirme çabasından geri durmadı. Fakat 13 Nisan 2009’da KCK’nin eylemsizlik kararını uzatması da, ardından Kürt Özgürlük Hareketi cephesinden atılan bütün adımlar da hükümet cephesinden karşılık bulmadı. Hatta KCK’nin kararının üzerinden 24 saat bile geçmeden “KCK Operasyonları” adı altında siyasal soykırım operasyonlarının startı verilmiş; binlerce Kürt siyasetçinin hapsedilmesiyle sonuçlanan “hukuki”(!) saldırı dalgasına girişilmişti. Devlet Kürtleri kaybettiğini artık iyiden iyiye görmüş; ancak içinde sindirememişti. Öyle ya, Kürt devletin kölesiydi ve özgüleşemezdi!
Siyasal soykırım operasyonlarının da barış ve çözüm çabalarına yönelik bir komplo olduğunu belirten Kürt Halk Önderi, derinlikli bir çözüm perspektifi için bu dönemde Yol Haritası’nı hazırlamaya başladı ve bütün kesimlerden görüş istedi. Bu dönemde AKP cephesinden ise yeniden “açılım” sözleri gündemleştirilmeye başlandı. Adına önce “Kürt Açılımı, sonra “Demokratik Açılım”, ardından ise “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” denilen “şey”in ne içerdiği, bugün bile bilinmiyor! Diyalogların geldiği aşama da, sürecin devlet cephesindeki “bilinmezliğini” bir kez daha teyit ediyor. Çözüm iradesi ve samimiyetini bütün çıkışlarıyla kanıtlayan Özgürlük Hareketi’ne karşılık devlet, sürecin gerektirdiği en basit konularda bile güven vermemeyi sürdürüyor. Fakat bir şey, netliğini her geçen gün daha da artırıyor: Kürt halkının özgürlüğü, engellenebilir olmaktan çıkmıştır. Komplo boşa düşmüştür. Kürt halkının özgürlüğü, öyle ya da böyle bir süreç nihayetinde kazanılacak, Ortadoğu’ya güneş, Kürdistan’dan doğacaktır.

Tamamen boşa çıkarıldı

Komplonun 12. yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan komplonun hedeflerini sıralıyor ve boşa çıktığını şu sözlerle müjdeliyordu: “Komplonun on ikinci yılına girerken şunları belirtebilirim: Nasıl ki 1920’li yıllarda, öncesinde 1915’lerde Ermenileri önce destekleyip onları öne sürüp daha sonra Anadolu’dan tamamen tasfiye olmalarına neden oldularsa, aynı şekilde Yunanlılar nasıl önce desteklenip sonra Anadolu’dan tamamen tasfiye edildilerse, aslında 15 Şubat 1999’da gerçekleştirilen komployla amaçlanan nihai şey de buydu. Türkiye’den daha sonra komünistler ve diğer muhalifler de tamamen tasfiye edildiler. Ve bu şekilde Türkiye tamamen Batılı kapitalist devletlerin istediği özelliklere sahip, onların amaçlarına uygun bir devlet haline getirilmiş oldu.
Komployla amaçlanan üç şey vardı. Benim teslimimle PKK’nin tasfiyesi karşılığında aynı 1920’lerde Türkiye devletini kendilerine bağladıkları gibi Güney’de kendilerine bağlı, kendi denetimlerinden ve kontrollerinden çıkmayacak bir siyasal Kürt oluşumunun önü açılacaktı. Ki bu kısmen oldu. Ayrıca Kıbrıs’ta Yunanistan’a söz verilmişti. Bir de küçük Ermeni devletine verilen sözler vardı. Türkiye’ye bunlar kabul ettirilecekti. Ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Ben buradan halkımıza artık müjdeyi verebilirim. Komplonun 12. yılına girilirken komplo boşa çıkarılmıştır. Bu kesin olarak anlaşılmıştır. Bu benim buradaki sabırlı duruşum ve halkımızın ortak çabasıyla gerçekleşmiştir. Bunu artık halkımıza açıkça ifade edebiliriz: Komployu boşa çıkarmayı başardık. Nasıl bunun için 11 yıl direndiysem 12. yılda da yine aynı şekilde direnmeye devam edeceğim. Bütün bu komploya ve tasfiye girişimlerine rağmen sonuçta hareket ve halkımız güçlenerek çıkmıştır.”
Bu sözler güncelliğini koruyor; Uluslararası Komplo’yu boşa çıkaran Kürt halkının özgürlük yürüyüşü ise her gün yeni zaferler yaratarak o büyük zafere bir adım daha yaklaşıyor.

YARIN:

* Komplo çabası sürüyor
* DAİŞ komplosunun hedefi:
Öcalan fikriyatı ve Demokratik Ulus


AHMET ÇİMEN