İyi niyetli, vicdanlı insanlar, “bir tek Kürt ve Türk gencinin ölmemesi için herkes üzerine düşeni yapmalı” dedi, vicdansızları ise boş verelim zaten…
İşte tam da bu noktada gençlerin bundan sonra ölmemesi için ahlaklı siyaset yapmak gerek… Kürt ve Türk halkının asgari düzeyde de olsa barışması, kaynaşması, eşit haklara sahip olmaları için dünya örneklerinden yararlanmak gerek… En önemlisi onurlu bir yüzleşmenin adımlarının atılması gerek… Kürt ve Türk siyasetçilerinin kendi halklarını ikna etmesi gerek. Gerçekler anlatılmalı, zulüm utandırmalı, özür dilenmeli, insanlar iyileşmeli…
Ortada 35 yıllık bir savaşın insanlar üzerinde yarattığı ciddi bir travma var, bu travmanın yaralarını sarmak şüphesiz bugün yarın olabilecek bir mesele değil, uzun vadeli ama karşılıklı anlaşmalar yapılırsa, talepler karşılanırsa ve elbet buna uyulursa sonuç alınır…
Şüphesiz daha çok tartışacağız ama tartışırken de hassasiyetlerimizi de göz ardı etmeyeceğiz…
Milletvekili Aysel Tuğluk, barışı daha erken getiremedikleri için Kürtlerden ve Türklerden özür diledi… Pardon ama savaşı Aysel Hanım mı çıkarmıştı, barışı da kendisi mi getirecek!
Ne zaman mağdurlar, zalimlerden özür dilemeye başladı. Ya da barış geldi de bizim mi haberimiz yok! Diyarbakır’dan her gün savaş uçaklarının kalktığı şu günlerde bu neyin özrü?
Daha taraflar oturup bir konsensüs oluşturmadan, hükümet kanadından hiçbir adım atılmazken, bu neyin özrü!
Ne Kürt halkını, ne de Türk halkını ikna etmeden bu neyin özrü?
Bu tür açıklamalar talihsiz açıklamalardır, toplumları rencide eden açıklamalardır. Bir özür dilenecekse bu karşılıklı olur, tek taraflı olmaz. Ayrıca Kürt halkı barış konusunda elinden gelenin fazlasını yaptı, barış uğruna çocukları öldü… Kürt halkının seçilmiş bir temsilcisi olarak, “Biz Kürt siyasetçiler barış için elimizden geleni yaptık, yapıyoruz, sıra karşı tarafın adımlarında” demek daha vicdanlı bir açıklama olurdu…
Yeni bir sürecin başladığının herkes farkında, başta Kürt halkı olmak üzere ciddi bir kesim süreci olumlu karşılıyor. Tüm dünyanın savaşlardan yorulduğu bu süreçte Kürt halkı da yoruldu, eminim onurlu Türk halkı da yorulmuştur…
Diyarbakır Newroz’u sadece Kürtleri değil, Türkleri de hatta tüm dünyayı ilgilendiren bir mesajdı. Bu süreçten sonra hükümetin, Erdoğan’ın geri adım atması mümkün değil, atacağı her bir geri adım kendisine ve hükümetine ciddi zarar verir, en önemlisi topluma zarar verir, önemli olan bu süreci aklıselim, samimi bir şekilde götürmek…
Artık bu süreçte her şey yeniden şekillenecek, pozisyonlar, stratejiler, hedefler, söylemler, yöntemler ve idealler ve hatta ideolojiler bu değişimden nasibini alacak… Bu tarihsel değişimin gerisinde kalanlar, zamanın gerisinde kalacaktır.
Bu süreç salt siyasetçileri ilgilendiren bir süreç değil… Başta, siyasetçiler, aydınlar, sanatçılar, sivil toplum örgütleri kendini toplumdan ayrı görmemeli, toplumun içinde, toplumun bir parçası olarak, toplumla birlikte hareket etmeli…
Herkesin bu sürece dâhil olması sağlanmalı…
Özür mü!
2013 yılının Diyarbakır Newroz’u ve Öcalan’ın mektubunun ardından yeni bir sürecin başlaması ve bununla birlikte de genel toplumda ılımlı bir havanın esmesi herkes açısından sevindirici bir durum…